Hava Durumu

#Gastronomi

TOURISMJOURNAL - Gastronomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Gastronomi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

"Troya Sergisi" 221 eserle Roma'da Haber

"Troya Sergisi" 221 eserle Roma'da

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İtalya'nın başkenti Roma'daki programı kapsamında Kolezyum Arkeolojik Alanı'nda düzenlenen basın buluşmasında yerli ve yabancı basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bakan Ersoy, "Troya ve Roma: Antik Akdeniz Mitleri, Efsaneleri ve Hikayeleri" sergisinin Türkiye ile İtalya arasındaki kültürel iş birliğinin önemli bir sonucu olduğunu belirterek, Troya'nın insanlık tarihinin en güçlü anlatılarından biri olarak bugün dünyanın en önemli kültür merkezlerinden birinde yeniden hayat bulduğunu söyledi. Türkiye'deki 19 müzeden seçilen 221 eserin yer aldığı sergide, 50 eserin ilk kez ziyaretçilerle buluştuğunu ifade eden Mehmet Nuri Ersoy, Troya Atı replikasıyla birlikte Anadolu'nun binlerce yıllık kültürel mirasının Roma'nın kalbinde dünya kamuoyuna sunulduğunu kaydetti. Troya ile Roma arasındaki ortak hafıza Kolezyum'da anlatılıyor Troya'nın Roma'nın kuruluş anlatısında özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan Ersoy, Roma'nın kurucu atası kabul edilen Aeneas'ın Troya'dan İtalya'ya uzanan yolculuğunun iki medeniyet arasında güçlü bir tarihi ve kültürel bağ kurduğunu söyledi. Serginin yalnızca Troya Savaşı'nı değil, Troya ile Roma arasında kurulan tarihi ve mitolojik ilişkiyi de ziyaretçilere aktardığını belirten Ersoy, MÖ 3'üncü bin yıldan Roma Dönemi'nin sonuna kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan seçkinin Antik Akdeniz dünyasının ortak hafızasına ışık tuttuğunu ifade etti. Troya'nın yalnızca Roma'nın değil Avrupa kültürel hafızasının da kurucu anlatılarından biri olduğunu dile getiren Ersoy, Homeros'tan günümüze uzanan bu büyük mirasın farklı toplumları ortak bir tarih ve kültür etrafında buluşturduğunu söyledi. Kolezyum'daki iş birliğinin temelinde güven var Geçtiğimiz yıl Kolezyum'da gerçekleştirilen Göbeklitepe Sergisi'nin büyük ilgi gördüğünü hatırlatan Bakan Ersoy, söz konusu serginin milyonlarca ziyaretçiye ulaşarak Türkiye'nin kültürel değerlerinin uluslararası görünürlüğüne önemli katkı sunduğunu belirtti. Göbeklitepe ile başlayan iş birliğinin Troya Sergisi ile daha da ileri taşındığını ifade eden Ersoy, bu tür prestijli alanlarda sergi düzenlemenin yalnızca maddi imkânlarla açıklanamayacağını söyledi. İlgili kurumlar arasında güçlü ilişkiler ve karşılıklı güvenin belirleyici olduğuna dikkat çeken Ersoy, kültürel diplomasi alanında kurulan iş birliklerinin uzun vadeli sonuçlar ürettiğini kaydetti. Troya Sergisi kültür turizmine de katkı sağlayacak Troya Sergisi'nin de Göbeklitepe Sergisi'nin yakaladığı başarıyı sürdüreceğine inandığını belirten Ersoy, Kolezyum'un ziyaretçi profili ve bugüne kadar gördükleri ilginin bu beklentiyi desteklediğini söyledi. Bu tür uluslararası sergilerin yalnızca kültürel görünürlüğe değil, Türkiye'nin kültür turizmine ve uluslararası tanıtımına da önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Ersoy, kültürel mirasın dünyanın farklı coğrafyalarında görünür kılınmasının Türkiye'nin marka değerini güçlendirdiğini ifade etti. Yeni uluslararası sergiler yolda Türkiye'nin kültürel mirasını dünyanın en önemli müzeleri ve kültür merkezlerine taşımaya devam edeceklerini belirten Ersoy, Berlin'de devam eden Göbeklitepe ve Taş Tepeler Sergisi'nin ardından Danimarka, İngiltere, İtalya ve ABD'de yeni sergiler planlandığını açıkladı. Japonya ile bu alanda mutabakat zaptı imzalandığını, Çin ve Avusturya ile görüşmelerin sürdüğünü kaydeden Ersoy, hedeflerinin Anadolu'nun binlerce yıllık birikimini daha geniş kitlelerle buluşturmak olduğunu söyledi. Tanıtımda yeni dönem: Hikaye anlatıcılığı Dünyada tanıtım anlayışının değiştiğine dikkat çeken Bakan Ersoy, günümüzde insanların yalnızca bir destinasyonu görmek istemediğini, aynı zamanda bir hikayenin parçası olmayı arzuladığını ifade etti. Bu doğrultuda Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) çalışmalarına işaret eden Ersoy, Türkiye'nin tanıtımında dijital dünyayı merkeze alan, veriye dayalı ve küresel eğilimleri takip eden yeni bir model uyguladıklarını söyledi. GoTürkiye markasıyla dünyanın yaklaşık 200 ülkesinde tanıtım faaliyetleri yürüttüklerini belirten Bakan Ersoy, reklam filmlerinin yanı sıra hikaye anlatıcılığını merkeze alan yeni projeler geliştirdiklerini kaydetti. Türk dizilerinin dünya çapındaki etkisinden de yararlandıklarını ifade eden Ersoy, TGA koordinasyonunda hazırlanan mini dizi projeleriyle şehirlerin, kültürel mirasın ve yaşam kültürünün milyonlarca kişiye ulaştırıldığını belirtti. Bakan Ersoy, Türkiye'nin bugün yalnızca ziyaret edilen değil, deneyimlenen bir destinasyon olarak öne çıktığını vurgulayarak kültür, tarih, gastronomi ve yaşam kültürünü çağın iletişim araçlarıyla dünyaya anlatmaya devam edeceklerini söyledi.

Türkiye kruvaziyerde Doğu Akdeniz'in merkezi olma yolunda Haber

Türkiye kruvaziyerde Doğu Akdeniz'in merkezi olma yolunda

Türkiye kruvaziyer turizmi, artan uluslararası talep, genişleyen sefer ağları ve liman altyapısındaki gelişmelerin etkisiyle küresel pazardaki konumunu güçlendirmeye devam ediyor. Sektör temsilcileri, güçlü rezervasyon performansı ve yükselen ilgi sayesinde 2026 sezonunun hem Türkiye hem de İstanbul açısından önemli bir büyüme ve yatırım dönemi olacağını öngörüyor. Özellikle İstanbul'un yeniden önemli bir biniş limanı olarak öne çıkması ve Ege'deki limanların yoğun talep görmesi, Türkiye'nin Doğu Akdeniz kruvaziyer rotalarındaki stratejik konumunu daha da sağlamlaştırıyor. MSC Cruises Türkiye Ülke Müdürü Işın Hekimoğlu, şirket olarak yaz ve kış sezonlarında İstanbul, İzmir ve Kuşadası çıkışlı operasyonlarını artırarak sürdürdüklerini belirtti. Hekimoğlu, 2026 sezonunu Türkiye kruvaziyer pazarı açısından son derece güçlü ve stratejik bir büyüme dönemi olarak gördüklerini ifade ederek, Türkiye'ye yönelik talepteki artış doğrultusunda bölgedeki kapasitelerini ve sefer çeşitliliğini artırmayı hedeflediklerini söyledi. İstanbul'un yeniden güçlü bir biniş limanı haline gelmesinin ve Kuşadası'nın en popüler limanlar arasında yer almasının Doğu Akdeniz operasyonları açısından büyük önem taşıdığını vurgulayan Hekimoğlu, şehir merkezindeki limanların yolculara sağladığı erişim kolaylığı sayesinde Türkiye'de kruvaziyer tatillerine olan ilginin her geçen yıl arttığını kaydetti. 2026 sezonunda özellikle Doğu Akdeniz rotalarında yüksek doluluk oranları beklediklerini aktaran Hekimoğlu, Türkiye'nin kruvaziyer haritasında yeniden güçlü bir şekilde konumlanmasının bu büyümeyi destekleyen en önemli etkenlerden biri olduğunu dile getirdi. Türkiye çıkışlı seferlere Avrupa, Orta Doğu ve Amerika pazarlarından ciddi talep olduğunu belirten Hekimoğlu, kruvaziyer seyahatlerinin sunduğu fiyat avantajı ve biniş limanlarının erişilebilirliği sayesinde bu tatil modelinin daha geniş kitlelere ulaştığını ifade etti. Amaçlarının, Türk yolcu sayısını artırırken Türkiye limanlarını Doğu Akdeniz programlarının en önemli merkezleri arasına taşımak olduğunu söyledi. Türkiye'nin coğrafi konumu, kültürel zenginliği ve güçlü hava yolu bağlantılarının büyümeyi destekleyen başlıca unsurlar arasında yer aldığını vurgulayan Hekimoğlu, İstanbul'un tarih, kültür, gastronomi ve ulaşım altyapısını bir arada sunabilen ender destinasyonlardan biri olması nedeniyle özellikle Avrupa ve uzun mesafeli pazarlarda yeniden yoğun ilgi gördüğünü belirtti. Erken rezervasyon verilerinin 2026 sezonu için oldukça güçlü seyrettiğini ifade eden Hekimoğlu, özellikle yaz dönemine yönelik talebin hızla arttığını söyledi. Yeni nesil yolcuların kruvaziyer seyahatlerini yalnızca bir tatil değil, çok destinasyonlu ve premium bir deneyim olarak gördüğünü de sözlerine ekledi. Celestyal Cruises Türkiye Direktörü Özgü Alnıtemiz ise şirketin Türkiye limanlarını programlarında düzenli olarak bulundurmaya devam ettiğini belirtti. Her yıl 140 ülkeden, ağırlıklı olarak Amerikalı ve Avrupalı yaklaşık 120 bin uluslararası kruvaziyer yolcusunun gemileriyle Türkiye limanlarına geldiğini aktaran Alnıtemiz, Ege rotalarının vazgeçilmez duraklarından biri olan Kuşadası'nın yabancı turistlerden yoğun ilgi gördüğünü ve Kuşadası çıkışlı Yunan Adaları seferlerinin ekim ayı sonuna kadar süreceğini ifade etti. 2025 yılının kruvaziyer sektörü açısından oldukça başarılı geçtiğini kaydeden Alnıtemiz, Türkiye limanlarına gelen uluslararası kruvaziyer yolcusu sayısının bir önceki yıla göre yüzde 15 artarak 2 milyonun üzerine çıktığını hatırlattı. 2026 yılında da bu yükselişin devam edeceğini öngören Alnıtemiz, pazara yeni oyuncuların girmesiyle sefer sayılarının arttığını, daha büyük kapasiteli gemilerin devreye girmesiyle yolcu sayılarında yeni rekorların görülebileceğini söyledi. Türkiye'nin tarihi, kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle kruvaziyer turizminde önemli bir cazibe merkezi olduğuna dikkat çeken Alnıtemiz, limanların da bu rekabet avantajını güçlendirdiğini ifade etti. Özellikle Galataport'un hem modern yapısı hem de merkezi konumuyla öne çıktığını belirten Alnıtemiz, kruvaziyer yolcularının İstanbul'un tarihi ve kültürel dokusunu yürüyerek keşfetme imkânı bulduğunu dile getirdi. Bir kruvaziyer gemisinin aynı program kapsamında İstanbul, İzmir, Marmaris ve Bodrum gibi birçok Türk limanına uğrayabildiğini hatırlatan Alnıtemiz, bu durumun sadece yolcu harcamalarıyla değil, gemi mürettebatının yaptığı harcamalarla da ekonomiye önemli katkı sunduğunu söyledi. Alnıtemiz, "Türkiye kruvaziyer pazarı küresel ölçekte yıldızı parlayan destinasyonlardan biri haline geldi. Önümüzdeki dönemde daha fazla dev kruvaziyer gemisinin rotasını Türkiye limanlarına çevirmesini bekliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

2026'da seyahat edilecek en iyi 20 yer Haber

2026'da seyahat edilecek en iyi 20 yer

Dubrovnik’i seviyoruz, ama artık herkes seviyor. Yine de Hırvatistan’a giden birçok ziyaretçi, yakınlardaki Karadağ’ın da güzel sahil yerleşimlerine ve dağ topluluklarını birbirine bağlayan yeni yürüyüş rotalarına sahip olduğunu bilmiyor olabilir. Her zaman popüler Buenos Aires’in karşısında yer alan Montevideo, dünya standartlarında tango, et yemekleri ve mimarisiyle Güney Amerika’nın en yeşil şehirlerinden biri olarak öne çıkıyor. Roma sonsuz bir şehir olsa da, Cezayir’de kalabalıklardan uzak antik kalıntılar bulunuyor. Bu yılki en iyi seyahat destinasyonları rehberimizde, yerel toplulukları destekleyen, çevreyi koruyan ve kültürel mirası yaşatan sürdürülebilir turizm anlayışıyla öne çıkan yerleri vurguluyoruz. Listemizi oluştururken BBC çalışanları, güvenilir gazetecilerimiz ve dünyanın önde gelen sürdürülebilir turizm uzmanlarıyla iş birliği yaptık. Amaç, ziyaretçileri memnuniyetle karşılayan ve seyahatinizin olumlu bir etki yaratabileceği destinasyonları belirlemekti. Okumaya devam edin çünkü bir sonraki büyük maceranız sizi bekliyor. Abu Dhabi Neden gidilmeli: Kültürel açılışlarla dolu çarpıcı bir yıl ve yeni tema parkı heyecanı Çölün sıcak havasında bir beklenti hissi asılı duruyor. Yıllar süren geliştirme çalışmalarının ardından şehrin Saadiyat Kültür Bölgesi, 2017’de Louvre Abu Dhabi’nin açılmasıyla ilk sinyalleri verilen proje, artık belirleyici aşamasına giriyor. Dünyanın en büyük dijital sanat müzesi olan TeamLab Phenomena kısa süre önce açıldı. Ardından Zayed Ulusal Müzesi geldi; burada ziyaretçiler ülkenin petrol sayesinde zenginleşmesinden önceki “birleştirilmiş hayallerini” görebiliyor. İnci dalgıçlığı Birleşik Arap Emirlikleri’nde icat edilmedi ancak anlatacak büyük bir hikâyesi var; aynı şekilde İslam’ın etkisi, Arapçanın yayılışı ve ülkenin kurucu lideri merhum Şeyh Zayed bin Sultan Al Nahyan’ın vizyonu da öyle. Müze yoğunluğuna yeni eklenen bir diğer yapı Doğa Tarihi Müzesi Abu Dhabi. Arap Körfezi’nin üzerinde yükselen, dev şeker küplerini andıran yapısıyla bölgenin jeolojisinden ilham alıyor. Ve elbette çok konuşulan ve defalarca ertelenen dünyanın en büyük Guggenheim Abu Dhabi projesi de var. Devasa modern sanat galerisinin 2026’nın sonlarına doğru ya da daha da geç bir tarihte açılması bekleniyor. Kültürün ötesinde Abu Dhabi tema park turizmine de büyük yatırım yapıyor. Yas Adası’nın dev eğlence bölgesi genişliyor. Warner Bros. World Abu Dhabi bir Harry Potter ek bölümü eklerken Yas Waterworld de yeni devasa kaydırak ve eğlence alanları inşa ediyor. Ayrıca Orta Doğu’nun ilk Disneyland’ı için de planlar ilerliyor. Önümüzdeki yıllarda Yas Adası’nda temellerinin atılması bekleniyor. Bu, bir zamanlar şehirdeki kum ve avlularla tanımlanan yaşamdan çok uzak, iddialı bir deney. İsrail ve ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaş ışığında, Orta Doğu’nun büyük bir kısmında ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne giriş ve çıkışlar dahil olmak üzere seyahatler etkilenmiştir. Yolcuların, ziyaret planı yapmadan önce kendi ülkelerinin resmî seyahat tavsiyelerini kontrol etmeleri önerilir. Cezayir Neden gidilmeli: Roma kalıntıları, dalgalı çöller ve kültürel mirasın korunması Roma dönemine ait görkemli kalıntılar, gerçeküstü çöl manzaraları ve mimari tarzların büyüleyici bir karışımına sahip tarihi şehirleriyle Cezayir’in zengin turizm değerleri uzun süre ülkenin meşhur karmaşık vize sistemi nedeniyle erişilemez kalmıştı. Ancak Afrika turizminin “uyuyan güzeli” artık uyanıyor. Cezayir, 2030 yılına kadar uluslararası ziyaretçi sayısını yılda 12 milyona çıkarma hedefi doğrultusunda çalışmalarını hızlandırıyor. Son gelişmeler arasında, organize turlara katılan yolcular için varışta vize uygulamasının başlatılması, Ağustos 2025’te Air Algérie’nin yeni bir iç hatlar yan kuruluşu kurması ve ülkenin 460.000 el sanatları ustasına eğitim ve destek sağlanarak kültürel mirasın korunmasına yönelik hükümet taahhüdü yer alıyor. 2026’da ziyaret etmeyi kolaylaştıran yeni turlar da birçok büyük tur operatörü tarafından başlatıldı. Ziyaretçilerin çoğu, eski Fenike yerleşimi olup ardı ardına gelen uygarlıkların etkilerini taşıyan sahil başkenti Cezayir’den başlıyor. Üç bin yıllık yerleşim izlerini koruyan UNESCO Dünya Mirası listesindeki Konstantin, bir diğer önemli şehir durağı. Yakınlarında, kalabalıktan uzak şekilde gezilebilen Timgad ve Djémila’daki geniş ve iyi korunmuş Roma kalıntıları bulunuyor. Cezayir Sahrası’nın dalgalı kumulları ise yüzlerce kilometre boyunca uzanıyor; çöl keşifleri için merkez olarak Djanet vahası öne çıkıyor. Colchagua Vadisi, Şili Neden gidilmeli: Şarap, kovboylar ve yıldız gözlemi Santiago’nun iki saat güneyinde, Şili’nin Colchagua Vadisi, karlı And Dağları’ndan Arjantin sınırına ve oradan Pasifik’e kadar uzanır; Tinguiririca Nehri’nin oluşturduğu koridoru takip eder. Birçok gezgin Patagonya ya da Atacama’ya giderken Santiago’da kısa süreli duraklar yaparken, başkentten güneye doğru birkaç günlük bir yolculuk, tarihi çiftlik evlerini, manzaralı yürüyüş rotalarını ve Şili’nin hızla yükselen uluslararası şarap sahnesinin kalbini ortaya çıkarır. Yakınlardaki Cachapoal bölgesindeki lüks bağ oteli Vik 2025 yılında dünyanın en iyi şarap imalathanesi seçilmeden çok önce, Colchagua’nın köklü bağları Viu Manent, Los Vascos, Casa Silva ve MontGras gibi üreticiler rahat şarap tadımları için ziyaretçileri çekiyordu. Colchagua’nın gastronomi kültürü ise Montes Winery bağlarının ortasında yer alan Fuegos de Apalta gibi mekanlarda öne çıkar; burada Francis Mallmann’ın açık ateşte pişirme üzerine kurulu güneşli ve ferah mutfağı sunulur. Gezginler bağların arasında da konaklayabilir. Ünlü Lapostolle şarap üretici ailesine ait Clos Apalta, dağın yamacından dışarı doğru uzanan ve Carménère, Cabernet ve Syrah bağlarının üzerinde süzülüyormuş gibi görünen mimari açıdan dikkat çekici 10 modern villaya sahiptir. Şaraptan öte, Şili’nin kovboy kültürüyle bilinen bu bölgesinde rodeolardan yıldız gözlemine kadar pek çok etkinlik vardır; Cerro Chaman Gözlemevi bunlardan biridir. Santa Cruz ve Lolol gibi kasabalar ise hareketli pazarları ve İspanyol sömürge döneminden kalma kerpiç malikaneleriyle öne çıkar. Bu yıl, Şili’nin orijinal Şarap Rotası’nın 30. yılıdır. Bu rota hâlâ bölgenin dünya standartlarındaki yeme içme kültürünü, şaraplarını ve ziyaretçileri güneşin tadını çıkarıp biraz daha uzun kalmaya davet eden yaşam tarzını gözler önüne serer. Cook Adaları Neden gidilmeli: Cennet gibi bir Polinezya ülkesine yeni ulaşım imkânı Cook Adalılar ziyaret edilmeyi sever; sonuçta onlar Güney Pasifik’in dışa dönük insanlarıdır. Ancak Fiji gibi Okyanusya’daki diğer destinasyonlara kıyasla turist sayıları daha düşüktür, bu da kendinizi bir tatil köyünde turist gibi değil, onların dünyasına hoş gelmiş bir misafir gibi hissetmenizi sağlar. En büyük ve en kalabalık ada olan Rarotonga yalnızca 67 kilometrekare büyüklüğündedir, ancak Güney Pasifik’e dair en güzel unsurların hepsini içinde barındırır: Tahiti’yi andıran üçgen dağ zirveleri, mavi bir lagünle çevrili vahşi bir iç bölge ve gururlu bir Polinezya kültürü. Rarotonga’nın ötesinde, balayı destinasyonu olarak sevilen Aitutaki dışında, neredeyse tamamen size ait hissedebileceğiniz 13 ada daha bulunur. Adalarda yeni nesil “çıplak ayak lüksü” konaklama seçenekleri yükseliyor ve 2026 yılında kültürel ve çevresel koruma alanında önemli bir adım daha atılacak. Dünyanın en büyük deniz parklarından biri olan Marae Moana’nın koruyucuları, en önemli alanlar için korumaları güçlendiriyor. Aitutaki’de ise kusursuz üçgen lagünün içindeki üç motu (küçük ada) artık özel statüye sahip. Hükümet ayrıca derin deniz madenciliği araştırmalarını en az 2032’ye kadar ertelemiş durumda. Karada ise Rarotonga’daki kutsal Maungaroa Vadisi, henüz hiç geliştirilmemiş nehirler ve tropikal yağmur ormanlarıyla UNESCO Geçici Listesi’nde yer alıyor. Pasifik’in bu kusursuz küçük cennetine ulaşmak artık her zamankinden daha kolay. Hawaiian Airlines, Haziran 2025’te Honolulu–Rarotonga hattını daha uygun gündüz uçuşları ve Alaska Airlines üzerinden yeni ABD bağlantılarıyla geliştirdi. Jetstar ise Mayıs 2026’da Brisbane–Rarotonga arasında ilk doğrudan uçuşları başlatacak. Kosta Rika Neden gidilmeli: Gezegenin en zengin biyoçeşitlilik merkezlerinden biri büyük bir değişimin eşiğinde Kosta Rika daha da yeşile gidiyor Beyaz kumlu plajları, sisli volkanik zirveleri, tropikal yağmur ormanları ve zengin Kolomb öncesi ile sömürge dönemine ait tarihiyle Kosta Rika, gezginlere geniş bir çekim yelpazesi sunuyor. Ormansızlaşmayı tersine çeviren ilk tropikal ülke olarak, ülke yaklaşık yüzde 60 orman örtüsüne sahip ve topraklarının dörtte biri yasal olarak koruma altında. Ulusal Karbonsuzlaşma Planı ise 2050 yılına kadar karbon nötrlüğünü hedefliyor. Bu küçük Orta Amerika ülkesine ulaşan gezginler, nadir bir doğa ve iyi yaşam birleşimiyle karşılaşır. Yağmur ormanları boş plajlara doğru akar, macaw kuşları turkuaz koyların üzerinde süzülür ve Pasifik Okyanusu, tek bir yarımada içinde dünyanın bilinen kara türlerinin yüzde 2,5’ini barındıran bir kıyıya güçlü dalgalarla vurur. Howler maymunlarının sesine uyanır, biyolüminesansla ışıldayan mangrov haliçlerinde kürek çekebilir ya da dünyaca ünlü sörf noktalarında dalgaların tadını çıkarıp rehberli nefes çalışmaları, meditasyon veya yoga yaparak Corcovado Ulusal Parkı’nın derinliklerine yürüyebilirsiniz. Başkent San José’den yakınlardaki Puerto Jiménez’e yapılan doğrudan uçuşlar, bu uzak köşeyi ulaşılabilir hâle getirirken aynı zamanda 2026’da koruma alanlarının genişletilmesine yönelik önemli adımlar atılıyor. Yerel sivil toplum kuruluşları ve ulusal ortaklar, hem kara hem deniz alanlarında korunan bölgeleri genişletmeyi planlıyor; yağmur ormanlarında jaguar koridorları güçlendirilirken açık denizlerde göç eden köpekbalıkları için koruma artırılıyor. Topluluk tarafından işletilen sörf okulları, bütünsel inziva merkezleri ve ekolojik konaklamalar bu döneme uyum sağlayarak macera, iyi yaşam ve onarıcı turizmi bir araya getiriyor. Sürdürülebilirliğe odaklanan Lamangata Surf Resort güneş enerjisiyle çalışıyor ve atık suyunu geri dönüştürüyor; Blue Osa Yoga Retreat ise Osa Conservation adlı kâr amacı gütmeyen kuruluşla birlikte “Deniz Kaplumbağalarını Kurtar” programını yürütüyor. Osa Yarımadası, gezginleri yavaşlamaya ve okyanusun temel çekimine bağlanmaya davet ediyor, aynı zamanda onu korumaya da katkı sunmalarını sağlıyor. Aşırı turizmin yaygın olduğu bir dünyada bu vahşi kıyı, lüks ve sürdürülebilirliğin aynı dalgayı paylaşabileceğini kanıtlıyor. Hebridler, İskoçya Neden gidilmeli: Bir viski patlaması, antik taş çemberler, beyaz kumlu plajlar ve topluluk sıcaklığı İskoçya’nın vahşi Atlantik kıyısı boyunca dağılmış Hebrid adaları, uzun zamandır gezginleri kalp atışlarını hızlandıran kutsal alanları, ıssız plajları ve sıkı topluluk yapılarıyla cezbediyor. Bu yıl ise pek çoğunun anlatacak çok daha fazla şeyi var. Dış Hebridler’in kuzey ucunda yer alan Lewis adası, Stonehenge’den daha eski olan mistik haç biçimli Calanais Taşları için uzun zamandır beklenen ziyaretçi merkezini açıyor. İlk kez Historic Environment Scotland, 5.000 yıllık Neolitik tarihi korumaya yardımcı olmak amacıyla ziyaretçi ücreti de uygulamaya başlayacak. Güneyde ise Barra Havalimanı’nın gelgitli plaj üzerine kurulmuş sıra dışı iniş pisti hâlâ zamanda geri adım atmış gibi hissettiriyor. Kireçtaşı koyları ve Orta Çağ’dan kalma Kisimul Kalesi ile bilinen adada, Borve adlı küçük köyü küresel içki haritasına taşıyacak ilk viski damıtımevi kuruluyor. Viski zaten Güney Hebridler’deki Islay adasının DNA’sında yer alıyor ve yoğun turbalı tek malt İskoç viskisine olan talep adayı yeniden şekillendiriyor. Viski açısından burası adeta Monopoly’deki son kare gibi ve 2026’da iki yeni damıtımevinin açılmasıyla adadaki toplam sayı 14’e yükselecek. İlk olarak, Rosebank, Glengoyne ve Edinburgh Gin gibi İskoç içki markalarının arkasındaki isimlerin kurduğu Laggan Bay Damıtımevi geliyor. Yılın ilerleyen dönemlerinde ise Port Ellen yakınlarında yer alan Portintruan Damıtımevi ziyaretçilere açılacak. Ayrıca Fransız lüks devi LVMH, adanın ilk sürükleyici viski temalı oteli olan Ardbeg House’u açtı. Tüm ada, adeta kusursuz ve sıcak İskoç misafirperverliğinin örneği gibi bir atmosfere sahip. Gitmeyi mi düşünüyorsunuz? Mayıs ayında düzenlenen Islay’ın yıllık viski festivali Fèis Ìle için önceden rezervasyon yapın. Ishikawa, Japonya Neden gidilmeli: Geleneksel el sanatları ve ödüllü sake 1 Ocak 2024’te 7,6 büyüklüğündeki bir deprem, Japonya’nın Ishikawa eyaletindeki uzak Noto Yarımadası’nı yıkıma uğrattı. Aradan iki yıl geçmesine rağmen yerel yetkililer, bölgenin yeniden canlanmasına destek olmak için ziyaretçileri geri dönmeye teşvik ediyor. Eyaletin güneyinde yer alan Kanazawa şehri, Tokyo’dan hızlı trenle ulaşılabiliyor ve Japonya’nın en ünlü bahçelerinden biri olan Kenrokuen’e ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda geleneksel el sanatlarının canlı bir dünyasına sahip. Gezginler altın varak atölyelerine girip kendi Kaga Yuzen ipek boyama çalışmalarını yapmayı deneyebiliyor. Ancak asıl büyük etki, depremin vurduğu kuzeydeki Noto bölgesinde yaratılabilir. Burada “çiftlik konukevleri”, ziyaretçileri pirinç ekimi gibi mevsimsel etkinliklere katılmaya davet ediyor; elde edilen gelir ise ailelerin ve Shiroyone Senmaida’nın yüzyıllardır var olan teraslı pirinç tarlalarının ayakta kalmasına katkı sağlıyor. Noto Yarımadası, Japonya genelinde deniz ürünleri, yüzyıllardır üretilen Wajima-nuri lake işçiliği ve efsanevi Noto toji (usta üreticiler) tarafından yapılan ödüllü sake ile tanınıyor. Birçok yerel bira ve sake üreticisi yeniden faaliyete geçti; “Don’t Stop the Noto Sake” gibi girişimler sayesinde gelirler depremden zarar gören üreticilere aktarılıyor. Aile işletmesi konukevlerinde kalmak, yeniden açılan yerel restoranlarda yemek yemek veya geleneksel el sanatlarını yerel zanaatkârlardan satın almak, Ishikawa’nın benzersiz geleneklerini en çok risk altında olduğu bir dönemde yaşatmaya yardımcı oluyor. Bu, evlerini ve kültürel miraslarını yeniden inşa eden topluluklarla dayanışma kurma ve bu tarihi bölgenin gelecek nesiller boyunca varlığını sürdürmesine katkı sağlama fırsatı sunuyor. Komodo Adaları, Endonezya Neden gidilmeli: Tarih öncesi vahşi yaşam, hassas resifler ve yaşam alanlarının korunması Turkuaz Flores Denizi’nden yükselen Komodo Adaları, gezegenin en etkileyici vahşi yaşam sahnelerinden biri olmaya devam ediyor. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan bu milli parkta pembe kumlu plajlar savan tepeleriyle buluşuyor, mercan bahçeleri manta vatozlarıyla dolup taşıyor ve dünyanın son vahşi Komodo ejderi popülasyonu özgürce yaşıyor. 2026 yılında Endonezya, parkın 45. yılını yeni koruma programları ve hem ejderhaları hem de hassas resifleri korumaya yönelik ziyaretçi yönetimi önlemleriyle kutlayacak. Singapur ve Kuala Lumpur’dan giriş kapısı Labuan Bajo’ya doğrudan uçuşlarla ulaşımın kolaylaşması bölgeyi her zamankinden daha erişilebilir hale getirirken, sıkı izin sistemleri ve rehber eşliğinde yapılan yürüyüşler turizm gelirinin yerel topluluklara ve yaşam alanlarının korunmasına katkı sağlamasını garanti ediyor. Gezginler günübirlik teknelerle keşif yapabilir, yakın adalarda ekolojik konaklamalarda kalabilir veya geleneksel phinisi tekneleriyle uzak koylar arasında yelken açarak takımadalarla daha derin bir bağ kurabilir. Macera ve anlamı bir arada arayanlar için Komodo, tarih öncesi vahşi yaşamla yakın karşılaşmalar, zengin deniz biyoçeşitliliği ve turizmi olağanüstü ekosistemini korumak için kullanan bir milli park arasında nadir bir denge sunuyor. Loreto, Baja California Sur, Meksika Neden gidilmeli: Vahşi yaşam açısından zengin sular, çöl adaları ve koruma odaklı macera Loreto Körfezi Ulusal Parkı’nın 30. yıl dönümü yaklaşırken, bölgenin koruma hikâyesi derinleşmeye devam ediyor. Park, Meksika Körfezi’nin 200.000 hektardan fazla alanını koruyor ve mavi balinalar, deniz kaplumbağaları ve California denizaslanı kolonilerine ev sahipliği yapıyor. Aynı zamanda Meksika’nın en etkili taban hareketi temelli çevre başarılarından biri olarak öne çıkıyor. Şimdi ise bölge koruma alanlarını genişletiyor. Nopoló ve Loreto II adlı iki yeni milli park dikkatli bir şekilde geliştirilerek, gezginlere keşif imkânı sunacak binlerce hektarlık çöl kanyonlarını, mangrovları ve yaban hayatı koridorlarını erişime açıyor. Ancak Loreto’nun cazibesi yalnızca manzaralarıyla sınırlı değil. Burada koruma günlük yaşamın bir parçası. Eskiden balıkçı olan ve artık eğitim almış doğa rehberi haline gelen kişiler, çöl adacıkları arasında kano turları ve aynı zamanda vatandaş bilimi deneyimi sunan balina gözlem gezileri düzenliyor. Ziyaretçiler göç eden mavi balinaların tespitine yardımcı olabiliyor, kıyı temizliği çalışmalarına katılabiliyor ya da meydanı müzik, yemek ve hikâye anlatımıyla dolduran yıllık koruma festivallerine dahil olabiliyor. Toplulukla bağlantı kurmak isteyenler için yerel gruplar ve kooperatifler, rehberli çöl yürüyüşleri ve ortak akşam yemekleri düzenleyerek ziyaretçileri taze yakalanmış deniz ürünlerini aileler ve zanaatkârlarla paylaşmaya davet ediyor. Tarihi misyonu, beyaz badanalı sokakları ve arkasında yükselen Sierra de la Giganta dağ silsilesiyle Loreto, hem küçük kasaba samimiyetini hem de görkemli bir genişliği bir arada sunuyor. Burası, ekosistemlerin yeniden toparlandığı ve toplulukların süreci yönettiği umut dolu bir hikâyeye ziyaretçilerin de katılabildiği bir yer. Karadağ Neden gidilmeli: Göz kamaştırıcı Kotor Körfezi ve el değmemiş vahşi doğa Dünyanın en genç egemen devletlerinden biri olan Karadağ, 2026 yılında 20. kuruluş yılını kutluyor. 650.000’den az nüfusa sahip bu genç Balkan ülkesi, İlirya, Roma, Osmanlı ve Yugoslav etkilerinin bir mozaiğini taşıyor ve özellikle sahil şeridiyle tanınıyor. Özellikle Venedik döneminden kalma iyi korunmuş yerleşimleri ve surlarla çevrili eski şehirleriyle adeta bir fiyordu andıran görkemli Kotor Körfezi öne çıkıyor. Adriyatik kıyısındaki tatil beldeleri, komşu Hırvatistan’ın kalabalık ve trend olan sahillerinin ötesini arayan gezginler arasında giderek daha popüler hale geliyor. Bununla birlikte, çok az ziyaretçi ülkenin iç bölgelerini keşfediyor. Burada nehir ovaları, karst kayalıklarına ve sarp zirvelere dönüşüyor. Öne çıkan yerler arasında, manastırlar, saraylar ve müzelerden oluşan küçük eski kraliyet başkenti Cetinje ve Avrupa’nın en önemli kuş rezervlerinden biri olan Skadar Gölü yer alıyor. Bu gölde yaklaşık 281 kuş türü bulunuyor. Ancak Karadağ’ın asıl cazibesi dramatik dağlarında yatıyor. Prokletije sıradağları, kıtanın hâlâ varlığını sürdüren nadir vahşi bölgelerinden biri olarak, keskin zirveler, yoğun ormanlar ve kurtlar ile ayıların yaşadığı buzul gölleriyle dolu bir doğa sunuyor. Bölge aynı zamanda yürüyüş rotalarıyla da dikkat çekiyor. Bunlardan biri olan Balkan Zirveleri rotasının bir bölümü Karadağ’dan geçiyor ve Arnavutluk ile Kosova’ya uzanıyor. Bu 192 kilometrelik rota, sürdürülebilir turizm yoluyla uzak dağ köylerinin terk edilmesini önlemeyi ve yerel halk için gelir yaratmayı hedefliyor. Oregon Sahili, ABD Neden gidilmeli: ABD’nin en dramatik kıyılarından birini keşfetmenin yeni yolları Kuzeyde Columbia River Gorge’un etkileyici kayalıklarından güneyde yükselen dev sekoya ormanlarına kadar yaklaşık 370 mil boyunca uzanan Oregon Sahili, güç ve güzelliğin büyüleyici bir karışımıdır. Dalgalara maruz kalan kıyılar yoğun herdem yeşil ormanlara çarpar, yalnız deniz fenerleri sisli ve kasvetli ufukların üzerinde belirir ve küçük balıkçı kasabalarının açıklarında göç eden balinalar yüzeye çıkar. 1967’de kabul edilen tarihi bir yasa sayesinde Oregon, tüm kıyı şeridi halkın ücretsiz erişimine açık olan ABD’deki tek eyalettir. Kaliforniya kıyılarına göre daha az ziyaret edilen bu bölge, US-101 boyunca uzanan beyaz kumlu plajları ve dramatik burunlarıyla ülkenin mutlaka görülmesi gereken yol rotalarından biridir. Ancak Sustainable Travel International’dan Kaitlyn Brajcich’e göre 2026’da kendi aracı olmayanlar ve elektrikli araç kullananlar için bölgeyi deneyimlemenin daha fazla yolu olacak. Brajcich, “Mevsimsel bir servis Portland’ı kıyı destinasyonlarına bağlıyor ve giderek büyüyen EV şarj ağı, elektrikli yolculukları daha sorunsuz hale getiriyor. Bisiklet tercih edenler için birçok kasabada kiralama imkânı var ya da 370 millik kıyıdan kıyıya bisiklet rotasını deneyebilirsiniz” diyor. Brajcich ayrıca, yeni bir girişim sayesinde yakalanan taze deniz ürünlerinin artık yerelde tüketildiğini, bunun da bu sulardan uzun süredir geçimini sağlayan toplulukları desteklediğini ekliyor. Plajlara yerleştirilen Mobi-Mat sistemleri ve ücretsiz plaj tekerlekli sandalyeleri sayesinde daha fazla ziyaretçi sahilden yararlanabiliyor. Ayrıca Wheel the World ile yapılan yeni bir ortaklık, erişilebilir konaklama ve deneyimleri haritalandırıyor. Every Stay Gives Back üzerinden yapılan otel rezervasyonları ise bu vahşi ve sevilen kıyıyı koruyan çevre kuruluşlarını destekliyor. Oulu, Finlandiya Neden gidilmeli: 2026 Avrupa Kültür Başkenti yılıyla yaratıcı bir Arktik şehir Kuzey Kutup Dairesi’nin hemen altında yer alan Oulu, 2026 yılında Avrupa Kültür Başkentlerinden biri olarak sahneye çıkıyor. Bu unvan, Finlandiya’nın daha sakin kuzeyine bakış açısını değiştirecek bir dönüm noktası olarak görülüyor. Şehir zaten Dünya Hava Gitarı Şampiyonası’na ev sahipliği yapıyor ve kendini dünyanın kış bisikleti başkenti olarak ilan etmiş durumda. Ocak ayından itibaren şehir ve çevresindeki köyler, yıl boyu sürecek bir kültür programına ev sahipliği yapacak. Bu program, adeta sürekli evrilen bir festival gibi; partiler, pop-up performanslar, sanat enstalasyonları ve sergilerle dolu olacak. Öne çıkan etkinliklerden biri Arctic Food Lab. Bu etkinlik, bölgenin zorlu toprak ve mevsim koşullarından şekillenen İskandinav-Arktik lezzetlerini tadımlar ve özel akşam yemekleriyle öne çıkarıyor. Bir diğer önemli proje ise Climate Clock. Finlandiyalı ve uluslararası sanatçıların bilim insanlarıyla birlikte oluşturduğu yedi parçalı bir kamusal sanat rotası olan bu proje, yaratıcılık, iklim değişikliği ve “doğanın zamanı” ile olan bağımız gibi temaları yansıtıyor ve şehrin daha yavaş, daha bilinçli bir seyahat anlayışını teşvik etme çabasıyla örtüşüyor. Kültürel programın ötesinde, keşfedilecek rüzgârlı adalar, deniz fenerleri boyunca gün batımı yürüyüşleri ve elbette geleneksel Fin sauna kültürü bulunuyor. 2026 yılında bölgenin sınır doğası, Arktik mirası ve yenilikçi yaratıcılığın birleşimi, bu sakin kuzey merkezini Avrupa’nın en ilgi çekici destinasyonlarından biri haline getiriyor. Philadelphia, ABD Neden gidilmeli: ABD’nin 250. kutlaması ve sporla dolu büyük bir yıl Amerika Birleşik Devletleri 4 Temmuz 1776’da Philadelphia’da doğdu. 2026 yılında şehir, ülkenin 250. kuruluş yıl dönümünü tarih, spor ve sanat dolu yıl boyu süren bir programla yeniden merkez sahneye taşıyor. Önemli etkinliklerden biri “52 Weeks of Firsts”. Şehir genelinde düzenlenen bu seri, Philadelphia’nın öncü ruhunu kutlayan 250 yıllık tarihsel gelişmeleri her hafta sonu farklı bir mahallede “First-ival” adıyla sahneliyor. Bifokal gözlüğün icadından, sürekli Afro-Amerikan mülkiyetinde kalan en eski arazi olan Mother Bethel AME Kilisesi’nin kuruluşuna kadar pek çok yenilik ve tarihsel an, gerçekleştiği yerlerde etkinlikler, konuşmalar ve performanslarla yeniden canlandırılıyor. Şubat ile Eylül 2026 arasında Franklin Institute, Universal Theme Parks sergisine ev sahipliği yapacak ve ziyaretçilere dünyanın en popüler tema parklarından birinin tasarım ve mühendislik süreçlerine perde arkasından bakma imkânı sunacak. Şehrin diğer ucunda, ABD’nin en büyük kamu sanatı organizasyonu olan Mural Arts Philadelphia, Printmaking by the People kapsamında 50’den fazla sanatçı liderliğinde atölye düzenleyecek. Ziyaretçiler ücretsiz etkinliklere katılarak günümüz demokrasisinin ne anlama geldiğine dair yeni bir duvar resmi için ilham sürecine katkıda bulunabilecek. Yerel sanatçılar eşliğinde düzenlenen duvar resmi turları ise doğrudan topluluk sanat programlarını ve eğitim projelerini destekleyecek. Spor tutkunları için de şehir oldukça yoğun bir takvime sahip. Philadelphia, FIFA Dünya Kupası maçlarına, MLB All-Star maçına, NCAA March Madness turnuvasının bazı etaplarına ve PGA Championship’e ev sahipliği yapacak. Buna bir de Rocky filminin 50. yılı kutlaması olan RockyFest eklenince, ziyaretçiler tarih, yaratıcılık ve gururla dolu bir şehir bulacak. Phnom Penh, Kamboçya Neden gidilmeli: Yaratıcı ve sürdürülebilir açılışlarla şehri yeniden şekillendiren yeni bir dönem Mondulkiri’nin koruma turizmi “Phnom Penh’den altı saatlik bir otobüs yolculuğuyla doğayla bağ kurma fırsatları bulunuyor. Jahoo yaban hayatı turlarında yerel rehberler, şafak vakti yapılan yürüyüşlerde başlarının üzerinde sallanan gibonları görmek için ziyaretçilere eşlik ediyor. Elephant Valley Project ise kurtarılmış fillerin serbestçe dolaştığı, binicilik ya da gösteri içermeyen etik bir sığınak.” – Kaitlyn Brajcich, Sustainable Travel International. Phnom Penh, Kamboçya bir an yaşıyor Uzun süre Siem Reap’in gölgesinde kalan başkent, Kamboçya’nın en büyük altyapı projesi olan yeni Techo Uluslararası Havalimanı’nın açılışıyla 2026’ya güçlü bir giriş yapıyor. Üzerinde dev bir gümüş Buddha figürü bulunan fütüristik terminalin, Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye, Çin ve Japonya’dan yeni hatlarla uluslararası erişimi artırması ve şehri her zamankinden daha ulaşılabilir hale getirmesi bekleniyor. Şehir içinde ise Phnom Penh hızla değişiyor. 15 yıl önce yalnızca bir trafik ışığına sahip olan kent, bugün sürdürülebilir kentsel turizmin bir vitrini haline geliyor. Yeni Chaktomuk Walk Street, hafta sonları Khmer sokak yemekleri, yerel el sanatları ve canlı müzikle dolu bir festivale dönüşen yaya nehir kıyısı alanıyla öne çıkıyor. Rosewood Phnom Penh otelinin sahip olduğu elektrikli tuk-tuklar da misafirleri şehir içinde taşımak için kullanılıyor. Şehrin bu davetkâr atmosferi tesadüf değil. Kamboçya’nın öncü mimarı Vann Molyvann, hiçbir yapının Kraliyet Sarayı’ndan daha yüksek olamayacağını belirlemişti. Onun mirası 2026’da her yerde hissediliyor: Molyvann’ın 1960’lardaki eski evi, tasarım odaklı bir kafe ve mini müze olarak yeniden açılarak Kamboçyalı mimarların yeni nesline ilham veriyor; diğer modernist yapılar ise genç yaratıcılar tarafından restore ediliyor. Yeni nesil (Gen Z) tarafından kurulan sürdürülebilir butiklerin, damıtımevlerinin ve “üçüncü kültür” kahve dükkânlarının yükselişi, genç Kamboçyalılar arasında geri dönüş hareketini yansıtıyor. Ziyaretçiler, yerel bitkilerle yapılan ödüllü içkileri tadabilir, savaş döneminde bir zamanlar yasaklanmış Khmer yemeklerini deneyebilir ve miras niteliğindeki dükkanlarla çevrili yemyeşil sokaklarda gezebilir. Kamboçya’yı ziyaret etmek Kamboçya-Tayland çatışması nedeniyle, ABD Dışişleri Bakanlığı ve Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı, sınır bölgelerine yakın yerleri ziyaret etmek isteyen yolcular için uyarılar yayımlamıştır. Phnom Penh ve ülkenin ana turistik destinasyonları bu durumdan etkilenmemiştir; ancak yolcuların seyahat etmeden önce güncel resmî seyahat uyarılarını kontrol etmeleri önerilir. Guimarães, Portekiz Neden gidilmeli: Portekiz’in doğum yeri ve 2026 Avrupa Yeşil Başkenti Porto’dan yalnızca 65 kilometre içeride yer alan Guimarães, Portekiz’in 12. yüzyıldaki doğum yeri ve ilk başkenti olmasına rağmen şaşırtıcı derecede az bilinen bir şehir. Güzelce korunmuş ortaçağ merkezi; Arnavut kaldırımlı meydanlar, dar sokaklar, görkemli saraylar ve teras restoranlarla dolu bir labirent gibi. Michelin yıldızlı restoranlardan rahat yemek mekânlarına ve butik bira barlarına kadar geniş bir yelpaze sunuyor. Kısa bir sürüş mesafesindeki Citânia de Briteiros ise MÖ 9. yüzyıla uzanan etkileyici bir tepe yerleşimi. Ancak Guimarães bir müze şehir değil. Portekiz’in en eski üniversite şehirlerinden biri olması ve nüfusunun neredeyse yarısının 30 yaşın altında olması sayesinde genç ve yaratıcı bir enerjiye sahip. Çağdaş kültür, ortaçağ sokaklarıyla uyum içinde var oluyor; 2012 Avrupa Kültür Başkenti unvanı için inşa edilen fütüristik galeriler, eski manastırlardaki müzeler ve eski fabrikalardan dönüştürülmüş hipster mekânlarla yan yana bulunuyor. 2026 yılında Guimarães, hem UNESCO Dünya Mirası statüsünün 25. yılını hem de Avrupa Yeşil Başkenti unvanını kutluyor. Bu unvan, şehrin iki on yılı aşkın süredir sürdürdüğü sürdürülebilirlik çalışmalarının bir takdiri. Yeni oluşturulan yeşil kentsel alanlarda gezebilir, özenle dönüştürülmüş tarihi binaları keşfedebilir veya restore edilmiş nehir kıyılarında yürüyüş yapabilirsiniz; tüm bu projeler elektrikli otobüslerle birbirine bağlanıyor. Guimarães, ileriye bakan, sessizce özgüvenli ve 2026’nın Avrupa’daki en dikkat çekici sürprizlerinden biri olan bir şehir. Samburu, Kenya Neden gidilmeli: Kalabalıktan uzak manzaralar, nadir vahşi yaşam ve Kenya’nın yeni astroturizm deneyimleri Nairobi’nin hareketliliği ve Masai Mara’nın trafik sıkışıklığının ötesinde, Samburu County yer alır. Kuzey Kenya’nın bu uzak bölgesi, uzun süredir çevresel ve topluluk temelli koruma çalışmalarına öncelik veriyor. 2026 yılında ise bu genellikle göz ardı edilen bölge, etki odaklı macera turizmine daha fazla odaklanıyor; yeni bir astroturizm projesi, iki yeni koruma odaklı kamp (Basecamp Samburu ve Soroi Samburu Lodge) ve yeniden ağaçlandırma ile yenilenebilir enerjiye öncelik veren iklim eylem planı çalışmaları bunlar arasında. Ewaso Nyiro Nehri boyunca uzanan yarı kurak manzaralara gelen gezginler, giderek artan sayıda koruma alanı ve Samburu (Lokop) halkının geleneklerini tanıtan projelerle karşılaşır. 2026 ortasına kadar tamamen açılması planlanan Soroi Samburu Lodge’da misafirler yerel projeleri ziyaret edebilir ve kamp ateşi etrafında Samburu topluluğundan insanlarla hikâyeler paylaşabilir. Yaban hayatı koruma çalışmaları, bölgedeki dokuz koruma alanının merkezinde yer alır. Bunlar arasında Kuzey Kenya’ya özgü nadir hayvanları içeren “Samburu Special Five” da bulunur. Saruni Basecamp ile siyah ve beyaz gergedanları takip edebilir (her iki popülasyon da son yıl içinde artmıştır) veya Reteti Elephant Sanctuary’de yetim fillere bakım çalışmalarına katılarak eğitim odaklı ziyaretçi merkezinde koruma hakkında bilgi edinebilirsiniz. Gece gökyüzü meraklıları için Samburu Sopa Lodge’un astroturizm projesi evreni keşfetme imkânı sunar. Eylül 2025’te başlayan bu öncü girişim kapsamında yerli rehberlerden eski yıldız hikâyeleri dinlenebilir, Kenya’nın ilk astroturizm planetaryumunda astrofizikçilerle bir araya gelinebilir ve Ekvator göğünün altında, her iki yarımküreden de görülebilen takımyıldızlarla “yıldız yataklarında” uyunabilir. Santo Domingo, Dominik Cumhuriyeti Neden gidilmeli: Yeniden doğan bir şehrin festival coşkusunu deneyimlemek 2026 yılında Santo Domingo kutlamaya hazır. 24 Temmuz–8 Ağustos tarihleri arasında Orta Amerika ve Karayipler Oyunları’nın 25. edisyonuna ev sahipliği yapmak üzere seçilen, Amerika kıtasındaki en eski Avrupa şehri, 37 ülkeden gelecek sporcuları ağırlamaya hazırlanıyor. Bu aynı zamanda yarışmanın 100. yılı olacak. Şehir hazırlıklarla yoğun bir dönem geçirdi. 2025 yılında 16. yüzyıldan kalma Zona Colonial bölgesi büyük bir yenilemeden geçti; 15 tarihi cephe ve 11 Arnavut kaldırımlı sokak restore edildi. Juan Pablo Duarte Olimpiyat Merkezi de güncellendi ve görme engelli ziyaretçiler için yönlendirme sağlayan dokunsal zemin şeritleri eklendi. Bu çalışmalar, hem Oyunları hem de şehri daha kapsayıcı hale getirmeyi amaçlıyor. Ziyaretçiler şehrin yakınındaki beyaz kumlu plajları ve dünya çapında ünlü müzik sahnesini keşfetmeli. Santo Domingo, merengue ve bachata kültürünün kalbidir; bu ritimler Şubat Karnavalı’na ve yaz aylarındaki Merengue Festivali’ne güçlü bir atmosfer kazandırır. Isle of Light festivali Mart ayında geri dönüyor ve 10 yıllık aradan sonra Latin Amerika’nın önemli müzik etkinliklerinden biri olan Presidente Festivali de yeniden düzenleniyor; bu festival Dominik ve Latin Amerika müziğinin önemli isimlerini bir araya getiriyor. 2026 yılı için yeni lüks açılışlar arasında yaz aylarında hizmete girecek Hyatt Place Santo Domingo Piantini ve yakın zamanda açılan, Samaná Yarımadası’ndaki Rincón Körfezi’ne bakan villa konseptli Ocama oteli bulunuyor. Ocama, Santo Domingo’dan Samaná bölgesine helikopter transferleri de düzenliyor. Bir zamanlar korsanların sığınağı olan Samaná; koyları, yağmur ormanları ve turkuaz sularıyla Mayıs 2025’te ekoturizm bölgesi ilan edildi. Slocan Vadisi, Britanya Kolumbiyası, Kanada Neden gidilmeli: Kanada tarihinin önemli bir dönemini onurlandıran güçlü yeni bir yürüyüş rotası Temiz göller ve derin ormanlarla kaplı, Purcell ve Selkirk dağlarıyla çevrili Slocan bölgesi, uzun zamandır ham ve etkileyici doğa arayan gezginleri kendine çekiyor. 2026 yılında ise Japon Kanada Mirası Yolu, İkinci Dünya Savaşı sırasında zorla yerlerinden edilip burada gözaltına alınan insanları anan kendi kendine rehberli bir rota olarak bu manzaraya daha derin bir anlam kazandıracak. 1942 ile 1946 yılları arasında 22.000’den fazla Japon kökenli Kanadalı, kıyı bölgelerinden çıkarılarak Slocan Vadisi gibi yerlerde, çiftlik arazileri ve terk edilmiş maden kasabalarında kurulan geçici gözaltı alanlarına gönderildi. Evlerini, geçim kaynaklarını ve topluluklarını kaybetmelerine rağmen, burada okullar, bahçeler, kültürel alanlar ve dayanışma ağları kurdular. Çocukları ve torunları daha sonra Kanada’nın sivil, sanatsal ve akademik yaşamına önemli katkılar sağladı. Arabayla, bisikletle ya da yürüyerek erişilebilen 60 kilometrelik yeni rota; kırsal yolları ve eski demiryolu hatlarını takip ederek müzeleri, anıt bahçelerini, göl kenarındaki gözaltı alanını ve Japon Kanada aileleriyle birlikte geliştirilen topluluk sergilerini birbirine bağlıyor. Rota boyunca gezginler çiftlikten sofraya konseptli kafelerde mola verebilir, Slocan Gölü’nün sakin sularında kürek çekebilir, el sanatları atölyelerini gezebilir, kaplıcalarda dinlenebilir veya eski ormanlarda “shinrin-yoku” (orman banyosu) yapabilir. Bu rota, aidiyet ve yer duygusunun özellikle önemli hale geldiği bir dönemde, Kanada tarihinin karanlık ve belirleyici bir bölümünü yerinde ve düşünsel bir şekilde anlamayı sağlıyor. Vadi toplulukları için bu girişim, geçmişi onurlandırırken bölgenin geleceğini de destekleyen bir adım niteliği taşıyor. Uluru, Avustralya Neden gidilmeli: Önemli bir yıldönümü ve kadim, kutsal topraklarda yeni bir yürüyüş deneyimi Ekim 2025, bu kutsal yerin Anangu Geleneksel Sahiplerine iade edilmesinin 40. yılı olan tarihi Uluru Handback yıldönümünü işaret etti. Bu önemli dönüm noktası, Avustralya’nın Aborjin alanlarına yaklaşımını yeniden şekillendirmeye devam ediyor. Ülke, ziyaretçilerin bir zamanlar “Ayers Rock” olarak bilinen bu kaya tırmanışını teşvik ettiği dönemden çok ilerledi; bu uygulama 2019’da resmen yasaklandı. Bugün Anangu halkı kendi hikâyelerini kendi koşullarıyla anlatıyor ve gezginler bu kadim topraklarla daha derin ve anlamlı şekillerde bağ kurabiliyor. Yılın en büyük etkinliği, Uluru-Kata Tjuta Signature Walk’un başlaması olacak: Kata Tjuta’nın yükselen kubbelerini dünyaca ünlü Uluru’nun tabanına bağlayan beş gün dört gecelik bir yürüyüş. Bu rota, 54 kilometrelik Anangu haritalı patikalardan geçerek çöl okaliptüs ormanları, spinifex düzlükleri ve halka kapalı kırmızı kum tepelerini kapsıyor. Ayrıca bu deneyim, Uluru-Kata Tjuta Milli Parkı içinde konaklamaya izin veren tek yol; bu da Yerli halkla on yıllık iş birliği sayesinde mümkün olmuş nadir bir ayrıcalık. Ziyaretçiler, çöl tonlarına uyum sağlayacak şekilde tasarlanmış ekolojik kamplarda ve yeni bir lodge’da konaklıyor. Avustralya’nın “Büyük Yürüyüşleri” arasında yer alan bu rota, gün doğumu yürüyüşleri, yıldız gözlem platformları ve Yerli halkın liderliğindeki atölyelerle birleşiyor; elde edilen gelirin bir kısmı doğrudan yerel topluluklara aktarılıyor. Rotanın ötesinde, ziyaretçiler iki olağanüstü gece deneyimi yaşayabiliyor: Anangu liderliğinde çöl üzerinde drone ve ışıkla hikâye anlatımı sunan Wintjiri Wiru ve 2026’da 10. yılını kutlayan, Bruce Munro’nun 50.000 ışıklı saplardan oluşan ikonik yerleştirmesi Field of Light. Uruguay Neden gidilmeli: Flamingolarla dolu lagünler, dünya standartlarında etler ve sürdürülebilirlik Brezilya ve Arjantin arasında yer alan Uruguay, kıtanın en büyük iki ülkesi arasında sıkışmış Güney Amerika’nın en küçük ülkelerinden biridir. Ancak mütevazı büyüklüğüne rağmen, etkileyici bir yaban hayatı keşfi, kolonyal mimari ve rüzgârla şekillenmiş kumullardan oluşan geniş bir yelpaze sunar ve sessizce bölgenin en ilerici destinasyonlarından biri haline gelmiştir. Ülke elektriğinin %98’ini yenilenebilir kaynaklardan üretiyor, LGBTQ+ gezginler için dünyanın en güvenli yerlerinden biri olarak sürekli üst sıralarda yer alıyor ve “Uruguayans by Nature” kampanyası ziyaretçileri çevreye saygı göstermeye ve yerel toplulukları desteklemeye teşvik ediyor. Yaklaşık 3,5 milyonluk nüfusunun yarısından fazlası, canlı başkent Montevideo’da yaşıyor. Montevideo, yoğun bir liman kenti olmasına rağmen sahil tatil beldesi hissi veren dinamik bir atmosfere sahip. Uzun süre hemen karşı kıyısındaki Buenos Aires’in gölgesinde kalsa da Montevideo aynı zamanda tangonun doğum yerlerinden biri, dünya standartlarında biftekleriyle ünlü ve Ocak-Mart ayları arasında en az 40 gün süren Güney Amerika’nın en uzun karnavalına ev sahipliği yapıyor. Başkent dışında, Portekizliler tarafından kurulan Colonia del Sacramento şehri mimari bir hazine niteliğinde. Pampaların verimli otlakları ise dünyanın en kaliteli sığır etlerinden bazılarını üreten çiftliklerle dolu. Uruguay kıyıları; muhteşem plajlar, sörf noktaları, parti kasabaları ve sakin balıkçı köyleriyle bezelidir. Ayrıca Laguna de Rocha ve Laguna Garzón’daki flamingolarla dolu lagünler ile Cabo Polonio’nun dalgalı kumulları da dikkat çeker.

Time Out, dünyanın en iyi yeme-içme şehirlerini açıkladı Haber

Time Out, dünyanın en iyi yeme-içme şehirlerini açıkladı

Time Out, dünyanın yemek konusunda en iyi şehirlerini yeni açıkladı; listenin zirvesine Peru’nun başkenti Lima yerleşti. 2026 listesinde ilk 10’a Avrupa’dan dört şehir girdi: Londra, Barselona, Atina ve Lizbon. Sıralama için dünya genelinde 150 destinasyonda 24 binden fazla kent sakinine, restoran, kafe, pub ve barların kalitesi ile fiyatlarının uygunluğu ve kentlerinin gastronomi sahnesinde en öne çıkan unsurlar soruldu. Ayrıca 100’den fazla Time Out editörü ve yerel uzman bu şehirleri değerlendirdi; nihai puanların yüzde 70’i kentlilerin görüşlerine, yüzde 30’u ise uzmanların kanaatine dayandırıldı. Londra, Barselona, Atina ve Lizbon’un listede hangi sırada yer aldığı ve bunun nedenleri şöyle. Dördüncü sıra: Londra, Birleşik Krallık Londra’da yaşamanın en güzel yanlarından biri, gastronomik seçeneklerin çeşitliliği; bagel ve geleneksel “pie and mash”ten Etiyopya usulü vegan tabaklara, Danimarka smørrebrød’lerine kadar her şeyi bulmak mümkün. Ankete katılanların yüzde 96’sı, Britanya başkentinde dışarıda yemek yemeyi “iyi” ya da “harika” olarak niteledi; ancak yalnızca yüzde 42’si bunu uygun fiyatlı buldu. Uzmanlara göre şehirde yeni açılan İtalyan restoranları şu sıralar yıldızını parlatıyor; Time Out, Osteria Vibrato’nun kremalı beyaz risottosunu, Auguste’ün Abruzzo usulü şişlerini ve Martino’nun köftelerini mutlaka denenmesi gereken lezzetler olarak öne çıkarıyor. Daha rahat bir seçenek arayanlar içinse bu yıl publarda servis edilen pizzalar büyük trend; Dough Hands, Short Road, Hot Saint ve Little Earthquakes gibi markalar şehrin dört bir yanındaki mekânlarda misafir şef olarak boy gösteriyor. Beşinci sıra: Barselona, İspanya Her ülkeden yalnızca en yüksek puanı alan şehir nihai listeye girebildi; 2025’te İspanya listesinin zirvesinde Madrid yer alırken, bu yıl ülkenin gastronomi yıldızı Barselona oldu. Time Out’un yemek jürisi tarafından dışarıda yemek için özellikle heyecan verici bir adres olarak tanımlanan ve sakinlerinin yüzde 82’sinin gastronomi sahnesinin kalitesini yüksek bulduğu sahil kenti, gurmeler için fazlasıyla cazip. Barselona uzun süredir, başka hiçbir yerde olmadığı kadar çok Michelin yıldızlı restoranıyla fine dining’in başkentlerinden biri; ancak Time Out uzmanlarını asıl heyecanlandıran, geleneksel Katalan mutfağına dönüş. Şehirde dana başı ve paçasından yapılan jölemsi capipota’yı tadabilir, içinizi ısıtan ağır ateşte pişmiş sofregit’lere ve uzun süre pişirilen yahnilere kaşık sallayabilir, Barselona’nın en çok bununla tanındığı kızarmış patates topları bombas’a âdeta âşık olabilirsiniz. Dokuzuncu sıra: Atina, Yunanistan Yunanistan’ın başkenti, hem kentliler hem de uzmanlar nezdinde benzer derecede iyi performans gösterdi; yerlilerin yüzde 78’i ve uzmanların yüzde 80’i Atina’yı şu sıralar yemek yemek için heyecan verici bir şehir olarak görüyor. Şehir sakinleri özellikle kahve dükkânlarını ve aile işletmelerini ön plana çıkarırken, uzmanlar daha çok fine dining restoranlarını övüyor. Bunlara ülkenin iki Michelin yıldızına sahip tek restoranı Delta’nın yanı sıra Kuchisabishii, Thirio ve Zigoala gibi daha yeni adresler de dâhil. 10. sıra: Lizbon, Portekiz Lizbonlular dışarıda yemek yemeyi çok seviyor; kentlilerin yüzde 86’sı gastronomi sahnesini yüksek puanla değerlendirirken, yüzde 63’ü bunun hâlâ uygun fiyatlı olduğunu söylüyor. Time Out’un “Portekiz geleneğine kök salmış yaratıcı menüler sunan, teknik açıdan yetkin, samimi ve otantik mahalle lokantaları” olarak tanımladığı neo-tasca’lar şehir genelinde hızla yayılıyor; en iyileri arasında O Velho Eurico, Polémico, Vida de Tasca ve Louise Bourrat imzalı Gancho sayılıyor. Lizbonlular fırınlarını ve tatlıcılarını çok sevse de uzmanlar, Tosta ve Bibs gibi gözde sandviççilerin mutlaka uğranması gereken adresler olduğunu söylüyor. 2026’nın yemek açısından en iyi 10 şehri: Lima, Peru Bangkok, Tayland Meksiko City, Meksika Londra, Birleşik Krallık Barselona, İspanya Ho Chi Minh City, Vietnam Melbourne, Avustralya Pekin, Çin Atina, Yunanistan Lizbon, Portekiz “Lima’dan Lizbon’a mutfaklar 2026’da yemekle adeta oynuyor; beklenmedik tat kombinasyonları deniyor ve klasik yemekleri bir üst seviyeye taşıyor” diye konuştu Time Out Seyahat Editörü Grace Beard. “Yerel halk artık küçük tabaklar ve ekşi mayalı ekmeklerin ötesine bakıyor; ‘neo-taverna’ları dolduruyor, bağımsız restoranların imza yemeklerini kapış kapış bitiriyor ve şehirdeki en iyi pizza dilimi için sıraya giriyor. “Bu listenin en güzel yanı da şu: Kısıtlı bütçeyle yiyip içenden rafine zevklere sahip gurmeye kadar her damak tadına hitap eden bir seçenek var.”

Gastronomi tutkunları festivalde buluştu Haber

Gastronomi tutkunları festivalde buluştu

Kartepe Belediyesi ve Kocaeli Üniversitesi iş birliğiyle organize edilen Kartepe Gastronomi Festivali kapsamında yapılan yemek yarışmaları, Kent Meydanı'nda düzenlendi. Uzman jüri üyeleri karşısında en iyi tabağı çıkarmak için ter döken yarışmacılar, geleneksel ve modern lezzetleri harmanlayarak jüriden tam not almak için kıyasıya yarıştı. Geleneksel tatlar yarıştı Geleneksel mutfağın en önemli başlangıçlarından olan çorba kategorisinde yarışmacılar jüriye lezzet şöleni sundu. Jüri üyeliklerini Şef Feyzullah Gül, Şef Abdullah Bağış, Ayfer Özmen, Fatih Gökmen ve Köksal Demir'in yaptığı yarışma heyecanlı anlara da sahne oldu. Yapılan değerlendirmelerin ardından çorba kategorisinde Menşure Salhan, Gaziantep mutfağının tescilli ve şifa kaynağı lezzetlerinden biri olan "Şivediz çorbası" ile jürinin beğenisini kazanarak dereceye girmeyi başardı. "Topalak çorbası" ile Emine Kızıl ikinci olurken, Çiğdem Erdoğan ise yöresel mutfağın unutulmaya yüz tutmuş özel tatlarından "Çalca çorbası" ile lezzet yarışında üçüncü oldu. Ana yemek kategorisinde ise jüri Şef Tahsin Küçük, Şef Sami Özçelik, Melek Portakal, Şef Ayten Saner ve Hakan Elyıldırım'dan oluştu. Bu kategoride Eda Elif Güleç, yöresel otların hamurla buluştuğu "Mancarlı içli köfte" tabağıyla jüriden yüksek puan alarak dereceye adını yazdırdı. "Tepsi mantısı" ise Sibel Öztürk'e ikincilik getirdi. Karadeniz mutfağının geleneksel lezzeti "Karalahana yemeği" de ile Songül Demirel de jürinin takdirini toplayarak üçüncü oldu. Tatlı kategorisinde modern dokunuşlar Şef Mehmet Özenç, Şef Ünal Bingöl, Eda Canıgeniş, Veysel Kavrayan ve Nurcihan Ardahanlı'nın jüriyi oluşturduğu tatlı kategorisinde ise yarışmacılar sınırlarını zorladı. Hem estetik sunumları hem de özgün aromalarıyla dikkat çeken bu bölümde Talha Berk Çakmak, modern gastronomi tekniklerini kullanarak hazırladığı ve isminin özgünlüğüyle dikkat çeken "Yakutun Uyanışı" adlı imza tatlısıyla birinci oldu. Estetik sunumuyla göz kamaştıran geleneksel "Kuş Yuvası" tatlısıyla Yekaterina Sarı ikinci olurken, Melike Yüce ise Kocaeli'nin simgesi pişmaniyeyi saray mutfağıyla buluşturduğu "Pişmaniyeli Balkabaklı Saray Sarması" ile üçüncü oldu. Ödüller sahiplerini buldu Kocaeli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nuh Zafer Cantürk, Kartepe Belediye Başkanı Mustafa Kocaman, Turizm Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Emrah Özkul, akademisyenler ve belediye başkan yardımcılarının katılımıyla gerçekleştirilen törende yarışmacılara ödülleri takdim edildi. Programda, yarışmanın başarıyla gerçekleştirilmesine katkı sunan organizasyon komitesi üyeleri ile jüri üyelerine de teşekkür belgeleri verildi.

Manisa Kültür Yolu Festivali'nde Gastronomi Coşkusu Haber

Manisa Kültür Yolu Festivali'nde Gastronomi Coşkusu

Manisa Kültür Yolu Festivali'nde 34 Lezzet Noktası Binlerce Ziyaretçiyi Ağırladı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Manisa Kültür Yolu Festivali, sanat ve kültür etkinliklerinin yanı sıra gastronomi alanında da büyük yankı uyandırdı. Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) iş birliğiyle hayata geçirilen "Lezzet Noktası" projesi kapsamında belirlenen 34 işletme, festival boyunca yerli ve yabancı ziyaretçilerin vazgeçilmez durağı oldu. Manisa kebabının yanı sıra su muhallebisi, şambali ve mesir macunu da en çok ilgi gören lezzetler arasında yer aldı. Gediz Ovası'nın zengin tarım mirası ve şehzadeler şehri kimliğiyle şekillenen Manisa mutfağı; gerdan dolması, taban simidi, ekmek dolması, höşmerim ve Kula şekerli pidesiyle de ziyaretçilerin beğenisini kazandı. Akhisar'dan Salihli'ye uzanan gastronomi rotasında kokoreç, paça, köfte, kapama ve odun köftesinin yanı sıra helvacı, katmerciler ve sütlü tatlı ustalarının sunduğu seçki de Manisa mutfağının zenginliğini gözler önüne serdi. Festival kapsamında düzenlenen gastronomi programlarında şef Murat Deniz Temel'in ev sahipliğinde şef Mevlüt Özkaya, şef Yaren Çapar ve beslenme uzmanı Hatice Nur Ege, kentin mutfak kültürünü ziyaretçilere aktardı. Tarihi Su Muhallebicisi Osman Usta'nın işletme ortağı Cihan Bozbay, festivale Türkiye'nin dört bir yanından gelen ziyaretçilerin su muhallebisi ve şambaliye yoğun ilgi gösterdiğini belirtirken; Orhan Usta İşkembecisi'nin sahibi Orhan Doğanay da Manisa kebabı ve kokoreçe talebin festival süresince hiç düşmediğini ifade etti. Taylan Restoran'ın dördüncü kuşak işletmecisi Onur Taylan ise özellikle hafta sonlarında ziyaretçi sayısında belirgin bir artış yaşandığını ve festivalin kent ekonomisine önemli katkı sağladığını vurguladı. Etkinlik, yalnızca kent merkeziyle sınırlı kalmayarak Akhisar, Alaşehir, Kula, Salihli ve Turgutlu gibi ilçelerde de ekonomik canlılık yarattı. Manisa mutfağı, festival aracılığıyla hem ulusal hem de uluslararası ölçekte daha geniş kitlelere ulaşma fırsatı buldu.

Akdeniz’in Yükselen Destinasyonu KKTC’de Turizmde Yeni Dönem Haber

Akdeniz’in Yükselen Destinasyonu KKTC’de Turizmde Yeni Dönem

Akdeniz’in yükselen turizm destinasyonlarından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), artan turist hareketliliğiyle büyümesini sürdürürken sektör aynı zamanda yeni bir dönüşüm sürecine giriyor. Artan enerji maliyetleri, personel giderlerindeki yükseliş, küresel ekonomik dalgalanmalar ve bölgesel gelişmelerin yarattığı baskıya rağmen turizm işletmeleri klasik büyüme stratejilerini yeniden şekillendiriyor. Sektörde dikkat çeken yeni yaklaşım ise kısa vadeli kârlılık yerine uzun vadeli misafir sadakati yaratmak olarak öne çıkıyor. Özellikle büyük ölçekli tesisler, fiyat artışlarıyla kârlılığı korumaktan çok mevcut misafir kitlesini elde tutmaya, deneyimi güçlendirmeye ve hizmet standardını sürdürülebilir şekilde korumaya odaklanıyor. Bu dönüşümün dikkat çeken örneklerinden biri de KKTC’nin önemli turizm yatırımları arasında yer alan Salamis Bay Conti Resort Hotel oldu. 2025 sezonunu yüzde 100 doluluk oranıyla tamamlayan tesis, yeni dönemde agresif fiyat politikaları yerine misafir deneyimi ve bağlılığı merkezli bir stratejiyle ilerliyor. MALİYETLER ARTIYOR, OTELLER YENİ DENKLEMLER KURUYOR Salamis Bay Conti Resort Genel Müdürü Süleyman Kansu, turizm sektöründe yaşanan dönüşümü değerlendirirken artık yalnızca fiyat odaklı rekabetin sürdürülebilir olmadığını belirtiyor. “Turizm sürekli yatırım gerektiren bir sektör. Bugün maliyetler artsa da kaliteyi aşağı çekmek kısa vadede nefes aldırabilir ancak uzun vadede markayı zayıflatır. Biz daha zor olan yolu seçtik; kârlılığı ikinci plana alıp misafir memnuniyetini ve sürdürülebilirliği öne çıkardık” Turizm sektöründe son dönemde en büyük baskıyı personel maliyetleri, enerji giderleri ve operasyonel harcamalardaki artış oluşturuyor. Özellikle büyük resort tesislerde insan kaynağı maliyetleri bütçelerin en önemli kalemlerinden biri haline gelirken, hizmet kalitesini koruma ihtiyacı işletmeler üzerinde ilave baskı yaratıyor. Avrupa pazarından gelen misafirlerin yarattığı döviz bazlı gelir yapısı da sektörde yeni denge arayışlarını beraberinde getiriyor. Enflasyon baskısı ve maliyet artışları karşısında tesisler artık yalnızca “daha fazla büyüme” değil, “mevcut misafiri koruma” stratejisi üzerine çalışıyor. Süleyman Kansu, maliyet baskısına rağmen yatırımlardan geri adım atmadıklarını vurgulayarak şunları söylüyor: “Turizmde bugün en kritik konu maliyetleri yönetmek kadar kaliteyi koruyabilmek. Enerji, personel ve operasyon maliyetleri tüm sektörde ciddi şekilde arttı. Ancak biz bunun çözümünü hizmet standardını aşağı çekmekte görmüyoruz. Çünkü turizmde kaybedilen kaliteyi geri kazanmak çok daha maliyetli oluyor. Bu nedenle kısa vadeli kârlılık yerine uzun vadeli misafir memnuniyetini ve sürdürülebilir büyümeyi önceliklendiriyoruz.” BÖLGEYE DEĞER ÜRETEN BİR MODEL OLUŞTURMAYI HEDEFLİYORUZ KKTC turizmi artık yalnızca deniz, kum ve güneş ekseninde büyümüyor. Gastronomi, kültür, etkinlik turizmi, aile deneyimleri ve dört mevsim turizm yaklaşımı sektörün yeni büyüme alanları arasında yer alıyor. Bu dönüşümle birlikte tesisler de yalnızca konaklama hizmeti sunmak yerine gastronomi, eğlence, etkinlik ve kültürel deneyimleri bütünleşik şekilde sunan yeni modeller geliştiriyor. Yaklaşık 65 bin metrekarelik alan üzerinde yer alan ve tarihi Salamis Antik Kenti yakınında konumlanan Salamis Bay Conti Resort Hotel & Casino de bu dönüşümün önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Tesis; ultra her şey dahil konsepti, kongre alanları, restoranları, etkinlik programları, SPA merkezi ve yıl boyunca devam eden organizasyonlarıyla yalnızca konaklama değil deneyim odaklı bir yapı sunuyor. Kansu, tesisin yeni dönem yaklaşımını ise şöyle anlatıyor: “KKTC artık yalnızca yaz sezonunda tercih edilen bir destinasyon değil. Gastronomi, kültür, etkinlikler ve deneyim odaklı turizmle dört mevsim yaşayan bir turizm ekonomisine dönüşüyor. Biz de yalnızca konaklama hizmeti sunan bir yapı değil; bölgeye değer üreten, misafir deneyimini zenginleştiren ve destinasyonun gelişimine katkı sağlayan bir model oluşturmayı hedefliyoruz.” KÂRLILIĞI KORUMANIN YOLU MİSAFİRİ KORUMAKTAN GEÇİYOR Turizmde yeni dönemin yalnızca doluluk oranlarıyla değil, misafir bağlılığı ve deneyim kalitesiyle şekillendiğini belirten Süleyman Kansu “Turizm sektöründe artık yeni dönem daha fazla oda satmak yerine mevcut misafiri korumak, tekrar ziyaret oranını artırmak ve kaliteyi sürdürülebilir biçimde yukarı taşımak üzerine kuruluyor. Biz de Salamis Bay Conti olarak bu yaklaşım doğrultusunda yeni aktivasyonlar, deneyim alanları ve misafir odaklı yatırımlarla ilerliyoruz. Bugün korunan her misafir yalnızca otelin misafiri olarak kalmıyor; gastronomiden perakendeye, etkinliklerden ulaşıma kadar destinasyon ekonomisinin tamamına katkı sağlayan bir değer yaratıyor. Bu nedenle sektörün yeni mottosunun giderek daha görünür hale geldiğini düşünüyoruz; kârlılığı korumanın yolu önce misafiri korumaktan geçiyor.” diyor

Aksaray'da "Türk Mutfağı Haftası" kutlandı Haber

Aksaray'da "Türk Mutfağı Haftası" kutlandı

Türk Mutfağı Haftası çerçevesinde düzenlenen etkinlikler Selçuklu Külliyesi Camii önünden başlayan kortej yürüyüşüyle başladı. 15 Temmuz Milli İrade Meydanında yürüyüş sona ererken protokol ve onlarca vatandaş katıldı. Yürüyüşün ardından kutlama programı Zinciriye Medresesinde düzenlenen etkinliklerle devam etti. Programda Aksaray'a özgü tatlılar, içecekler ve yöresel yemekler tanıtıldı. Cumhurbaşkanlığı himayelerinde ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın öncülüğünde ülke genelinde kutlanan Türk Mutfağı Haftası'nın 2026 yılı teması "Bir Sofrada Miras" olarak belirlendi. Tema çerçevesinde Türk mutfağının yalnızca yemeklerden oluşmadığı, aynı zamanda yaşayan, paylaşılan ve nesilden nesle aktarılan önemli bir kültürel miras olduğu vurgulandı. Yüzyıllar boyunca farklı dönemler, yaşam biçimleri ve kültürel etkileşimlerle şekillenen Türk mutfağının pişirme teknikleri, geleneksel üretim yöntemleri, sofra adabı, paylaşım kültürü ve toplumsal ritüelleriyle ortak hafızanın önemli bir parçası olduğuna dikkat çekildi. Etkinliklerde Türk mutfağını kültürel miras perspektifiyle ele almak, Anadolu'nun çok katmanlı gastronomi kültürüne dikkat çekmek, yerel gastronomi değerlerinin görünürlüğünü artırmak ve Türk mutfağının ulusal ve uluslararası düzeyde tanıtımına katkı sağlamak amaçlandı. Program çerçevesinde fotoğraf sergisi, Aksaray'ın gastronomi kültürü sunumları, ilçelere özgü geleneksel lezzetlerin tanıtımı, Selçuklu Mutfağı ve Bey Yemeği sunumları gerçekleştirildi. Programda konuşan Aksaray Valisi Murat Duru, Türk Mutfağı Haftası'nın Türkiye genelinde olduğu gibi Aksaray'da da çeşitli etkinliklerle kutlandığını belirterek, "Bugün tarihi bir mekân olan Zinciriye Medresesi'nde Aksaray'ımızın kadim kültürünün önemli parçalarından olan coğrafi işaretli yiyeceklerimizi stantlarda tanıtıyoruz. Bu mutfak kültürünü yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmak için valilik, belediyeler, üniversite ve diğer paydaşlarımızla birlikte gayret sarf ediyoruz" dedi.

AJet'in yeni rotası iki turizm merkezini buluşturacak Haber

AJet'in yeni rotası iki turizm merkezini buluşturacak

Türkiye’nin iki önemli turizm destinasyonu Bodrum ve Kapadokya, yeni bir ulaşım hattıyla birbirine bağlanıyor. AJet tarafından Milas-Bodrum Havalimanı ile Kayseri Erkilet Havalimanı arasında başlatılacak direkt seferler, 27 Haziran 2026 itibarıyla yolcu taşımaya başlayacak. Haftada iki gün karşılıklı sefer Yeni hatta uçuşlar haftada iki gün, Salı ve Cumartesi günleri karşılıklı olarak düzenlenecek. Yaklaşık 1 saat 35 dakika sürecek uçuşlarla Bodrum’dan Kapadokya’ya ve Kapadokya’dan Bodrum’a aktarmasız ulaşım sağlanacak. Turizmde entegrasyon hedefi Yeni hattın, Ege kıyılarındaki deniz turizmi ile Kapadokya’daki kültür ve deneyim turizmini aynı seyahat planı içinde birleştirmek isteyen yerli ve yabancı turistler için önemli bir kolaylık sağlaması bekleniyor. Ayrıca hattın, Türkiye’de destinasyonlar arası turizm entegrasyonuna katkı sunması öngörülüyor. Bölgesel ekonomiye katkı Yeni uçuşların Kapadokya’da geceleme sürelerine, otel doluluk oranlarına ve yerel deneyim ekonomisine olumlu yansıması bekleniyor. Bodrum’a gelen uluslararası ziyaretçilerin Kapadokya’yı seyahat programlarına daha kolay dahil etmesi de önemli bir avantaj olarak değerlendiriliyor. “Türkiye turizmi açısından stratejik bir bağlantı” Kapadokya Alanı Turizm Yatırımcıları Derneği (KAPYAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Tosun, hattın Türkiye turizmi açısından stratejik bir adım olduğunu söyledi. Tosun, yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “Kapadokya’nın güçlü bir destinasyon olarak konumlanması, yalnızca tanıtım çalışmalarıyla değil, erişilebilirliği artıran somut ulaşım adımlarıyla mümkün olacaktır. KAPYAD olarak uzun süredir Bodrum ve benzeri güçlü turizm merkezleriyle Kapadokya arasında doğrudan bağlantıların artırılması gerektiğini ilgili platformlarda ve hazırladığımız raporlarda ifade ediyoruz.” Ömer Tosun “27 Haziran’da başlayacak Bodrum–Kayseri direkt uçuşları, Ege kıyılarından Kapadokya’ya geçişi kolaylaştıran önemli bir adım. Bu hat sayesinde turistler Türkiye’deki seyahatlerini tek bir destinasyonla sınırlamadan, deniz turizmi ile kültür, tarih, gastronomi ve deneyim turizmini aynı rota içinde planlayabilecek.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.