Hava Durumu

#Maliyet

TOURISMJOURNAL - Maliyet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Maliyet haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Orta Doğu krizi havacılığı vurdu, milyonlarca yolcu etkilendi Haber

Orta Doğu krizi havacılığı vurdu, milyonlarca yolcu etkilendi

Orta Doğu’da başlayan çatışma, küresel havacılık sektöründe büyük bir şok etkisi yarattı. Bölgedeki havayolu şirketleri ve aktarma merkezleri, uçuş iptalleri, kapasite kesintileri ve bağlantı kayıpları nedeniyle ciddi şekilde etkilendi. Cirium’un verilerine göre, Orta Doğu merkezli havayolları, dünya havacılığında kritik bir köprü görevi görüyor. Emirates, Avrupa–Asya yolcu trafiğinin %13’ünden fazlasını, Avrupa–Avustralya hattının ise %31’ini taşıyor. Qatar Airways ve Etihad Airways ile birlikte bu yoğunluk, kriz anında küresel bağlantının zayıflamasına yol açtı. İlk haftalarda 5 milyon yolcu mağdur oldu Çatışmanın ilk haftalarında yaklaşık 5 milyon yolcu, iptal edilen uçuşlar nedeniyle seyahat planlarını değiştirmek zorunda kaldı. Bu durum, hem turizm hem de iş seyahatleri üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. İlk günlerde şok: İptaller %65’i aştı 28 Şubat’ta uçuşların %37’si iptal edildi İlk günlerde bu oran %65’in üzerine çıktı Günlük 2.300’den fazla uçuş gerçekleştirilemedi Bu tablo, bölgedeki uçuşların yarıdan fazlasının durduğunu ortaya koydu. Kademeli toparlanma başladı Mart ortasından itibaren kısmi normalleşme süreci başladı: İptaller %20–30 bandına geriledi Nisan başında %10 seviyesine düştü Günlük iptaller 250’nin altına indi Ancak uzmanlara göre bu durum tam toparlanma anlamına gelmiyor. Havalimanları arasında büyük farklar Krizin etkisi havalimanlarına göre sert şekilde ayrıştı: Dubai Uluslararası Havalimanı ve Abu Dabi Uluslararası Havalimanı yaklaşık %50 etki Hamad Uluslararası Havalimanı yaklaşık %80 etki Tel Aviv Ben Gurion Havalimanı yaklaşık %86 etki Özellikle Tel Aviv’deki yüksek oran, güvenlik tehdidinin doğrudan hissedildiğini gösterdi. Uluslararası havayolları uçuşları durdurdu Birçok büyük havayolu şirketi bölgeye uçuşlarını askıya aldı: Delta Air Lines United Airlines American Airlines Air Canada Avrupa’dan Türk Hava Yolları, British Airways ve Lufthansa ise sınırlı operasyonlarını sürdürdü. Dev kapasite kesintisi: 5,4 milyon koltuk silindi Üç büyük Körfez havayolu şirketi (Emirates, Qatar Airways ve Etihad), çatışma öncesi programa kıyasla Nisan ayı kapasitelerini önemli ölçüde azalttı. Toplamda, yalnızca Nisan ayı için 5,4 milyondan fazla koltuk ve 18.000’den fazla uçuş iptal ettiler. Bu eğilimin yakın vadede devam etmesi muhtemel. Bazı hatlarda kesintiler dikkat çekti: Dubai – Singapur: %15–25 azalma Doha – Bangkok: %20–35 azalma Abu Dabi – Sidney: %30–40 azalma Belirsizlik Devam Ediyor Uzmanlar, bölgedeki uçuşların tamamen normale dönmesinin kısa vadede zor olduğunu vurguluyor. Sürecin seyri, büyük ölçüde güvenlik koşulları ve jeopolitik gelişmelere bağlı olacak. Küresel etki kaçınılmaz Orta Doğu’daki kriz, yalnızca bölgesel değil, küresel havacılık sistemini etkileyen bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Havayolu şirketleri ve yolcular için risk, maliyet ve belirsizlik artmaya devam ediyor.

Akaryakıt Zamları Kiralık Araç Sektörünü Zorluyor Haber

Akaryakıt Zamları Kiralık Araç Sektörünü Zorluyor

Son günlerde üst üste yapılan akaryakıt zamları, her sektörü olduğu gibi kiralık araç sektörünü de vurdu. Araç kiralamak isteyen şirketler, yapılan son zamların ardından dolaylı da olsa etkileneceklerini kaydederek, ileri dönemlerdeki durumun belirsizliğinden duydukları kaygıyı KIBRIS’a anlattı. Kiralık Araç İşletmecileri Birliği Başkanı Cemal Ayaz, konu hakkında KIBRIS’a yaptığı açıklamasında son dönemde yapılan akaryakıt zamlarının araç kiralayan işletmeleri doğrudan olmasa da dolaylı yoldan vurduğunu söyledi. Ayaz, KKTC’de araç kiralarken akaryakıt masrafının aracı kiralayan şahıslara ait olduğuna dikkat çekerek, adaya gelen turistlerin aracı kiraladığında yakıt masrafını da düşünmek zorunda kalacağından dolayı, üst üste yapılan zamlardan dolayı zaten az olan taleplerin daha da azalabileceğini söyledi. “Önlem alınmazsa turizm zarar görecek” Kiralık araç olarak turistik taşımacılık yapmadıkları için akaryakıta gelen zamların kendilerini direkt olarak etkilemediğini kaydeden Başkan Cemal Ayaz, bu durum fiyatları etkilemeyecek olsa da sektörü etkilediğini dile getirdi. Fiyat artışının, adaya gelecek olan turistlerin araba kiralama konusundaki kararlarını net olarak etkileyeceğini vurgulayan Ayaz, “Bu da, dolaylı yoldan olsa da işlerimizin azalmasına sebep olan bir durum” dedi. Mart ayının hem kış sezonu hem de Ramazan ayına denk gelen bir sezon olmasından dolayı, araç kiralama sezonunun henüz açılmadığını ifade eden Cemal Ayaz, bu aydan itibaren sezonun açılmasıyla, zamların etkilerinin olumsuz yönde görüleceğinin altını çizdi. Mevcut durumda, turistlerin adaya gelişinin savaştan dolayı ertelendiğine dikkat çeken Ayaz, Türkiye pazarının da bu durumdan etkilenmesinden dolayı sektörün bir sınavdan geçtiğini dile getirdi. Ayaz, önlem alınmazsa KKTC turizminin daha fazla zarar göreceğini kaydederken, konuşmasında, “Adaya gelecek olan turistler yakıt gideri fazlalığından araç kiralama konusunda düşünmek zorunda kalacağından dolayı sektörümüz sıkıntıya girebilir. Kiralama yerine 2 bin TL civarı ödeyip transfer alır, sonrasında ya yürüme mesafesiyle bir yerlere gider, ya da otelin içinde kalır. Bu durumda tabii ki iç piyasadaki o turistten beklenen ekonomik döngü oluşmamış olur” ifadelerine yer verdi. “Günlük araç kiralama bedeli 2 bin bandında” Temel olarak araç kiralama fiyatlarından bahseden Başkan Ayaz, Türkiye pazarı kapsamında bakıldığında Türkiye’den gelen Türklerin iki- üç gün gibi kısa süreli, yabancı turistlerin ise iki üç hafta gibi daha uzun süreli olarak tatile geldiğini ifade etti. Bu anlamda Türk Lirası olarak verilen fiyatlar ile uzun süreli kiralamalarda döviz olarak verilen fiyatların değişebileceğini aktaran Ayaz, “Fiyatlar Türk pazarında biraz yüksek gibi görünse de maliyet açısından bakıldığında aslında yüksek değil” dedi. Kıbrıs’ta araç kiralama fiyatlarının aracın modeline göre değişiklik gösterdiğini belirten Cemal Ayaz, “10 yaşındaki bir araba ile 3-5 yaşındaki araba arasında bir fark oluşuyor. Bir fiyat birliğinin henüz oluşamamasından dolayı çok ucuza araba kiralayan yerlerin olduğunu duyuyoruz. Süreye göre bin 300- bin 500 gibi tutarlara eski ve küçük araçlarını kiralıyorlar ama ortalama bir günlük araç kiralamanın fiyatı bin 800 ila 2 bin bandında” ifadelerini kullandı. Daha yüksek modelli araçların ise günlük kiralama bedelinin 4 – 5 bin bandında olduğunu aktaran Ayaz, sektörün tamamen turistik amaçlı ilerlemesinden dolayı aylık araç kiralama gibi bir durumun ise çok olmadığını belirtti. “En az yüzde 15-20 arası zam olacak” Sezonun henüz açılmamasından dolayı işletmecilerin fiyatlarda değişikliğe gitmeyip eski fiyatlardan kiralama yaptıklarını kaydeden Cemal Ayaz, ‘zaten müşteri yok, bari çarkımız dönsün’ diye düşünülerek beklemede kalındığını söyledi. Bayramdan sonra rezervasyonlar başladığında bir fiyat düzenlemesinin yapılacağına dikkat çeken Ayaz, “En azından yüzde 15 ila 20 arasında bir fiyat artışı yapılması gerekiyor” dedi.

Turizmde Yangın Düzenlemesi Tartışması Büyüyor Haber

Turizmde Yangın Düzenlemesi Tartışması Büyüyor

Kural çokluğu değil, uygulama birliği hayat kurtarır. Bolu Kartalkaya’da yaşanan ve 78 canımızı kaybettiğimiz facianın ardından doğru dersler çıkarılmasını hepimiz isteriz. Bu yangın felaketinden sonra, turizm tesislerinde yangın güvenliğiyle ilgili düzenlemelerin sıkılaştırılması elbette yerindedir. Kimsenin buna itirazı yok. İtiraz, yöntemedir; itiraz, sahadan kopuk kararlaradır. Bugün gelinen noktada turizmci, yangına dayanıklı kapı bulamıyor. Bulsa ödeyemiyor, ödese taktırmaya süre yetmiyor. Ve en acısı, tüm bu karmaşanın sonunda suçlu ilan edilen yine işletmeci oluyor. Resmî düzenlemeye göre, otellerin 31 Mayıs’a kadar yangına dayanıklı kapılarını ve yangın merdivenini tamamlaması gerekiyor. Aksi hâlde ruhsat iptali gündemde. Kâğıt üzerinde bakıldığında “makul” görünen bu süre, sahaya indiğinizde gerçeklikle örtüşmüyor. Türkiye genelinde yüz binlerce odayı kapsayan bu zorunluluğun, mevcut üretim kapasitesiyle karşılanması fiilen çok zor gibi görünmüyor. Yangına dayanıklı bir kapının tanesi 25 bin ile 35 bin TL arasında değişiyor. Ortalama büyüklükte bir otel için bu rakam milyonları buluyor. Sadece kapı değil; yangın merdiveni, dedektör sistemi, kapı otomasyonları, montaj ve işçilik eklendiğinde maliyet çok yüksek meblağları buluyor. Bugün turizmci, artan enerji giderleriyle, personel maliyetleriyle, düşük kârlılıkla ayakta kalmaya çalışırken bir yükün daha altına giriyor. Bir başka sorun ise tedarik. Yangına dayanıklı kapı üreten fabrika sayısı sınırlı. Yıllık üretim kapasiteleri belli. Bugün herkes aynı anda sipariş verdiğinde, bu kapıların üç-beş ayda değil, bir yılda bile yetişmesi zor. Üstelik Antalya, Bodrum gibi sezonu erken açan bölgelerde inşaat ve tadilat yapmak fiilen mümkün değil. Turist var, trafik var, sezon baskısı var. Tüm bunlara ek olarak, küresel ölçekte yaşanan jeopolitik gelişmeler de turizm sektörünü doğrudan etkilemektedir. ABD–İsrail–İran hattında devam eden gerilim ve savaş, zaten kırılgan olan turizm dengelerini daha da belirsiz hâle getirmektedir. Böyle bir ortamda turizmci, sadece iç düzenlemelerin değil, dış risklerin de baskısı altında kalmaktadır. Sektörün geleceği öngörülemez bir hâl alırken, mevcut yükümlülüklerin bu gerçeklikten bağımsız şekilde dayatılması, turizm işletmeleri için telafisi zor bir yıkıma dönüşebilir. Burada sorulması gereken soru şudur: Biz güvenliği mi sağlamak istiyoruz, yoksa kağıt üzerinde sorumluluktan mı kurtulmak istiyoruz? Yangın güvenliği; “31 Mayıs’a kadar yap, yapmazsan kapatırım” denilecek kadar basit bir konu değildir. Bu bir geçiş süreci işidir. Planlama ister finansman ister sektörle diyalog ister. Kredi desteği olmadan, süre uzatılmadan, üretim ve ithalat kolaylaştırılmadan bu yükün altından kolay kolay kalkamaz. Sahada karşılaşılan bir diğer önemli sorun ise, denetimlerdeki uygulama birliğinin olmamasıdır. Her gelen itfaiye yetkilisinin farklı bir görüş bildirmesi, turizmcinin kafasını ciddi şekilde karıştırmaktadır. Bir denetimde “iki yangın merdiveni yeterli” denilirken, bir başka denetimde “olmaz, mutlaka üç yangın merdiveni yapılmalı” denilebilmektedir. Bir yetkili için 30 dakika yangına dayanıklı kapı yeterliyken, bir diğeri 45 dakika şart diyebilmektedir. Hatta kimi denetimlerde, odaların doğrudan dış ortama açılması durumunda yangın merdivenine gerek olmadığı söylenirken, başka bir denetimde “her koşulda yangın merdiveni zorunludur” yaklaşımıyla karşılaşılmaktadır. Bu çelişkili uygulamalar, iyi niyetle yatırım yapmak isteyen işletmeciyi yanlış ve geri dönüşü olmayan adımlara sürüklemektedir. Sahada bizzat gördüğüm bazı oteller, yangın merdiveni yapılacak diye adeta mimari bir ucubeye döndüğü, üstelik binanın statik yapısı da ciddi şekilde zarar gördüğü kanaatindeyim. Bazı tesislerde oda yıkılarak merdiven açılmış, bu da güvenliği artırmak yerine yeni riskler doğurmuştur. Özellikle Akyaka gibi bölgelerdeki iki katlı, balkonlu otellerde; balkondan sarkıtıldığında rahatlıkla zemine ulaşılabilecek yapılar varken, her koşulda yangın merdiveni dayatması hem tesisin dokusunu hem de çevresel estetiği bozmaktan öteye geçmemektedir. Yangın güvenliği elbette vazgeçilmezdir; ancak her tesise aynı kalıptan çözüm dayatmak, güvenlik üretmez, sorun üretir. Sahaya, yapıya ve bölgenin gerçeklerine göre esnek, bilimsel ve standartlaştırılmış bir yaklaşım benimsenmelidir. · Turizmci yangın tedbirlerine karşı değil. · Turizmci güvenliğe karşı hiç değil. · Ama turizmci, gerçekçi olmayan tek taraflı dayatmalara karşı. · Bugün gelinen noktada yapılması gereken bellidir: Kredi ve teşvik mekanizmaları devreye alınmalıdır. Yerli üretim desteklenirken, geçici olarak ithalatın önü açılmalıdır. · Her otel, kendi fiziki koşullarına göre denetlenmeli; “tek tip çözüm” dayatmasından vazgeçilmelidir. Aksi hâlde kapılar yangına dayanıklı olur ama oteller kapalı kalır. O zaman kaybeden sadece turizmci değil, bu ülkenin turizmi olur. Ve unutmayalım: Yangın güvenliği, akılla yapılır. Panikle değil.

Konya İhracatta Cumhuriyet Tarihi Rekoru Kırdı Haber

Konya İhracatta Cumhuriyet Tarihi Rekoru Kırdı

KONYA (İHA) - Konya, 2024 yılında gerçekleştirdiği 3 milyar 553 milyon dolarlık ihracatla Cumhuriyet tarihindeki en yüksek ihracat seviyesine ulaştı. Konya Sanayi Odası (KSO) Başkanı Mustafa Büyükeğen, bu başarıyı değerlendirdi ve Türkiye ortalamasının üzerinde ihracat artışı sağlayan Konyalı sanayiciler ile çalışanlara teşekkür etti. Başkan Büyükeğen, "Artan risklere ve yüksek maliyetlere rağmen Konyalı sanayicilerimiz, 2024 yılında da ihracatımızı artırmayı başardı. 2024 yılında ülkemiz ihracatını yüzde 2,7 artırırken, Konya’mız bu oranın çok üzerinde yüzde 6,7 artırarak 3 milyar 553 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Şehrimize bu gururu yaşatan, ay yıldızlı bayrağımızı ve Konya markasını dünyada dalgalandıran tüm sanayicilerimizi, çalışanlarımızı tebrik ediyorum. Konyalı sanayiciler olarak, bu zamana kadar olduğu gibi bundan sonra da ülkemizin üretim ve ihracatla büyümesine katkı vermeye devam edeceğiz" ifadelerini kullandı. OTOMOTİV İHRACATIN LİDERİ Büyükeğen, 2024 yılında Konya’nın en fazla ihracat yaptığı sektörleri de paylaştı. Otomotiv endüstrisi, 887 milyon 859 bin dolarlık ihracatla ilk sırada yer alırken, makine ve aksamları sektörü 855 milyon 409 bin dolar ile ikinci oldu. Hububat, bakliyat ve yağlı tohumlar 386 milyon 104 bin dolarla üçüncü sırada yer aldı. İklimlendirme sanayi ile demir ve demir dışı metaller sektörleri ise ihracat rakamlarına en çok katkı sağlayan diğer sektörler oldu. YENİ PAZARLAR İÇİN ÇALIŞMALAR SÜRÜYOR Konya Sanayi Odası olarak ihracatı artırmak ve yeni pazarlar bulmak için çalıştıklarını ifade eden Büyükeğen, "Odamız bünyesindeki İhracat Destek Ofisimiz ile ihracat yapan ya da yapmak isteyen firmalarımızın yanında olmaya, sanayi işletmelerimize rehberlik yapmaya devam ediyoruz. Yurt içi ve yurt dışı fuarlara teknik inceleme gezileri düzenleyerek, ikili iş görüşmeleri organize ediyoruz. Yine yabancı ülke temsilcileriyle bir araya geliyor, hem Konya sanayimizi anlatıyor hem de yapabileceğimiz iş birlikleriyle şehrimizin yeni ihracat pazarlarına açılmasına imkan sağlıyoruz" dedi. Büyükeğen, "Sadece 2024 yılında; Amerika, Rusya, Hindistan, Meksika, Kazakistan, Tataristan, Özbekistan gibi 13 yabancı misyon temsilcisi ile bir araya gelerek sanayimizi ve sektörlerimizi tanıttık, yeni iş birliği geliştirilebilecek alanlar üzerinde çalışmalar yürüttük. Bu faaliyetlerimizin yanı sıra ihracatı artırmaya yönelik çalışmalarımıza bu yıl da devam edeceğiz" diye ekledi.

Demiray: "Turizmde Kurtuluş Doların Enflasyonla Uyumu" Haber

Demiray: "Turizmde Kurtuluş Doların Enflasyonla Uyumu"

Dedeman Hotels & Resorts International (DHRI) Yönetim Kurulu Başkanı Ergün Demiray, turizm sektöründe 2024'te sıkı para politikaları nedeniyle kârdan feragat ettiklerini söyledi. "2025 yılında yüzde 30 enflasyon hedefleniyorsa dolar da yüzde 30 realize olmalı. Bugün geldiğimiz noktada dolar 35 TL’lere dayanmış durumda. Önümüzdeki yıl 42 TL civarına gelmesi gerekiyor. Turizm sektörü başka türlü ayağa kalkamaz, ayakta da kalamaz" dedi. 2024 yılı turizm için zor geçerken, artan girdi maliyetleri ile döviz kuru arasındaki fark, sektörün kârlılığını düşürdü. Demiray, "2024 yılında kârdan fedakarlık ettik. Yüzde 10 ile 15 arasında kârlılıklarımız eridi. Bu durum para sıkılaştırma politikasından kaynaklı. Özellikle bizim birlikte çalıştığımız tekstil sektörü dolar ve eurodan dolayı büyük darbe yedi. Yurt dışına döndüler. İnsanlar toplantılarını, eğitimlerini, ötelediler. Öteleyince turizm sektöründe iptaller çok yaşandı. Bununla birlikte kamu da sıkılaştırmaya gitti. Devlet de ihaleleri iptal etti. Tüm bunlar turizmcileri olumsuz etkiledi" dedi. "DOLAR ENFLASYON ORANINDA ARTIŞ GÖSTERMELİ" Demiray, doların enflasyona paralel artması gerektiğini vurgularken, "Eğer Türkiye'de 2025 yılında yüzde 30 enflasyon hedefliyorsak doların da yüzde 30 realize olması, devalüe edilmesi gerekiyor. Bugün geldiğimiz noktada dolar 35 TL’ye dayanmış durumda. Önümüzdeki yıl yüzde 30 enflasyon mu öngörüyoruz o zaman doların 42 TL civarına gelmesi gerekiyor. Bunun da kademeli olarak gerçekleşmesi lazım" dedi. Kademeli artış olmadığında, çalışan ve enerji maliyetlerinin hızla yükseldiğini vurguladı. Turizmci, fiyatları bir anda yüzde 30-40 oranında artıramadığından kârlılık oranını düşürünce birçok otelin bu durumla başa çıkamadığını savundu. "2025’İN İLK YARISINDA HER ŞEYİ DUYABİLİRİZ" Demiray, 2024'te 270’e yakın otelin konkordato ilan ettiğine işaret ederek, 2025’in ilk 6 ayında daha fazlasının olabileceğine dikkat çekti. "Bunun nedeni de plansızlık ve yanlış yönetim şekli. Biz sistem yapmıyoruz, sistemin bir parçası olamıyoruz. Sistem olmadığı için de maliyet yönetimi doğru fiyatlamayla pekişmiyor. Bizim önce neyi sattığımızın maliyetini bulup sonra fiyatları belirlememiz gerekiyor. Eski bakkal usulü yapıyor çoğu işletme. Hala bütçesi olmayan oteller var" yorumunda bulundu. "BÖLGESEL ASGARİ ÜCRET ŞART" Demiray, asgari ücretin yüzde 30’un üzerine çıkmaması gerektiğini savunarak, Turizm sektörünün bu artışı yönetemeyeceğini söyleyen Demiray, asgari ücret artışı yüzde 45 olursa, otel maliyetlerinin 2.200 TL’yi aşacağını belirtti. Oda fiyatının en az 5.000 TL’ye çıktığı durumda da konaklayacak misafir bulunamayacağını ekledi. Demiray, bölgesel ücret sistemine geçilmesini önerdi. "BODRUM’DA BİR TOP DONDURMA 1500 TL" Demiray, turizmdeki "fahiş fiyat" tartışmalarına da değindi. "Fırsatçılık her sektörde var. Bodrum’da bir top dondurma 1500 TL. Bu artık ayıp. Devlet denetimlerini, işini bilen liyakatli insanlarla sıklaştırırsa bu iş çözülür" dedi.

Deutsche Bank: "Türkiye Ekonomisi Yumuşak İnişte" Haber

Deutsche Bank: "Türkiye Ekonomisi Yumuşak İnişte"

Deutsche Bank, "Gelişmekte Olan Piyasalar 2025 Görünümü" raporunda, Türkiye ekonomisinin yumuşak iniş sürecinde olduğunu belirtti. Rapora göre, bu yıl yüzde 2,9 olarak öngörülen ekonomik büyümenin, 2025'te yüzde 2,8'e gerileyeceği tahmin edildi. Gelişmekte olan piyasalarda, özellikle ABD’nin politika değişiklikleri kaynaklı olumsuz etkiler ve artan gümrük tarifeleri gibi faktörlerin belirsizliklere yol açacağı ifade edildi. EKONOMİDE YUMUŞAK İNİŞ VE ENFLASYONLA MÜCADELE Türkiye'nin ekonomik durumu, "Türkiye: İstikrara Giden Kademeli Yol" başlığı altında değerlendirildi. Banka, sıkı parasal koşulların tüketim ve yatırım talebini sınırlaması nedeniyle Türkiye’nin 2025’in ikinci yarısına kadar potansiyelinin altında büyüyeceğini öngörüyor. Bununla birlikte, 2026’da iç talepte toparlanma ve büyümenin uzun vadeli eğilimine yaklaşması bekleniyor. Deutsche Bank, büyüme tahminlerini, ortodoks ekonomi politikalarının devam edeceği varsayımıyla hazırladı. Ancak politikaların daha destekleyici bir duruşa geçmesi durumunda büyümenin hızlanabileceği vurgulandı. DEZENFLASYON DEVAM EDECEK Raporda, iç talepteki zayıflama, enflasyon beklentilerindeki iyileşme ve Türk lirasının reel değerlenmesinin dezenflasyonu destekleyeceği kaydedildi. 2024 yılı sonunda enflasyonun yüzde 45’e, 2025 sonunda ise yüzde 25,4’e gerilemesi bekleniyor. Bununla birlikte, mali politikaların etkisi ve asgari ücretteki olası değişikliklerin enflasyon üzerinde yukarı yönlü riskler oluşturabileceği belirtildi. Raporda, "Mevcut politika çerçevesinin sürdürülmesi halinde, enflasyonun 2026 yılı sonuna kadar yüzde 20'nin altındaki seviyelere gerileyebileceğine inanıyoruz" ifadelerine yer verildi. FAİZ POLİTİKASINDA KADEMELİ GEVŞEME BEKLENTİSİ Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Aralık 2024’te 250 baz puan faiz indirimi yapmasının beklendiği belirtildi. Rapora göre, 2025 yılı boyunca TCMB’nin kademeli ve temkinli bir faiz indirimi politikası izlemesi bekleniyor. Faiz oranlarının 2025’in ilk yarısında yüzde 37,5’e, yıl sonunda ise yüzde 30’a düşmesi tahmin edildi. Ayrıca, TL mevduat hedefleri ve kredi tavanları gibi makro ihtiyati politikaların gevşeme döngüsünü desteklemeye devam edeceği ifade edildi. Deutsche Bank’ın bu öngörüleri, 2025’in Türkiye ve diğer gelişmekte olan piyasalar için zorlu ancak dengeli bir geçiş dönemi olacağını işaret ediyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.