Hava Durumu

#Turizm Sektörü

TOURISMJOURNAL - Turizm Sektörü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Turizm Sektörü haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İzmir, Alsancak Limanı Kruvaziyer Turizmine Odaklanmalı Haber

İzmir, Alsancak Limanı Kruvaziyer Turizmine Odaklanmalı

Sektörün konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Ege Turistik İşletmeler ve Konaklamalar Birliği (ETİK) Başkanı Mehmet İşler, yük taşımacılığına dayalı faaliyetlerin kent dışında bulunan ve yeni yapılan limanlara verilmesini, Alsancak limanının sadece kruvaziyer ve yolcu taşımacılığı hizmetlerinde değerlendirilmesini talep ettiklerini dile getirdi. Alsancak Limanı’nın geleceğine ilişkin tartışmaların kentin uzun vadeli ihtiyaçları, yaşam kalitesi ve turizm potansiyeli çerçevesinde ele alınmasının önemine dikkat çeken İşler, şehir merkezinde yoğun yük taşımacılığına dayalı liman faaliyetlerinin, modern kent planlaması ve turizm vizyonu ile uyumlu olmadığını söyledi. Mehmet İşler; "İşler, İzmir gibi tarihi, kültürel ve turistik kimliği güçlü bir kentte, kıyı alanlarının daha çok yolcu odaklı ve kente değer katan kullanımlarla değerlendirilmelidir. Şehrin merkezinde yer alan yük limanı faaliyetleri, trafik yoğunluğu, kentsel hareketlilik ve çevresel etkiler açısından çeşitli sorunlar oluşturmaktadır. Bu sorunlar kentin büyümesine paralel olarak her geçen zaman diliminde daha da büyümektedir. İzmir Akdeniz çanağında kruvaziyer turizminden daha fazla pay alabilecek şehirler arasında yer almaktadır ve bu anlamda önemli bir potansiyele sahiptir. Turizm sektörü açısından bakarsak, şehir merkezindeki kıyı alanlarının; konteyner sahaları ve ağır lojistik faaliyetler yerine, yolcu trafiğini destekleyen, kentle bütünleşen ve İzmir’in marka değerini yükselten işlevlerle değerlendirilmesi daha uygun olacaktır. Yük limanı faaliyetleri açısından ise İzmir çevresinde güçlü ve uygun alternatifler bulunmaktadır. Aliağa, Nemport ve Çandarlı Limanları lojistik altyapı, kara ve demiryolu bağlantıları ile şehir trafiğinden bağımsız çalışma imkânları sayesinde yük taşımacılığı için daha elverişli alanlardır. Turizm sektörü olarak beklentimiz, İzmir kent merkezinin ağır yük taşımacılığı baskısından arındırılması, kıyı alanlarının turizm ve sosyal yaşamla daha fazla bütünleşmesidir. Hedef, İzmir’e değer katan bir liman modelidir. Talebimizin, bir karşıtlık değil, İzmir’in geleceğine yönelik yapıcı bir arayış olarak görülmesi gerekir. Liman kullanımına dair kararlar, kentin sürdürülebilir kalkınma hedefleri, turizm potansiyeli ve yaşam kalitesi dikkate alınarak şekillendirilmelidir. Bu, İzmir’e uzun vadede önemli katkılar sağlayacaktır. " diye konuştu.

‘Türkiye–Çin turizm ilişkileri açısından çok önemli, tarihi ve stratejik bir adım’ Haber

‘Türkiye–Çin turizm ilişkileri açısından çok önemli, tarihi ve stratejik bir adım’

Türkiye Otelciler Birliği (TÜROB) Başkanı Müberra Eresin, Çin vatandaşlarına yönelik vize muafiyeti kararının Türkiye–Çin turizm ilişkileri açısından son derece önemli, tarihi ve stratejik bir adım olduğunu söyledi. Eresin, Çin vatandaşlarına yönelik vize muafiyetine ilişkin kararın 31 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmasının ardından yaptığı açıklamada, Çin ile Türkiye arasındaki turizm ilişkilerinin geliştirilmesini TÜROB olarak stratejik bir öncelik olarak değerlendirdiklerini belirtti. Eresin, şu görüşleri dile getirdi: “Bu kararı turizm sektörü adına 2026 yılı için oldukça önemli bir adım olarak görüyoruz. Hızla büyüyen orta sınıfı, artan yurt dışı seyahat eğilimi ve kültürel yakınlıklarıyla Çin, Türk turizmi açısından büyük potansiyele sahip, son derece önemli bir pazar. Çinli ziyaretçilerin Türkiye’ye olan ilgisi son yıllarda istikrarlı bir artış göstermektedir. 2019 yılında 430 bin Çinli turisti ağırlayan ülkemiz, pandemi sürecinde yaşanan geçici düşüşün ardından 2023’te 250 bin ziyaretçi seviyesine yeniden ulaşmıştır. 2024 yılı sonunda bu sayının 410 bine yükselmesi memnuniyet vericidir. 2025 yılı sonunda 500 bin Çinli ziyaretçi hedefine ulaşmayı, orta vadede ise yıllık 1 milyon Çinli turisti Türkiye’de misafir etmeyi amaçlıyoruz. Vize muafiyeti uygulamasının hayata geçirilmesinde Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve süreci başından beri büyük bir özveriyle yürüten Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Mehmet Nuri Ersoy'a teşekkür ederiz. Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Çin Devlet Başkanı Sayın Xi Jinping arasında gerçekleştirilen üst düzey temaslar, iki ülke arasındaki dostane ilişkilerin ve iş birliğinin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu güçlü siyasi irade, ekonomik ve kültürel alanların yanı sıra turizm sektöründe de somut ve kalıcı kazanımların önünü açmaktadır. Bu çerçevede, Çin vatandaşlarına yönelik vize muafiyeti kararının Resmi Gazete’de yayımlanarak 2 Ocak'ta yürürlüğe girmesi, Türkiye–Çin turizm ilişkileri açısından son derece önemli, tarihi ve stratejik bir adım olmuştur. Uzun süredir sektör olarak dile getirdiğimiz bu düzenlemenin hayata geçirilmesi, seyahat planlamalarını kolaylaştırarak iki ülke arasındaki turizm hareketliliğini doğrudan ve güçlü biçimde artıracaktır. Vize muafiyeti sayesinde özellikle bireysel seyahat eden Çinli turist sayısında ve kişi başı harcama düzeyinde belirgin bir artış bekliyoruz. Bu kararın, Türkiye’nin Çin pazarı nezdindeki rekabet gücünü önemli ölçüde artıracağına ve turizmin 12 aya yayılması hedefimize güçlü katkı sağlayacağına inanıyoruz. Son yıllarda Türk vatandaşlarının Çin’e yönelik turizm talebinde gözlenen artış da karşılıklı turizm hareketliliğinin dengeli biçimde geliştiğini göstermektedir. Bu karşılıklı akış, iki ülke arasındaki kültürel ve ekonomik bağların daha da güçlenmesine katkı sunmaktadır. Havayolu taşımacılığı alanında atılan adımlar bu süreci destekler niteliktedir. Türk Hava Yolları ve Çinli havayolu şirketleri tarafından karşılıklı uçuş frekansları artırılmış, haftalık yolcu uçağı uçuş hakkı 21’den 49’a çıkarılmıştır. Artan uçuş kapasitesinin, vize muafiyetiyle birlikte turizm odaklı değerlendirilmesi, ülkemize gelecek Çinli ziyaretçi sayısını hızla yukarı taşıyacaktır. TÜROB olarak, Çinli misafirlerimizin Türkiye’de kendilerini güvende ve evlerinde hissedebilmeleri için sektörün tüm paydaşlarıyla yakın iş birliği içindeyiz. Çin kültürüne uygun hizmet standartlarının yaygınlaştırılması, dil desteği, personel eğitimi ve turizm ürünlerinin çeşitlendirilmesine yönelik çalışmalarımız kararlılıkla sürmektedir. Türkiye’nin Çin pazarı için daha cazip, ulaşılabilir ve sürdürülebilir bir destinasyon haline gelmesi adına üzerimize düşen tüm sorumlulukları yerine getirmeye devam edeceğiz. Karşılıklı güven, anlayış ve ortak vizyona dayalı güçlü bir turizm iş birliğinin, her iki ülkenin ekonomileri ve halkları için kalıcı faydalar sağlayacağına yürekten inanıyoruz.”

Kuşadası, Serdar Akdoğan 2025 Turizm Sezonunu Değerlendirdi Haber

Kuşadası, Serdar Akdoğan 2025 Turizm Sezonunu Değerlendirdi

Kuşadası Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Akdoğan, 2025 yılını değerlendirdiği açıklamasında; "Ekonomisi turizme bağlı, dünyaca bilinen bir turizm destinasyonu olan ilçemiz, 2025 yılında iyi bir sezon geçirdi, ancak işletme karlılıkları bakımından beklenen rakamlara ulaşılamadı. Bunun en önemli nedeni maliyetlerdeki artışlar, döviz girdisi çok olan ilçemizde döviz kurunun düşük kalması ve enflasyonist ortam oldu" dedi. Akdoğan açıklamasına şu sözlerle devam etti: "2026 Yılına olumlu ve umutlu bir bakışla giriyoruz, ancak yükselen işletme maliyetleri, enflasyon baskısı ve uluslararası rekabet gibi faktörler, turizm sektörü üzerinde hala önemli bir baskı oluşturuyor. 2025 Yılında kruvaziyerde rekor kırdık, 2026’da ise daha da çok yükseliş bekliyoruz. Aynı zamanda ilçemize yatırımlar da devam ediyor. Tüm bunların her sektörden üyelerimize olumlu yansımaları olacağını düşünüyorum" diye konuştu. 2025 Yılında yapılan kurum çalışmalarıyla ilgili de bilgi veren Akdoğan; "Biz üyeleriyle güçlü bağ kuran bir meslek örgütüyüz. Kanunun öngördüğü görevlerimizin yanında, bölge ekonomimize katkı sağlamaya 2025 yılında da devam ettik. Son dönemde üyelerimizin en fazla talep ettiği konu olan finansmana erişim ile ilgili olarak taleplerimiz neticesinde 2025 yılında da, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde "Nefes Kredisi" yeniden hayata geçirildi ve kredi ihtiyacı olan üyelerimiz, uygun şartlarda kredi çekme imkanına kavuştu. Aynı zamanda ilçemizin tanıtımında ve sürdürülebilir kalkınmasında uzun yıllardır etkin rol alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. Bölgemizi turizm açısından 12 ay boyunca cazibe merkezi haline getirecek tanıtımlarla, yerli ve yabancı turistlerin potansiyelini arttırmayı, Kuşadası’nın en çok turist alan kent olmasında öncülük etmeyi hedefledik ve bunun için de Kuşadası Güvercin isimli sosyal medya sayfalarımızda yoğun çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz. Odamızın fiziki şartlarıyla da bölgemize büyük katkı sağlıyoruz ve halen devam eden, hem üyelerimiz hem de tüm Kuşadası halkının yararlandığı sertifikalı ve sertifikasız eğitimlerimiz 2026 yılında da devam edecek" Başkan Akdoğan, açıklamasının sonunda 2026 yılının tüm dünyada ve ülkemizde 2025'den çok daha iyi geçmesini, ülkemiz ve Kuşadası için öncelikle sağlık ardından bolluk, bereket, barış ve umut dolu güzel günler getirmesini dilerim dedi ve tüm üyelerinin ve Kuşadası halkının yeni yılını kutladı.

AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, 2026’yı Geçiş Yılı Olarak Görüyor Haber

AKTOB Başkanı Kaan Kavaloğlu, 2026’yı Geçiş Yılı Olarak Görüyor

Ekonomi Muhabirleri Derneği Antalya üyelerini ağırlayan Kaan Kavaloğlu, Antalya turizm sektörünün mevcut durumu, pazar dinamikleri ve 2026 yılına yönelik beklentilere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu. "Antalya 17 milyon eşiğine yaklaşıyor" Antalya turizminin mevcut durumu hakkında konuşan Kavaloğlu, kente gelen ziyaretçi sayısının 16 milyon 800 bini geçtiğini belirterek, bu rakamın geçen yıla göre yaklaşık yüzde 1,5'lik artış anlamına geldiğini söyledi. 17 milyon seviyesinin önemli olduğunu vurgulayan Kavaloğlu, Rusya-Ukrayna Savaşı ile İsrail-Filistin geriliminin devam etmesinin yüksek oranlı büyümeleri zorlaştırdığını ifade etti. Kavaloğlu, "Bu şartlar altında 18-20 milyon gibi hedeflere kısa vadede ulaşmak kolay değil. 2026 yılına baktığımızda da benzer bir tablo görüyoruz. Yüzde 1-2'lik artı ya da eksi değişimler olabilir ancak büyük sıçramalar beklemiyorum" dedi. "2026 yılı bir geçiş dönemi olacak" Pazar dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavaloğlu, önümüzdeki yıla yönelik rezervasyonların önceki yıllara benzer seviyelerde seyrettiğini, tur operatörlerinin de çift haneli büyüme hedeflemediğini aktardı. 2026 yılının sektör açısından bir geçiş yılı olacağını belirten Kavaloğlu, Kış aylarındayız, yılbaşı yaklaşıyor. Ama önümüzdeki sene ile ilgili rezervasyonların da bir önceki seneki gibi geldiğini görüyoruz. Çok büyük artışları gözlemlemiyoruz. Demek ki bu rakam sabit bir şekilde devam edecek. Jeopolitik konumumuz nedeniyle şu anda bir dezavantaj yaşıyoruz. Ancak Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sona erme ihtimali durumunda, turizm açısından bambaşka bir sezona evrilme ihtimali de bulunuyor. Bunu özellikle vurgulamak isterim. Rusya, uzun bir aranın ardından 2019 yılında Antalya için yaklaşık 6 milyon seviyesine yaklaşmıştı. Bu yıl ise ilk kez yeniden 4 milyon seviyesinin yakalanması bekleniyor. Bu rakamın aşılmasının ardından, ikinci sıradaki Almanya, üçüncü sıradaki İngiltere ve dördüncü sıradaki Polonya pazarlarında çift haneli büyüme ihtimali artık oldukça sınırlı görünüyor. Tur operatörleriyle yaptığımız görüşmelerde de, planlanan uçuş kapasitelerinde çift haneli bir büyümenin ne beklendiğini ne de hedeflendiğini görüyoruz. Bu çerçevede 2026 yılının, 2025 yılına benzer bir seyir izleyeceğini öngörüyoruz. 2026 yılının bizim açımızdan temel özelliği ise bir geçiş yılı olmasıdır. Çünkü sıçrama beklenmeyen dönemlerde, en küçük makro ya da mikro olumsuzlukta, risklerin çok daha belirgin hale geldiği ve sektörün zorlandığı süreçler yaşanabiliyor" diye konuştu. "Krizleri yönetmeyi bilen bir sektörüz" Sektörün geçmişte yaşadığı zorluklara da değinen Kavaloğlu, 2019 yılında Thomas Cook'un iflasının ve ardından yaşanan pandemi sürecinin turizm sektörü üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu hatırlattı. 2024 yılında yaşanan tur operatörü iflasları ve uluslararası organizasyonların yüksek sezona denk gelmesine rağmen sezonun başarılı geçtiğini belirten Kavaloğlu, 2025 yılının ise ekonomik şartlar nedeniyle zor bir yıl olduğunu söyledi. Kavaloğlu, "Deprem sonrası yaşanılan finansal kriz, enflasyon baskısı, kur sabitlemesinin oluşturduğu baskı, bizi çok zorlayan bir döneme neden oldu. 2025 yılını da çok kolay atlattık diyemeyeceğim. Sektör için uzun zamandır bu kelimeyi kullanıyorum, dirayet kelimesini çok seviyorum. Dirayetin altında krizi yönetmeyi bilen, zor şartlarda bir araya gelmeyi bilen özellikle kamu, özel sektör endeksinde çok doğru işleri doğru zamanda yapabilen bir sektörüz. Dolayısıyla bu dirayetle 2025 yılını da atlattık. 2026 yılına da olumlu bakmaya çalışıyoruz ama önümüzde yine bizi çok zorlayacak, kolay geçmeyecek bir 2026 yılı var" dedi. "2026'nın ilk ayları zor geçebilir" Mevsimsellik konusuna da değinen Kavaloğlu, kış aylarının Antalya turizmi açısından en zor dönem olduğunu belirtti. Aralık ve ocak aylarında doluluk oranlarının düştüğünü, yılbaşı ve Noel dönemlerinde kısa süreli bir hareketlilik yaşandığını aktaran Kavaloğlu, 2026 yılında özellikle nisan ve mayıs aylarının iklim geçişi nedeniyle zor geçmesini beklediğini söyledi. Kavaloğlu, "Haziran itibarıyla yüksek sezon başlıyor. Kurban Bayramı ile birlikte 2026'da tam anlamıyla yüksek sezona girileceğini öngörüyoruz" ifadelerini kullandı. "İlk dört pazar değişmeyecek" Antalya'nın ana kaynak pazarlarının Rusya, Almanya, İngiltere ve Polonya olduğunu belirten Kavaloğlu, bu sıralamanın önümüzdeki dönemde değişmesini beklemediğini ifade etti. Ukrayna pazarında savaş sonrası yeniden toparlanma yaşandığını belirten Kavaloğlu, Avrupa'da yaşayan Ukraynalıların tatil tercihlerinde Antalya'nın öne çıktığını söyledi. Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının Antalya turizmi için önemli bir kaynak olduğunu vurgulayan Kavaloğlu, bu grubun uzun süreli konaklamalarıyla sektöre ciddi katkı sağladığını ifade etti. İç pazarın da giderek daha bilinçli hareket ettiğini belirten Kavaloğlu, erken rezervasyon alışkanlığının iç pazarda yaygınlaştığını söyledi. "Rekabetçi kalmak zorundayız" Fiyat politikalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavaloğlu, Türkiye'nin artık düşük fiyatlı bir destinasyon olmadığını, hem yabancı hem de yerli turistten hak ettiği geliri elde etmeyi hedeflediğini belirtti. 2026 yılında çift haneli fiyat artışlarına gitmediklerini vurgulayan Kavaloğlu, "Farklı ülkelerle karşılaştırmalar yapılıyor, özellikle Yunanistan ile kıyaslamalar gündeme geliyor. İç pazarın Yunanistan'a kayıp kaymadığı yönünde değerlendirmeler oluyor. Ancak elmayla elmayı kıyasladığımızda ve ülkemizde fayda-maliyet analizi yapıldığında, tüketicinin durumu belirleyici oluyor. Türkiye artık eskisi kadar indirimli bir ülke değil. Avrupalıya, Rusya pazarına ve iç pazara yönelik olarak hak ettiği geliri elde etme sürecinde olan bir ülkeyiz. Fiyatların sürekli çift haneli oranlarda artırılması halinde rekabetçi olma özelliğinin kaybedilmesi riski ortaya çıkıyor. Bu riski yaşamamak için dikkatli hareket ediyoruz. Bu nedenle 2026 yılında çift haneli bir fiyat artışı yapmamayı tercih ettik. 2025 yılının kolay geçmemiş olması ve kur dezavantajı da bu kararda etkili oldu. Hem Türkiye'de hem de Avrupa'da alım gücünün azaldığı bir dönemde, fiyatları gereğinden fazla artırmanın dengeleri bozacağını görüyoruz. Bu nedenle fiyat artışlarını sınırlı tuttuk. 2026 yılına daha umutlu bakabilmemizin nedenlerinden biri de rekabetçi olma özelliğimizi korumaya yönelik bu yaklaşımımızdır" dedi. Geceleme gelirlerinin son dört yılda 85-87 dolardan 110 dolar seviyelerine yaklaştığını belirten Kavaloğlu, rakip ülkeler Fransa ve İspanya'nın bu alanda daha yüksek seviyelerde olduğunu ifade etti. "Turizm milli bir sektördür" Turizmin milli bir sektör olduğunun altını çizen Kavaloğlu, sektöre yönelik finansal desteklerin artırılması gerektiğini belirtti. Özellikle restorasyon ve yenileme yatırımları için uygun maliyetli kredi imkanlarının önemine dikkat çeken Kavaloğlu, "Kamu ve özel bankalar ile finans kuruluşlarının turizm sektörüne yönelik kredi imkânlarını artırmasını bekliyoruz. Özellikle otellerde restorasyon ve yenileme çalışmalarına yönelik finansmana ihtiyaç var. Turizm, ülkemiz için milli bir sektör ve yatırımların büyük bölümü öz kaynaklarla yapılıyor. Bu nedenle sektörün daha güçlü şekilde desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Rakip ülkeler bu tür kredilere çok düşük maliyetlerle ulaşabilirken, kur politikası nedeniyle kârlılıkların azaldığı bir dönemde bu durum sektörü zorluyor. Bu süreçte özellikle kış aylarında finansal olarak desteklenmeye ihtiyaç duyuyoruz. Fonlar, indirimler ve teşvikler bu açıdan önem taşıyor. Milli bir sektörün rekabetçi olabilme özelliğini kaybetmemesi için, geçiş yılı olarak gördüğümüz 2026'yı ilave bir vergi yükü altında kalmadan tamamlamamız gerekiyor. Sektör, ekstra bir vergi yükünü kolaylıkla kaldıramaz. Paramızın değerli olmasını elbette isteriz. Enflasyonist bir baskı olmadığı bir dönemde bizim için kurun hiç artmasına ihtiyacımız yoktur. Dolayısıyla yeter ki enflasyon olmasın. Ancak enflasyonun sürdüğü ve istihdam maliyetlerinin arttığı bir dönemde fiyatları aynı oranda artırmak mümkün olmuyor. Turizm sektörü kazandığını yine sektör içinde değerlendiren, yatırımlarını büyük ölçüde kendi kaynaklarıyla yapan yapısıyla gerçek anlamda milli bir sektördür" ifadelerini kullandı. "COP31 ve Dünya Uzay Kongresi önemli fırsat" Antalya'nın 2026 yılında ev sahipliği yapacağı Dünya Uzay Kongresi ve COP31'e de değinen Başkan Kavaloğlu, bu organizasyonların Expo alanının yeniden değerlendirilmesi açısından önemli olduğunu ifade etti. Expo alanının COP31'e hazırlanması gerektiğini belirten Kavaloğlu, ilgili bakanlıklardan bu konuda geri dönüş beklendiğini söyledi. "Bir Damla Bir Dünya bir farkındalık çağrısıdır" AKTOB'un sürdürülebilirlik kampanyası "Bir Damla Bir Dünya" hakkında da bilgi veren Kavaloğlu, su tasarrufuna dikkat çekerek, tarım ve turizm politikalarının dengeli yürütülmesi gerektiğini vurguladı. Kavaloğlu, doğal kaynakların korunmasının gelecek nesillere karşı bir sorumluluk olduğunu ifade etti.

ETİK Başkanı Mehmet İşler, Turizm Sektöründe Yeniden Yapılanma Çağrısı Yaptı Haber

ETİK Başkanı Mehmet İşler, Turizm Sektöründe Yeniden Yapılanma Çağrısı Yaptı

ETİK Başkanı Mehmet İşler, ülkemiz ve dünyadaki güncel gelişmelerin turizme etkilerine yönelik değerlendirmelerde bulundu. Türkiye’de turizm sektörünün son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşadığını savunan İşler, kapsamlı bir yeniden yapılanmanın zorunlu hale geldiğini söyledi. Mehmet İşler; “Türkiye turizm sektörü son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Yüksek faiz oranları, artan enerji ve personel giderleri, SGK primleri ve vergi yükleri otellerin kârlılığını ciddi biçimde zorluyor. Sektörün bu baskı altında ayakta kalabilmesi için acilen kapsamlı bir yeniden yapılanmaya gereksinimi var. Birçok bölgede doluluklar yüksek. Ancak, işletmeler maliyet baskısı altında eziliyor. Enerji, gıda, içecek, işgücü, bakım ve finansman maliyetleri son iki yılda olağanüstü arttı. Faiz oranları yatırım yapmayı neredeyse imkânsız hale getirdi. Doluluk var ama kârlılık yok. Bu sürdürülebilir bir tablo değildir. Sektörün artık verimlilik, dijitalleşme ve enerji tasarrufu temelli bir modele geçmesi gerekiyor. Her işletme kendi içinde tasarruf, planlama ve verimlilik kültürünü oluşturmalı, enerji yönetiminden personel planlamasına, satın almadan dijital pazarlamaya kadar tüm süreçleri yeniden gözden geçirmelidir. Artık ‘dolu olsun yeter’ dönemi bitmiştir. Kârlı doluluk devrine geçmemiz gerekiyor.” “TURİZM TÜRKİYE’NİN VİTRİNİDİR” “Turizm; ülkeye döviz kazandıran, cari açıkları kapatan, ekonomiye can suyu veren, stratejik bir sektördür. Yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda diplomatik bir değerdir. Dünya insanının, ülkemize bakış açısını yönlendiren, vitrinidir, yüzüdür. Bu vitrin güçlü kalmalıdır. Turizm işletmeleri bu nedenle sadece finansman değil, kamusal yükümlülükler açısından da yeniden desteklenmelidir. Bugün otellerin gelirlerinin büyük bir bölümü vergi, prim ve enerji maliyetlerine gidiyor. Eğer sektör maliyet yükü altında ezilirse, yalnızca oteller değil, tedarikçiler, taşeronlar, ulaşım sektörü ve yerel esnaf da zarar görecektir.” “SGK PRİMLERİ VERGİLER HARÇLAR EN AĞIR YÜK” “SGK primleri, vergiler ve yerel harçlar otelcinin sırtındaki en ağır yük haline gelmiştir. Devletin ve özel sektörün el ele verip gerçekleştireceği bir turizm reformuna acilen ihtiyaç vardır. Faiz yükü, SGK primleri, stopaj, KDV ve konaklama vergisinde kalıcı düzenlemeler zaman kaybetmeksizin yapılmalıdır. Bu sadece turizmci için değil, Türkiye ekonomisi için de bir zorunluluktur. Erken hareket edilmeli, 2026 sezonuna hazırlık bugünden başlamalıdır. Sektörün nefes alabilmesi için yapısal bir dönüşüm artık kaçınılmaz hale gelmiştir. Aksi halde birçok tesis önümüzdeki sezonu çıkaramayacaktır.” Dedi.

TÜRSAB Böyle Yönetilmez Haber

TÜRSAB Böyle Yönetilmez

Geçtiğimiz günlerde bir televizyon programına katılan TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya'nın Anadolu turları kapsamında "yol güzergâh belgesi" alınması gerektiğine dair yaptığı açıklamalar, turizm sektörü paydaşları arasında kafa karışıklığına yol açtı. Bu açıklamanın gerçeği yansıtmadığını ifade eden TÜRSAB Başkan Adayı Nezih Hacıalioğlu, konuyla ilgili net konuştu: "Sayın Başkan, televizyon ekranlarında İzmit’ten Bursa’ya, Ankara’dan Kayseri’ye kadar birçok büyükşehir belediyesinin güzergâh belgesi talep ettiğini dile getiriyor. Ancak mevcut Karayolu Taşıma Yönetmeliği’ne göre, düzenlenen bir kültür turu kapsamında şehirlerarası yol güzergâh belgesi alınmasına yönelik herhangi bir yasal zorunluluk bulunmamaktadır. Anlaşılan o ki, Sayın Başkan 3 yıldır aktif acentecilik yapmadığı için saha bilgileri güncel değil. Etrafındaki danışmanlar da kendisini yanlış yönlendirmiş.c Nezih Hacıalioğlu, konunun hukuki boyutuna da dikkat çekti: "Karayolu Taşıma Yönetmeliği’nin 40. maddesi son derece açıktır. Yetki belgeli seyahat acentalarının, Kültür ve Turizm Bakanlığı denetiminde gerçekleştirdiği turlar için ayrıca güzergâh belgesi alınması gerektiğine dair bir hüküm yoktur. Belediyelerin, bu tür kültür turlarında ekstra belge talep etmesi hem yasal zemine oturmaz hem de turizm faaliyetlerini sekteye uğratır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı'nın bu yönde herhangi bir uygulaması da bulunmamaktadır." “Sizi Komik Duruma Düşürürler” Başkan adaylığı sürecinde sektörün yapıcı dönüşümüne odaklanan Hacıalioğlu, sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: "Sayın Başkan’ın, Ulaştırma Bakanlığı’na bu yönde bir başvuruda bulunma düşüncesi varsa, kendisine naçizane tavsiyem: Lütfen önce bir bilene danışsın. Zira bu tarz teknik konularda yanlış beyanlar, hem kurumumuzu hem de sektörü kamuoyu önünde komik duruma düşürebilir. Böyle yönetim olmaz. TÜRSAB böyle yönetilmez!" TÜRSAB Başkan Adayı Nezih Hacıalioğlu, sektörün gerçek ihtiyaçlarını bilen, sahadan gelen, acentacıların nabzını tutan bir anlayışla yola çıktığını vurgularken, turizm sektörünün güncel bilgi, doğru yönetişim ve yasal çerçeve doğrultusunda yönetilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Çin’in Turizm Sektörü: 2025’te Rekor Harcama Beklentisi Haber

Çin’in Turizm Sektörü: 2025’te Rekor Harcama Beklentisi

Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi Başkanı Julia Simpson, Çin'in turizm sektöründeki olumlu gelişmeleri ve ülkenin küresel seyahat pazarına katkısının artacağını açıkladı. Yeni vize politikası ile yabancı turistlerin harcamalarının 2025'te 2,1 trilyon dolara ulaşması bekleniyor. CENEVRE, 2 Mayıs (Xinhua) -- Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi Başkanı ve CEO'su Julia Simpson, Çin'in turizm sektörünün görünümünün olumlu olduğunu, küresel seyahat ve turizm pazarına olan katkısının da artmasının beklendiğini söyledi. Simpson, kısa süre önce Xinhua'ya verdiği demeçte "Çin konusunda çok iyimser olduğunu çünkü ülkenin tüm doğru adımları attığını" belirtti. Simpson, "Çin hükümeti, yabancı turistlere daha iyi hizmet verebilmek için yeni bir vize uygulaması başlattı. Bu yeni vize politikası çok faydalı olacak. Çin, pandemiden sonra çok iyi performans sergiledi" dedi. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi, Çin'in yeniden toparlanmasının da etkisiyle bu yıl küresel seyahat ve turizmde güçlü büyüme öngörüyor. Konseyin 2025 Ekonomik Etki Araştırması raporuna göre yabancı turistlerin yaptıkları harcamaların 2025 yılında 2,1 trilyon ABD doları gibi rekor bir seviyeye ulaşması bekleniyor. Bu tutar, bir önceki en yüksek harcama tutarı olan 2019'yılındaki 1,9 trilyon ABD dolarına göre 164 milyar ABD doları tutarında bir artışa işaret ediyor. 2025 yılında seyahat ve turizmin, küresel ekonomiye katkısının tüm zamanların en yüksek seviyesi olan 11,7 trilyon ABD dolarına çıkarak küresel gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 10,3'ünü oluşturacağı tahmin ediliyor. Raporda Çin'e giden yabancı turistlerin harcamalarının geçen yıl pandemi öncesi seviyeyi aştığı da ifade edildi. Simpson, "Çin pazarının, biraz sakin geçen dönemin ardından yeniden toparlanacağına güvenim tam. 2025 rakamlarından oldukça eminim, çünkü bunlar zaten belli oldu. Çoğu insan yapacakları ana yıllık tatili çoktan planlamış, hatta ödemesini de yapmış durumda. Ayrıca birçok iş konferansı düzenleniyor. Öngörülerde bulunmak yerine bekleyip görmemiz gerekiyor" dedi. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi, seyahat ve turizm sektörünün 2035 yılına kadar küresel ekonomiye 16,5 trilyon ABD doları katkıda bulunacağını ve küresel GSYİH'nin yüzde 11,5'ini oluşturacağını tahmin ediyor. Bu görünümde ABD'nin gümrük vergisi önlemlerinin küresel turizm üzerindeki kısmi etkisini de dikkate aldıklarını belirten Simpson, "Bu rakamları Oxford Economics ile birlikte hazırlarken, gümrük vergilerinin etkisini de bir dereceye kadar göz önünde bulundurduk" dedi.

Turizmde Hayaller ve Gerçekler: 2025 Sezonuna Bir Bakış Haber

Turizmde Hayaller ve Gerçekler: 2025 Sezonuna Bir Bakış

Turizmciler için her yeni yıl, yeni umutlarla, büyük hedeflerle ve dikkatle hazırlanmış bütçelerle başlar. Bir çiftçi gibi, geleceğe yatırım yapılır ve başarı umuduyla hasat beklenir. 56 yıllık meslek hayatımda bu döngü hep böyle devam etti: Bazen hayaller gerçekleşti ve büyük bir sevinç yaşadık. Bazen de o beklenen “hasat” gelmedi ve hayal kırıklığıyla karşılaştık. Özellikle Türkiye’de, ne yaparsak yapalım, her 2–3 yılda bir bu tür hayal kırıklıkları yaşanıyor. 2025 sezonuna çok güzel bir rezervasyon akışıyla girdik, ancak bu süreç son günlerde duraklamaya başladı. Artık sektörde şu soru giderek daha fazla soruluyor: "Acaba beklentilerimiz gerçekleşecek mi – yoksa yanıldık mı?" Türkçede çok bilinen bir atasözümüz vardır: "Görünen köy kılavuz istemez." Gelişmeler aslında göz önündeydi. Ancak çoğu zaman gerçekler dile getirildiğinde dinlenilmiyor – boşuna dememişler: "Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar." Her yıl olduğu gibi, Kasım ve Aralık aylarında analizlerimi yapar ve basınla paylaşırım. Geriye dönüp baktığımda, öngörülerimin yaklaşık %80’inin gerçekleştiğini görüyorum – bunun tecrübeyle mi, ticari sezgiyle mi ilgili olduğunu bilemiyorum. Geçtiğimiz yıl da yazmıştım: Türkiye’yi seven misafirler tatillerini 14 gün yerine 10 gün olarak planlayacak ve erken rezervasyon indirimlerinden yararlanacaklar. Şimdi, erken rezervasyon dönemi sona eriyor ve rezervasyonlar düşmeye başladı. Erken rezervasyon süresini uzatan tesisler hala rezervasyon alıyor. Standart fiyatlardan vazgeçmeyen oteller ise beklemede. Gerçek şu: Türkiye turizmi, son dakika indirimleriyle sezonu toparlama umudunda. Tekrar ediyorum: Bu yüksek fiyatlarla kitle turizmine ulaşmak mümkün değil. Misafirlerimizin bütçeleri bu seviyeleri karşılamıyor. Denebilir ki: "O zaman insanlar 4–5 yıldızlı otel yerine 3 yıldızlı otelde kalsın." Ancak Türkiye’deki yanlış turizm politikaları nedeniyle yeterli sayıda 2–3 yıldızlı otel kalmadı. 4–5 yıldızlı otellerin sayıca fazla olması, küçük otellerin yaşamasını giderek zorlaştırıyor. Bu büyük oteller fiyatlarını aşağı çektiğinde, küçük otellerin hayatta kalması neredeyse imkânsız hale geliyor. Geçtiğimiz yılki sözleşme döneminde savunduğumuz düşünce şuydu: Fiyatlar baştan makul seviyeye çekilmeliydi. Bu doğrultuda çeşitli öneriler sunduk: – Her şey dahil sistemini gözden geçirelim. Alkol tüketen ödesin; Alman aile, Rus misafirin votkasını finanse etmesin. – İsraftan kaçınalım. Her öğünde 100 çeşit yemek sunmak yerine 25 kaliteli yemek yeterli olur. Böylece hem malzeme gideri düşer hem de personel ihtiyacı azalır. Ama bu önerilere çok az kulak verildi. Türkiye’de otellerin ortalama kâr marjı %30 civarında. İspanya ve İtalya gibi Akdeniz ülkelerinde bu oran sadece %15. Buradan da feragat edilmesi gerekebilir. Şunu da duyuyorum: "Sadece oteller mi fedakârlık yapacak? Tur operatörleri de elini taşın altına koymalı." Ama ne yazık ki, tur operatörlerinin ortalama brüt marjı %3,8 seviyesinde ve zaten ciddi kâr edemiyorlar. Bu yüzden destek vermeleri neredeyse imkânsız. Zaten marjlarını biraz daha düşüren bir operatör çok kısa sürede iflasın eşiğine gelir. Rahmetli Süleyman Demirel’in meşhur sözü aklıma geliyor: "Demokrasilerde çareler tükenmez." Bizler de bir araya gelip dertlerimizi paylaşır, hayallerimizi nasıl gerçekleştirebileceğimizi açık yüreklilikle konuşursak, mutlaka çözümler buluruz. Tüm zorluklara rağmen sektörümüz için verimli ve başarılı bir sezon diliyorum.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.