Küresel turizm 1,8 milyar ziyaretçi hedefine doğru hızla ilerlerken, dünyanın en popüler destinasyonlarında kalabalık baskısı giderek artıyor. Bu artış, birçok ülkede daha önce “aşırı” sayılabilecek önlemlerin gündeme gelmesine yol açıyor
Haber Giriş Tarihi: 21.02.2026 18:19
Haber Güncellenme Tarihi: 21.02.2026 18:23
Kaynak:
gazete oksijen
Japonya 2025’te yaklaşık 43 milyon ziyaretçiyle tarihinin en yüksek turist sayısına ulaştı. Avrupa ise dünya genelindeki 1,5 milyar uluslararası varışın yarısından fazlasını ağırladı. Küresel seyahat hacminin 2030’a kadar 1,8 milyara çıkması beklenirken, hükümetler artan yoğunluğu yönetmek için yeni yollar arıyor.
Bu kapsamda bazı ülkeler, yapay zekâ destekli kalabalık kontrol sistemleri devreye alıyor, fiziksel bariyerler kuruyor, yabancı ziyaretçilere daha yüksek giriş ücretleri uyguluyor ve hatta simgesel etkinlikleri iptal ediyor.
Çoğu ülke, turistleri tamamen caydırmak istemiyor ancak ziyaretçileri yıl geneline yaymayı, daha kurallı ve sorumlu bir turizm anlayışını teşvik etmeyi ve yoğunluğu farklı bölgelere dağıtmayı hedefliyor. Turizm otoriteleri ve sektör temsilcileri, artan baskıya karşı daha kararlı ve sert yöntemleri denemeye devam ediyor.
BBC, ülkelerin aşırı turizme karşı aldığı önlemleri derledi:
Japonya: Engelleme ve kısıtlama dönemi
Fuji Dağı’nın eteklerinde kiraz çiçekleri bu yıl da açtı, turist akını da sürüyor. Ancak Japonya’nın Fujiyoshida kentinde geleneksel sakura festivali iptal edildi. Normalde yaklaşık 200 bin ziyaretçiyi ağırlayan etkinlik, yerel halkın artan çöp sorunu, izinsiz girişler ve turistlerin özel mülklere girmesi yönündeki şikâyetleri üzerine kaldırıldı. Kiraz çiçeği festivalinin iptali, Japonya’nın aşırı turizmi kontrol altına almak için attığı adımların son halkası oldu.
Uzun süredir yoğunlukla mücadele eden Kyoto’da da benzer önlemler devreye alındı. Kent yönetimi, tarihi Gion bölgesindeki bazı sokaklara erişimi kısıtladı ve geyşaların fotoğraflanmasını yasakladı. Bunun yanı sıra teknolojiye yönelerek dijital kalabalık yönetim araçlarını hayata geçirdi.
Yeni “Yoğunluk Tahmin” sistemi, turistik noktaları ziyaret etmek için en uygun gün ve saatleri öngörüyor. “Smart Navi” uygulaması ise anlık kalabalık bilgisi sunuyor. “Hidden Gems” (Gizli Hazineler) girişimi, ziyaretçileri ünlü tapınakların dışındaki daha sakin altı bölgeye yönlendirmeyi amaçlıyor. “Hands Free Kyoto” uygulaması ise valiz taşıma ve depolama hizmeti sağlayarak toplu taşımadaki yoğunluğu azaltmayı hedefliyor.
Kyoto Sürdürülebilir Turizm Tanıtım Bölümü yöneticisi Kousaku Ono, “Aşırı turizme karşı sihirli bir çözüm yok. Ancak hem vatandaşların günlük yaşamını korumak hem de ziyaretçilere konforlu bir deneyim sunmak için önlemler almaya devam edeceğiz” dedi.
Tur operatörleri de rotalarını değiştiriyor. B-Corp sertifikalı Inside Travel Group, Japonya programını daha az ziyaret edilen Toyama, Nagoya, Nagasaki, Aomori ve Yamaguchi gibi beş bölgeye kaydırdı. Şirketin genel müdürü Tim Oakes, “Aşırı turizm, seyahatin geleceği açısından en büyük tehditlerden biri. Sektörün bu sorunla doğrudan yüzleşmesi gerekiyor. Bu bölgeler ziyaretçi istiyor, ancak aşırı kalabalık değil” ifadelerini kullandı.
ABD: Uluslararası ziyaretçilere ek ücret
ABD ise aşırı turizmle mücadelede daha doğrudan mali önlemlere yöneldi. Ülke genelinde 85 milyon dönüme yayılan ve 433 parkı kapsayan Ulusal Parklar Sistemi, yabancı ziyaretçiler için önemli bir cazibe merkezi. Ancak rekreasyon amaçlı ziyaretlerin yarısı en popüler 25 parkta yoğunlaşıyor. Bu durum kalabalık, uzun giriş kuyrukları ve artan çöp sorunu gibi sıkıntıları beraberinde getiriyor.
2026 itibarıyla ABD, Yellowstone, Yosemite ve Grand Canyon dahil 11 popüler parkta uluslararası ziyaretçiler için kişi başı 100 dolarlık ek ücret uygulamaya başladı. Tüm federal rekreasyon alanlarını kapsayan yıllık “America the Beautiful” kartı ise ABD vatandaşları için 80 dolar iken, yabancılar için 250 dolara yükseltildi.
Bu adım, İçişleri Bakanlığı’na ABD vatandaşı olmayanlardan daha yüksek ücret alınması talimatını veren bir başkanlık kararnamesinin ardından geldi. Ancak bazı haberlerde, park girişlerinde vatandaşlık kontrolü ve kimlik doğrulaması yapılması nedeniyle kuyrukların daha da uzadığı belirtiliyor.
Buna rağmen sektördeki bazı isimler, ücret artışının tek başına aşırı yoğunluğu azaltmak için yeterli olmayacağını savunuyor. Yellowstone, Grand Canyon, Zion, Moab ve Yosemite çevresinde özel seyahat programları düzenleyen EXP Journeys’in kurucu ortağı Kevin Jackson’a göre, “Simgesel parklar için talep hâlâ çok güçlü. Bizim tasarladığımız seyahatlerde ek ücret toplam maliyetin küçük bir kısmını oluşturuyor. Bu nedenle tek başına caydırıcı olması zor.”
Jackson, yine de bazı uluslararası ziyaretçilerin ek ücret uygulanmayan daha az bilinen parkları tercih edebileceğini, örneğin Utah’taki Canyonlands’in bu açıdan alternatif olabileceğini belirtiyor.
SPARK adlı destinasyon pazarlama şirketinin yöneticilerinden Dulani Porter ise sorunun daha yapısal olduğuna dikkat çekiyor. Porter’a göre, Zion ve Yosemite gibi parklardaki yoğunluk büyük ölçüde yaz aylarındaki iç turizm, okul takvimleri ve sınırlı yol ile otopark kapasitesi gibi faktörlerden kaynaklanıyor. “Fiyatlandırma tek başına bir ziyaretçi yönetim planı değildir” diyen Porter, uluslararası ziyaretçilerin yerel ekonomilere orantısız derecede katkı sağladığını, küçük bir caydırıcılığın bile otellerden restoranlara ve tur operatörlerine kadar geniş bir etki yaratabileceğini vurguluyor.
Jamaika: Sezonu dengelemek için teşvik modeli
Jamaika ise kısıtlamalar yerine teşvik yolunu tercih ediyor. 2025’te Kasırga Melissa’nın yol açtığı yıkımın ardından turizmi yeniden canlandırmak isteyen Karayip ülkesi, ziyaretçileri sezon dışı dönemlerde çekmek için farklı bir yöntem uygulamaya koydu.
Mart ayından itibaren Jamaika Turizm Ofisi, JetBlue ve WeatherPromise iş birliğiyle, kasırga sezonunu da kapsayacak şekilde kasım ayı sonuna kadar yapılan Jamaika paket rezervasyonlarına “yağmur güvencesi” sunuluyor.
Belirlenen “aşırı yağış” kriteri gerçekleşirse, bu seçeneği tercih eden yolcular otomatik olarak geri ödeme alıyor ancak seyahatlerini yine de gerçekleştirebiliyor. Böylece ziyaretçiler, Kingston’daki Bob Marley Müzesi gibi kapalı mekânları gezme ya da Nassau Vadisi’nde rom tadımı gibi alternatif deneyimlerden faydalanabiliyor.
JetBlue Vacations’ın arkasındaki şirket Paisly’nin başkanı Jamie Perry, bu uygulamanın müşterilere yıl boyunca Jamaika’ya seyahat etme konusunda güven verdiğini belirtiyor. Perry, “Geleneksel olarak daha sakin dönemlerde seyahat etmenin algılanan riskini azaltarak hem ziyaretçi akışını yıl geneline yayıyoruz hem de yerel topluluklar için daha dengeli bir turizm modeli oluşturuyoruz” dedi.
İspanya: Algoritmalarla kalabalık yönetimi
Avrupa’da turizm karşıtı protestoların en görünür olduğu yerlerden biri olan Mallorca, artan yoğunluğu yapay zekâ desteğiyle yönetmeyi hedefliyor. Ada yönetimi, bu yıl içinde yeni internet sitesine entegre edilecek yapay zekâ tabanlı bir platformu devreye alacak.
Gerçek zamanlı ziyaretçi verilerini kullanacak sistem, turistlere popüler noktaları ziyaret etmek için en uygun gün ve saatleri önerecek; aynı zamanda daha az bilinen alternatif rotalar sunacak. Cam üfleme ve geleneksel “llatra” örgücülüğü gibi yerel el sanatları, şarap bağları ve zeytinyağı üreticileri bu alternatifler arasında yer alıyor. Amaç, adanın “deniz, kum, güneş” imajının ötesine geçerek ziyaretçileri farklı deneyimlere yönlendirmek.
Yeni atanan Turizm Bakanı ve Mallorca Sorumlu Turizm Vakfı Başkanı Guillem Ginard, “Mallorca PID (Akıllı Destinasyon Platformu) ile ulaşım, konaklama ve kaynakları tek bir sistemde topluyoruz. Böylece ziyaretçi akışını öngörebiliyor, deneyimi iyileştiriyor ve daha sağlıklı kararlar alabiliyoruz” dedi.
Teknolojik adımların yanı sıra vakıf, “Ca Nostra” (Bizim Evimiz) adlı bir kampanya da başlattı. Kampanya, hem ziyaretçileri hem de yerel halkı Mallorca’yı geçici bir ev gibi görmeye ve adanın doğasını, kültürünü ve topluluklarını koruma sözü vermeye davet ediyor.
Danimarka: Davranışsal teşvik modeli
Avrupa’nın en hızlı büyüyen turizm destinasyonlarından biri olan Kopenhag, 2030’a kadar yüzde 24’e varan ziyaretçi artışı bekliyor. Şehir yönetimi, aşırı turizmin erken sinyallerine karşı kısıtlama yerine davranışsal teşvik yöntemini deniyor.
2024’te başlatılan CopenPay uygulamasıyla ziyaretçiler, bazı deneyimler için para yerine sürdürülebilir davranışlarla “ödeme” yapabiliyor. Örneğin kanallarda kano yaparken çöp toplamak ya da müzelere bisikletle gitmek, çeşitli etkinlik ve avantajlar için karşılık buluyor.
Uygulamaya şimdiye kadar 30 binden fazla kişi katıldı. Bu süreçte bisiklet kiralamalarında yüzde 59 artış kaydedildi. Wonderful Copenhagen’da pazarlama, iletişim ve davranış direktörü Rikke Holm Petersen’e göre katılımcıların neredeyse yarısı, farklı ve özgün bir deneyim arayışıyla programa dahil oluyor. Petersen, her 10 katılımcıdan 7’sinin ise daha fazla bisiklete binmek ya da atıkları doğru ayrıştırmak gibi yeni alışkanlıkları ülkelerine döndüklerinde de sürdürdüğünü belirtiyor.
Model, dünya genelinde 100’den fazla destinasyonun ilgisini çekti. Berlin ve Normandiya gibi bölgeler de benzer uygulamaları hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Petersen, “Birçok katılımcı her şehirde böyle bir uygulama olması gerektiğini söylüyor. Seyahat anlayışında daha geniş bir dönüşüm görüyoruz. Ziyaretçiler artık bir destinasyonu bulduklarından daha iyi bir durumda bırakmak istiyor” ifadelerini kullandı.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Aşırı turizme karşı ülkelerden radikal önlemler
Küresel turizm 1,8 milyar ziyaretçi hedefine doğru hızla ilerlerken, dünyanın en popüler destinasyonlarında kalabalık baskısı giderek artıyor. Bu artış, birçok ülkede daha önce “aşırı” sayılabilecek önlemlerin gündeme gelmesine yol açıyor
Japonya 2025’te yaklaşık 43 milyon ziyaretçiyle tarihinin en yüksek turist sayısına ulaştı. Avrupa ise dünya genelindeki 1,5 milyar uluslararası varışın yarısından fazlasını ağırladı. Küresel seyahat hacminin 2030’a kadar 1,8 milyara çıkması beklenirken, hükümetler artan yoğunluğu yönetmek için yeni yollar arıyor.
Bu kapsamda bazı ülkeler, yapay zekâ destekli kalabalık kontrol sistemleri devreye alıyor, fiziksel bariyerler kuruyor, yabancı ziyaretçilere daha yüksek giriş ücretleri uyguluyor ve hatta simgesel etkinlikleri iptal ediyor.
Çoğu ülke, turistleri tamamen caydırmak istemiyor ancak ziyaretçileri yıl geneline yaymayı, daha kurallı ve sorumlu bir turizm anlayışını teşvik etmeyi ve yoğunluğu farklı bölgelere dağıtmayı hedefliyor. Turizm otoriteleri ve sektör temsilcileri, artan baskıya karşı daha kararlı ve sert yöntemleri denemeye devam ediyor.
BBC, ülkelerin aşırı turizme karşı aldığı önlemleri derledi:
Japonya: Engelleme ve kısıtlama dönemi
Fuji Dağı’nın eteklerinde kiraz çiçekleri bu yıl da açtı, turist akını da sürüyor. Ancak Japonya’nın Fujiyoshida kentinde geleneksel sakura festivali iptal edildi. Normalde yaklaşık 200 bin ziyaretçiyi ağırlayan etkinlik, yerel halkın artan çöp sorunu, izinsiz girişler ve turistlerin özel mülklere girmesi yönündeki şikâyetleri üzerine kaldırıldı. Kiraz çiçeği festivalinin iptali, Japonya’nın aşırı turizmi kontrol altına almak için attığı adımların son halkası oldu.
Uzun süredir yoğunlukla mücadele eden Kyoto’da da benzer önlemler devreye alındı. Kent yönetimi, tarihi Gion bölgesindeki bazı sokaklara erişimi kısıtladı ve geyşaların fotoğraflanmasını yasakladı. Bunun yanı sıra teknolojiye yönelerek dijital kalabalık yönetim araçlarını hayata geçirdi.
Yeni “Yoğunluk Tahmin” sistemi, turistik noktaları ziyaret etmek için en uygun gün ve saatleri öngörüyor. “Smart Navi” uygulaması ise anlık kalabalık bilgisi sunuyor. “Hidden Gems” (Gizli Hazineler) girişimi, ziyaretçileri ünlü tapınakların dışındaki daha sakin altı bölgeye yönlendirmeyi amaçlıyor. “Hands Free Kyoto” uygulaması ise valiz taşıma ve depolama hizmeti sağlayarak toplu taşımadaki yoğunluğu azaltmayı hedefliyor.
Kyoto Sürdürülebilir Turizm Tanıtım Bölümü yöneticisi Kousaku Ono, “Aşırı turizme karşı sihirli bir çözüm yok. Ancak hem vatandaşların günlük yaşamını korumak hem de ziyaretçilere konforlu bir deneyim sunmak için önlemler almaya devam edeceğiz” dedi.
Tur operatörleri de rotalarını değiştiriyor. B-Corp sertifikalı Inside Travel Group, Japonya programını daha az ziyaret edilen Toyama, Nagoya, Nagasaki, Aomori ve Yamaguchi gibi beş bölgeye kaydırdı. Şirketin genel müdürü Tim Oakes, “Aşırı turizm, seyahatin geleceği açısından en büyük tehditlerden biri. Sektörün bu sorunla doğrudan yüzleşmesi gerekiyor. Bu bölgeler ziyaretçi istiyor, ancak aşırı kalabalık değil” ifadelerini kullandı.
ABD: Uluslararası ziyaretçilere ek ücret
ABD ise aşırı turizmle mücadelede daha doğrudan mali önlemlere yöneldi. Ülke genelinde 85 milyon dönüme yayılan ve 433 parkı kapsayan Ulusal Parklar Sistemi, yabancı ziyaretçiler için önemli bir cazibe merkezi. Ancak rekreasyon amaçlı ziyaretlerin yarısı en popüler 25 parkta yoğunlaşıyor. Bu durum kalabalık, uzun giriş kuyrukları ve artan çöp sorunu gibi sıkıntıları beraberinde getiriyor.
2026 itibarıyla ABD, Yellowstone, Yosemite ve Grand Canyon dahil 11 popüler parkta uluslararası ziyaretçiler için kişi başı 100 dolarlık ek ücret uygulamaya başladı. Tüm federal rekreasyon alanlarını kapsayan yıllık “America the Beautiful” kartı ise ABD vatandaşları için 80 dolar iken, yabancılar için 250 dolara yükseltildi.
Bu adım, İçişleri Bakanlığı’na ABD vatandaşı olmayanlardan daha yüksek ücret alınması talimatını veren bir başkanlık kararnamesinin ardından geldi. Ancak bazı haberlerde, park girişlerinde vatandaşlık kontrolü ve kimlik doğrulaması yapılması nedeniyle kuyrukların daha da uzadığı belirtiliyor.
Buna rağmen sektördeki bazı isimler, ücret artışının tek başına aşırı yoğunluğu azaltmak için yeterli olmayacağını savunuyor. Yellowstone, Grand Canyon, Zion, Moab ve Yosemite çevresinde özel seyahat programları düzenleyen EXP Journeys’in kurucu ortağı Kevin Jackson’a göre, “Simgesel parklar için talep hâlâ çok güçlü. Bizim tasarladığımız seyahatlerde ek ücret toplam maliyetin küçük bir kısmını oluşturuyor. Bu nedenle tek başına caydırıcı olması zor.”
Jackson, yine de bazı uluslararası ziyaretçilerin ek ücret uygulanmayan daha az bilinen parkları tercih edebileceğini, örneğin Utah’taki Canyonlands’in bu açıdan alternatif olabileceğini belirtiyor.
SPARK adlı destinasyon pazarlama şirketinin yöneticilerinden Dulani Porter ise sorunun daha yapısal olduğuna dikkat çekiyor. Porter’a göre, Zion ve Yosemite gibi parklardaki yoğunluk büyük ölçüde yaz aylarındaki iç turizm, okul takvimleri ve sınırlı yol ile otopark kapasitesi gibi faktörlerden kaynaklanıyor. “Fiyatlandırma tek başına bir ziyaretçi yönetim planı değildir” diyen Porter, uluslararası ziyaretçilerin yerel ekonomilere orantısız derecede katkı sağladığını, küçük bir caydırıcılığın bile otellerden restoranlara ve tur operatörlerine kadar geniş bir etki yaratabileceğini vurguluyor.
Jamaika: Sezonu dengelemek için teşvik modeli
Jamaika ise kısıtlamalar yerine teşvik yolunu tercih ediyor. 2025’te Kasırga Melissa’nın yol açtığı yıkımın ardından turizmi yeniden canlandırmak isteyen Karayip ülkesi, ziyaretçileri sezon dışı dönemlerde çekmek için farklı bir yöntem uygulamaya koydu.
Mart ayından itibaren Jamaika Turizm Ofisi, JetBlue ve WeatherPromise iş birliğiyle, kasırga sezonunu da kapsayacak şekilde kasım ayı sonuna kadar yapılan Jamaika paket rezervasyonlarına “yağmur güvencesi” sunuluyor.
Belirlenen “aşırı yağış” kriteri gerçekleşirse, bu seçeneği tercih eden yolcular otomatik olarak geri ödeme alıyor ancak seyahatlerini yine de gerçekleştirebiliyor. Böylece ziyaretçiler, Kingston’daki Bob Marley Müzesi gibi kapalı mekânları gezme ya da Nassau Vadisi’nde rom tadımı gibi alternatif deneyimlerden faydalanabiliyor.
JetBlue Vacations’ın arkasındaki şirket Paisly’nin başkanı Jamie Perry, bu uygulamanın müşterilere yıl boyunca Jamaika’ya seyahat etme konusunda güven verdiğini belirtiyor. Perry, “Geleneksel olarak daha sakin dönemlerde seyahat etmenin algılanan riskini azaltarak hem ziyaretçi akışını yıl geneline yayıyoruz hem de yerel topluluklar için daha dengeli bir turizm modeli oluşturuyoruz” dedi.
İspanya: Algoritmalarla kalabalık yönetimi
Avrupa’da turizm karşıtı protestoların en görünür olduğu yerlerden biri olan Mallorca, artan yoğunluğu yapay zekâ desteğiyle yönetmeyi hedefliyor. Ada yönetimi, bu yıl içinde yeni internet sitesine entegre edilecek yapay zekâ tabanlı bir platformu devreye alacak.
Gerçek zamanlı ziyaretçi verilerini kullanacak sistem, turistlere popüler noktaları ziyaret etmek için en uygun gün ve saatleri önerecek; aynı zamanda daha az bilinen alternatif rotalar sunacak. Cam üfleme ve geleneksel “llatra” örgücülüğü gibi yerel el sanatları, şarap bağları ve zeytinyağı üreticileri bu alternatifler arasında yer alıyor. Amaç, adanın “deniz, kum, güneş” imajının ötesine geçerek ziyaretçileri farklı deneyimlere yönlendirmek.
Yeni atanan Turizm Bakanı ve Mallorca Sorumlu Turizm Vakfı Başkanı Guillem Ginard, “Mallorca PID (Akıllı Destinasyon Platformu) ile ulaşım, konaklama ve kaynakları tek bir sistemde topluyoruz. Böylece ziyaretçi akışını öngörebiliyor, deneyimi iyileştiriyor ve daha sağlıklı kararlar alabiliyoruz” dedi.
Teknolojik adımların yanı sıra vakıf, “Ca Nostra” (Bizim Evimiz) adlı bir kampanya da başlattı. Kampanya, hem ziyaretçileri hem de yerel halkı Mallorca’yı geçici bir ev gibi görmeye ve adanın doğasını, kültürünü ve topluluklarını koruma sözü vermeye davet ediyor.
Danimarka: Davranışsal teşvik modeli
Avrupa’nın en hızlı büyüyen turizm destinasyonlarından biri olan Kopenhag, 2030’a kadar yüzde 24’e varan ziyaretçi artışı bekliyor. Şehir yönetimi, aşırı turizmin erken sinyallerine karşı kısıtlama yerine davranışsal teşvik yöntemini deniyor.
2024’te başlatılan CopenPay uygulamasıyla ziyaretçiler, bazı deneyimler için para yerine sürdürülebilir davranışlarla “ödeme” yapabiliyor. Örneğin kanallarda kano yaparken çöp toplamak ya da müzelere bisikletle gitmek, çeşitli etkinlik ve avantajlar için karşılık buluyor.
Uygulamaya şimdiye kadar 30 binden fazla kişi katıldı. Bu süreçte bisiklet kiralamalarında yüzde 59 artış kaydedildi. Wonderful Copenhagen’da pazarlama, iletişim ve davranış direktörü Rikke Holm Petersen’e göre katılımcıların neredeyse yarısı, farklı ve özgün bir deneyim arayışıyla programa dahil oluyor. Petersen, her 10 katılımcıdan 7’sinin ise daha fazla bisiklete binmek ya da atıkları doğru ayrıştırmak gibi yeni alışkanlıkları ülkelerine döndüklerinde de sürdürdüğünü belirtiyor.
Model, dünya genelinde 100’den fazla destinasyonun ilgisini çekti. Berlin ve Normandiya gibi bölgeler de benzer uygulamaları hayata geçirmeye hazırlanıyor.
Petersen, “Birçok katılımcı her şehirde böyle bir uygulama olması gerektiğini söylüyor. Seyahat anlayışında daha geniş bir dönüşüm görüyoruz. Ziyaretçiler artık bir destinasyonu bulduklarından daha iyi bir durumda bırakmak istiyor” ifadelerini kullandı.
Kaynak: gazete oksijen
En Çok Okunan Haberler