Hava Durumu

#Restorasyon

TOURISMJOURNAL - Restorasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Restorasyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Efes, Hierapolis ve Göbeklitepe bayramın gözdesi oldu Haber

Efes, Hierapolis ve Göbeklitepe bayramın gözdesi oldu

Kurban Bayramı tatilinde Türkiye'nin kültürel mirasına yönelik ilgi dikkat çekici seviyelere ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerinde 1 milyon 514 bin 211 ziyaretçi ağırlanırken Efes, Hierapolis, Göbeklitepe, Zelve-Paşabağlar ve Zeugma Mozaik Müzesi en çok tercih edilen kültür durakları arasında yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bayram boyunca müze ve ören yerlerinde yaşanan ziyaretçi hareketliliğine ilişkin verileri sosyal medya hesabından paylaştı. Bakan Ersoy, Türkiye'nin kültür rotalarının bayram tatilinde ziyaretçilerle dolduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Müzelerimizde ve ören yerlerimizde hayata geçirdiğimiz restorasyon çalışmaları, ziyaretçi odaklı uygulamalar ve yeni müzecilik anlayışımız kültür rotalarımıza olan ilgiyi her geçen gün daha da artırıyor. Bu ilginin en somut yansımalarından birini de Kurban Bayramı tatili boyunca yaşadık. Türkiye'nin dört bir yanındaki kültür rotaları ziyaretçilerimizle doldu. Tatil boyunca müze ve ören yerlerimizde toplam 1 milyon 514 bin 211 ziyaretçiyi ağırladık. Bayramda en çok ziyaret edilen kültür duraklarımız: Efes Ören Yeri-119 bin 143 ziyaretçi, Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri - 113 bin 34 ziyaretçi, Göbeklitepe Ören Yeri - 65 bin 446 ziyaretçi, Zelve-Paşabağlar Ören Yeri - 55 bin 492 ziyaretçi, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi-48 bin 843 ziyaretçi. Kültürel mirasımıza gösterdikleri yoğun ilgi için tüm ziyaretçilerimize teşekkür ediyorum." En çok ziyaret edilen kültür durakları belli oldu Bayram tatilinde en fazla ziyaretçi ağırlayan kültür durağı 119 bin 143 ziyaretçiyle Efes Ören Yeri oldu. Efes'i 113 bin 34 ziyaretçiyle Denizli Hierapolis (Pamukkale) ve 65 bin 446 ziyaretçiyle Şanlıurfa Göbeklitepe ören yerleri izledi. Göbeklitepe'nin ardından listenin üst sıralarında yer alan Nevşehir Zelve-Paşabağlar Ören Yeri 55 bin 492 ve Zeugma Mozaik Müzesi ise 48 bin 843 ziyaretçiyi ağırladı. Göreme Ören Yeri 48 bin 291 ziyaretçiyle listenin devamında öne çıkarken, Trabzon Sümela Manastırı 37 bin 562, Antalya Phaselis Ören Yeri 33 bin 919, Galata Kulesi 29 bin 587 ve Nevşehir Derinkuyu Yeraltı Şehri 27 bin 626 ziyaretçi tarafından ziyaret edildi. Bayramın her gününde yüz binlerce ziyaretçi Kurban Bayramı süresince müze ve ören yerlerinde ziyaretçi yoğunluğu tatilin her gününde yüksek seviyelerde seyretti. Arefe gününde 163 bin 815 ziyaretçi ağırlanırken bayramın birinci gününde bu sayı 150 bin 086 olarak kaydedildi. Bayramın ikinci gününde 208 bin 907, üçüncü gününde 252 bin 127 ve dördüncü gününde 219 bin 017 ziyaretçi müze ve ören yerlerini ziyaret etti. Bayram tatilinin ardından gelen pazar gününde ise 118 bin 310 ziyaretçi kültür rotalarını tercih etti.

Duman: "Bodrum’da turist rotası değişiyor" Haber

Duman: "Bodrum’da turist rotası değişiyor"

Turizm sezonunun geçmiş yıllara göre daha farklı bir seyir izlediğini belirten Duman, "Nisan ayında Paskalya tatili, Mayıs sonunda Kurban Bayramı ile kısa süreli hareketlilik yaşandı. Ancak sonrasında iç pazarın yeniden canlanacağı döneme kadar oluşan talep boşluğu hem otelcileri hem de esnafı zorluyor. Eskiden sezon daha dengeli ilerlerdi, bugün ise yoğun dönemlerle durgun dönemler arasındaki fark giderek büyüyor" dedi. Bölgesel gelişmelerin de turizm hareketlerini doğrudan etkilediğini belirten Duman, Orta Doğu’da yaşanan gerilimlerin sektörde ciddi dalgalanmalara yol açtığını ifade etti. Duman, "İran-İsrail hattında yaşanan savaş ve gerilim ortamı uluslararası turizm talebini doğrudan etkiliyor. Talepte oluşan daralma özellikle yüksek yatak kapasitesine sahip destinasyonları daha agresif kampanyalar yapmaya yöneltiyor. Antalya gibi büyük destinasyonlarda başlayan fiyat ve kampanya hareketleri kısa sürede tüm pazarı etkiliyor. Bunun yansımalarını önümüzdeki dönemde Bodrum da hissedebiliyor. Turizm artık sadece hava durumunu değil, dünya gündemini de takip etmek zorunda" diye konuştu. Bayram süresince en önemli sorunlardan birinin trafik ve otopark yetersizliği olduğunu belirten Duman, yerli turistlerin büyük bölümünün kendi araçlarıyla seyahat etmesinin kent içi yoğunluğu artırdığını ifade etti. Çarşı esnafının beklediği hareketliliği göremediğine dikkat çeken Duman, bunun nedeninin turist sayısındaki azalma değil, turist profilindeki değişim olduğunu vurguladı. Duman, "Turist var ama eski turist değil. Sayıdan çok alışkanlıklar değişti. Bodrum’da sorun turist eksikliği değil, turistin rotasının değişmesi" dedi. Yalıkavak ve Torba hattındaki lüks oteller, rezidanslar ve marinaların artık üst gelir grubunu ağırladığını belirten Duman, bu misafirlerin zamanlarının büyük bölümünü konakladıkları tesislerde, marinalarda ve lüks işletmelerde geçirdiğini söyledi. Her şey dahil konseptiyle çalışan tesislerde konaklayan misafirlerin de günün büyük bölümünü otellerinde geçirdiğini ifade eden Duman, "Eskiden çarşı turisti beklerdi, şimdi turist çarşıya uğramadan tatilini tamamlayabiliyor" diye konuştu. Genç turist profilinin de farklılaştığını belirten Duman, "Yeni nesil turistin sabahı öğlen başlıyor. Öğleden sonra beach club’lar, gece ise eğlence mekanları tercih ediliyor. Bu nedenle geleneksel çarşı esnafının bulunduğu bölgelerden geçmeden tatil sona erebiliyor" ifadelerini kullandı. Turizm gelirlerinin daha geniş kesimlere yayılması için Bodrum’da önemli çalışmalar yürütüldüğünü belirten Duman, Bodrum Kaymakamlığı, Bodrum Belediyesi, turizm sektör örgütleri ve meslek odalarının uzun süredir bu konu üzerinde çalıştığını söyledi. Duman, "Amaç sadece turist sayısını artırmak değil, turizm gelirini Bodrum’un tamamına yayabilmek. Bu nedenle alternatif turizm ürünleri geliştiriliyor, kültürel ve kırsal değerler ön plana çıkarılıyor" dedi. Son dönemde hayata geçirilen Agro Bodrum Rotası’nın bu çalışmaların önemli örneklerinden biri olduğunu belirten Duman, projenin ziyaretçileri yerel üretim, gastronomi ve kırsal yaşamla buluşturduğunu kaydetti. Leleg Yolu’nun uluslararası yürüyüş turizmi açısından önemli bir potansiyel taşıdığına dikkat çeken Duman, Aya Nikola Kilisesi, tarihi yel değirmenleri ve benzeri kültürel miras alanlarının restorasyon çalışmalarının da Bodrum’un çekim gücünü artıracağını ifade etti. "Bodrum’un artık deniz kadar hikayelerini de satması gerekiyor" diyen Duman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Turist güneş için geliyor ama onu kültürle, gastronomiyle, tarihimizle ve doğamızla daha uzun süre misafir edebiliriz. Bodrum’un geleceği yeni betonlarda değil, eski değerlerinde saklı. Lelegler binlerce yıl önce bu topraklarda yürüyordu. Belki de bugün turistleri yeniden yürütmenin zamanı gelmiştir." Turizmde yeni dönemin ziyaretçiyi yalnızca sahilde değil, kentin tamamında dolaştırabilmekten geçtiğini vurgulayan Duman, "Turisti sadece sahilde tutarsanız sahil kazanır, şehre yayarsanız Bodrum kazanır" diyerek sözlerini tamamladı.

Haydarpaşa Garı, Kültür ve Sanat Merkezi Oluyor Haber

Haydarpaşa Garı, Kültür ve Sanat Merkezi Oluyor

İstanbul’un simge yapılarından Haydarpaşa Garı’nda yürütülen restorasyon ve dönüşüm çalışmalarına ilişkin ayrıntılar paylaşıldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, yaklaşık 130 yıllık geçmişe sahip tarihi yapının ulaşım işlevinin korunacağını, bunun yanında kültür, sanat ve kamusal kullanım alanlarıyla yeniden düzenleneceğini açıkladı. Ersoy, Haydarpaşa Garı’nda süren çalışmaların Bilim Kurulu eşliğinde yürütüldüğünü söyledi. Restorasyon kapsamında yapının özgün malzemelerle yenilenmesine öncelik verildiğini belirten Ersoy, bazı tarihi taşların yeniden kullanılabilmesi için daha önce kapanmış taş ocaklarının yeniden açıldığını ifade etti. İlk etabın Kültür Yolu Festivali’ne yetiştirilmesi hedefleniyor Bakan Ersoy’un verdiği bilgiye göre, Haydarpaşa’daki çalışmalar etaplar halinde yürütülüyor. Projenin ilk bölümünün İstanbul Kültür Yolu Festivali dönemine yetiştirilmesi hedefleniyor. Proje kapsamında garın ulaşım işlevi korunacak. Bununla birlikte ana binadaki bekleme alanlarının korunması, yapının sergi ve etkinlik alanı olarak da kullanılması planlanıyor. Garın yanında yer alan yaklaşık 6 bin metrekarelik bölümün ise farklı yaş gruplarına hitap edecek bir kütüphane kompleksine dönüştürülmesi öngörülüyor. Arkeoloji müzesi ve arkeopark planlanıyor Haydarpaşa sahasında arkeoloji müzesi ve arkeopark da kurulması planlanıyor. Yaklaşık 15 dönümlük alanda oluşturulacak arkeoparkın, Anadolu Yakası’nda bu ölçekteki ilk arkeoloji müzesiyle birlikte tasarlanacağı belirtildi. Projeye göre gar sahasında yaklaşık 10 bin metrekare kapalı alana sahip yeni bir arkeoloji müzesi yapılacak. Deniz temasıyla tasarlanacağı belirtilen müzede, Türkiye’nin farklı illerinden getirilecek eserlerin sergilenmesi planlanıyor. Bakan Ersoy ayrıca Haydarpaşa’da “Dört Deniz Müzesi” konsepti üzerinde çalışıldığını söyledi. Projeye uluslararası küratör Luca Molinari’nin danışmanlık verdiği belirtildi. Sahil kamusal kullanıma açılacak Proje kapsamında Haydarpaşa sahilinin kamusal kullanıma açılması da hedefleniyor. Bölgede yaklaşık 150 bin metrekarelik peyzaj düzenlemesi yapılması, ayrıca yaklaşık 20 bin kişilik açık etkinlik alanı oluşturulması planlanıyor. Bu alanın konser, festival ve kültür etkinlikleri için kullanılması öngörülüyor. Ersoy, projeyi Anadolu Yakası için büyük ölçekli bir kültür yatırımı olarak tanımladı ve Haydarpaşa’nın ulaşım merkezi kimliğinin devam edeceğini söyledi. Açıklamaya göre deniz yolu, demir yolu ve kara yolu bağlantılarının birlikte planlanması amaçlanıyor. Yapısal güçlendirme de yapılıyor Restorasyon sürecinde yapının özgün mimari karakterinin korunmasına odaklanıldığı, geçmiş yıllarda yapılan uygun olmayan müdahalelerin temizlendiği ve kapsamlı zemin güçlendirme ile yapısal iyileştirme çalışmalarının sürdüğü bildirildi. Çalışmalar tamamlandığında Haydarpaşa Garı’nın ulaşım işlevini sürdürürken aynı zamanda sergi, müze, kütüphane, etkinlik ve açık kamusal alanlarla kullanılan çok işlevli bir merkeze dönüştürülmesi hedefleniyor.

Haydarpaşa Garı için tarihi dönüşüm başladı Haber

Haydarpaşa Garı için tarihi dönüşüm başladı

Yaklaşık 130 yıllık geçmişiyle İstanbul’un hafızasında özel bir yere sahip olan Haydarpaşa Garı’nda restorasyon ve dönüşüm çalışmaları hız kazandı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, projeye ilişkin detayları ilk kez kamuoyuyla paylaşırken, Haydarpaşa’nın Anadolu Yakası’nın yeni kültür ve sanat merkezi haline geleceğini söyledi. Bakan Ersoy, Haydarpaşa Garı’nın yalnızca bir tren garı olmadığını, milyonlarca insanın yolculuklarına ve hatıralarına tanıklık eden tarihi bir sembol olduğunu belirtti. Anadolu-Bağdat demiryolu hattının önemli başlangıç noktalarından biri olan yapının, geçmişten bugüne İstanbul’un en güçlü hafıza alanlarından biri olarak öne çıktığını ifade etti. Projede tarihi dokunun korunmasına büyük önem verildiğini belirten Ersoy, restorasyon sürecinin Bilim Kurulu eşliğinde yürütüldüğünü açıkladı. Bazı özgün taşların yeniden kullanılabilmesi için yıllar önce kapanmış taş ocaklarının yeniden açıldığını söyleyen Ersoy, tarihi yapının mümkün olduğunca orijinal malzemelerle restore edildiğini vurguladı. Haydarpaşa’daki çalışmaların etap etap ilerlediğini açıklayan Bakan Ersoy, projenin ilk bölümünün İstanbul Kültür Yolu Festivali dönemine yetiştirilmesinin hedeflendiğini söyledi. Ersoy, ulaşım fonksiyonunun korunacağını ancak garın aynı zamanda kültür ve yaşam merkezi kimliği kazanacağını belirtti. Projeye göre Haydarpaşa Garı’nın ana binasında bekleme alanları korunacak. Yapı aynı zamanda sergi ve etkinlik alanı olarak da kullanılacak. Garın hemen yanındaki yaklaşık 6 bin metrekarelik bölüm ise her yaş grubuna hitap edecek modern bir kütüphane kompleksine dönüştürülecek. Haydarpaşa sahasında dikkat çeken projelerden biri de arkeoloji müzesi ve arkeopark çalışması oldu. Yaklaşık 15 dönümlük alanda oluşturulacak arkeopark ile Anadolu Yakası’nın ilk büyük arkeoloji müzesinin hayata geçirileceği açıklandı. Projede müze ve arkeoparkın iç içe tasarlanmasının dünyada nadir görülen uygulamalardan biri olacağı belirtildi. Projede dijital müzecilik uygulamaları da yer alacak. Bakan Ersoy, Haydarpaşa’da “Dört Deniz Müzesi” konsepti üzerinde çalışıldığını açıkladı. Uluslararası üne sahip küratör Luca Molinari’nin de projeye danışmanlık verdiğini belirten Ersoy, kültür ve tasarım vizyonunun ön planda tutulduğunu söyledi. Proje kapsamında Haydarpaşa sahili yeniden kamusal kullanıma açılacak. Bölgede yaklaşık 150 bin metrekarelik peyzaj düzenlemesi yapılacak. Ayrıca yaklaşık 20 bin kişilik etkinlik alanı oluşturularak konser, festival ve kültür organizasyonlarının düzenlenebileceği büyük bir yaşam alanı hazırlanacak. Bakan Ersoy, Haydarpaşa projesinin Anadolu Yakası için büyük bir kültür yatırımı olduğunu belirterek, projeyi Atatürk Kültür Merkezi’nin Anadolu Yakası’ndaki karşılığı olarak tanımladı. Ersoy, bölgede uzun süredir hissedilen büyük ölçekli kültür ve sanat merkezi eksikliğinin bu projeyle giderileceğini ifade etti. Haydarpaşa’nın ulaşım kimliğinin korunacağını vurgulayan Ersoy, deniz yolu, demir yolu ve kara yolu entegrasyonunun güçlendirileceğini söyledi. Projede vatandaşların bölgeye kolay erişebilmesi için tüm ulaşım akslarının birlikte planlandığı belirtildi. Gar sahasında yaklaşık 10 bin metrekare kapalı alana sahip yeni bir arkeoloji müzesi de inşa ediliyor. Deniz temasıyla tasarlanan müzede Türkiye’nin 81 ilinden getirilecek seçkin eserlerin sergilenmesi planlanıyor. Restorasyon sürecinde geçmiş yıllarda yapılan uygunsuz müdahalelerin temizlendiği açıklandı. Yapının özgün mimari karakterinin korunmasına özel önem verilirken kapsamlı zemin güçlendirme ve yapısal iyileştirme çalışmaları da sürdürülüyor. Bakan Ersoy, projenin tamamlanmasıyla Haydarpaşa’nın İstanbul’un en önemli cazibe merkezlerinden biri haline geleceğini söyledi. Hem tarihi kimliği koruyan hem de modern yaşam alanları sunan proje ile Haydarpaşa’nın gün boyu yaşayan bir merkeze dönüşmesi hedefleniyor. Uzmanlara göre Haydarpaşa Garı’nda yürütülen dönüşüm çalışması yalnızca bir restorasyon projesi değil, aynı zamanda İstanbul’un kültürel hafızasını geleceğe taşıyacak önemli bir şehircilik hamlesi olarak görülüyor. Projeyle birlikte tarihi yapı, ulaşım merkezi olma özelliğini korurken aynı zamanda kültür, sanat ve sosyal yaşamın yeni buluşma noktalarından biri olacak.

Binlerce yıllık geçmişiyle Beçin Kalesi Haber

Binlerce yıllık geçmişiyle Beçin Kalesi

Beçin Kalesi ve antik kent tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yaptı. Yaklaşık 5 bin yıllık yerleşimin olduğu Beçin, Menteşeoğulları Beyliği döneminde bölgenin idari ve kültürel merkezi haline geldi. Menteşe Beyliği; Beçin'in sunduğu savunma avantajları nedeniyle burayı başkent olarak seçmiş. 17. yüzyılın başlarında terk edilen kent, bu sayede dönemine ait tarihi dokusunu büyük ölçüde koruyabildi. 2024 yılındaki kazı çalışmalarında özellikle iç kalenin hemen dış kısmındaki kule bölümünde milattan önce 6. yüzyıla kadar giden buluntulara ulaşıldı. Bizans döneminden Osmanlı döneminin ortalarına kadar olan buluntular ele geçti. TARİHİN SESSİZ TANIĞI Kültür Portalı'ndaki bilgilere göre en görkemli günlerini Menteşe Beyliği'nin hükümdarı Ahmet Gazi döneminde yaşayan Beçin, daha sonra Osmanlı topraklarına katıldı. İbn Battuta ve Evliya Çelebi gibi dönemin önemli seyyahlarının notlarında yer bulan Beçin; iç kale, sur içi ve sur dışı yerleşim planıyla geleneksel Türk şehircilik anlayışının seçkin bir örneğini sunuyor. Kentin arkeolojik dokusu oldukça katmanlı. Pek çok medrese, hamam, cami, han, zaviye ve türbe kalıntısı bulunan kentte ayrıca Antik dönem nekropol alanı, Helenistik dönem tapınağı ve bir Bizans şapeline ait kalıntılara da ulaşılmış. MİMARİ HAFIZA Beçin'in günümüze ulaşan yapıları arasında inşa kitabesiyle özgünlüğünü koruyan tek örnek Ahmet Gazi Medresesi. Bununla birlikte; Karapaşa Medresesi, Orhan Bey Camisi, Bey Konağı, Bey Hamamı, Kızılhan ile Yelli Camisi ve Medresesi, kentin mimari kimliğini oluşturan diğer önemli yapılar. Anadolu'nun orijinal dokusunu en iyi yansıtan Türk kentlerinden biri olan Beçin, arkeologlara göre erken dönem Batı Anadolu mimarisini anlamak adına eşsiz bir kaynak niteliğinde. KALE YAPISI Beçin, iç kale ve güneyindeki ana yerleşim alanından oluşuyor. Kale yapısı, çevresindeki antik kalıntıların taşları kullanılarak inşa edilmiş. Şehirde 14. ve 15. yüzyıllardan kalma çok sayıda yapı halen ayakta. Güncel restorasyon çalışmalarıyla surlar, burçlar ve girişteki sarnıç yeniden işlevlendirilerek gezilebilir hale getirilmiş. TARIM TARİHİ 2025 yılında İç Kale'deki 3 numaralı burçta bulunan 700 yıllık darı tohumları, Orta Çağ tarım ekonomisi ve gıda güvenliği üzerine yeni bir bakış açısı sunuyor. Bu denli yoğun bir miktarda darı tohumunun bir çuval içerisinde ve kapalı bir birimde stoklanmış halde bulunması, Anadolu arkeolojisi için önemli bir keşif. OK UÇLARI BULUNMUŞTU Beçin Antik Kenti'nde yürütülen kazılarda, geçen yıl Türk dönemine ait ok uçları bulunmuştu. UNESCO NE DİYOR? UNESCO kriterlerine göre Beçin, Menteşeoğulları'nın Batı Anadolu'da bıraktığı en önemli kültürel miraslardan biri olarak kabul ediliyor. Bu yapılar, Osmanlı sanatının erken dönem özelliklerini yansıtan ilk örnekler arasında. Beçin'in diğer benzer yerleşimlerden ayrılan en önemli özelliği "korunmuşluk" seviyesi. Beçin, 17. yüzyılda terk edildiği için Orta Çağ Anadolu kent mimarisinin ve Türk yerleşim kültürünün izlerini günümüze kadar bozulmadan taşımayı başarmış. Bu durum, kenti 13. ve 14. yüzyıl mimari özelliklerini yansıtan hanlar, hamamlar, medreseler ve zaviyeler bakımından eşsiz bir "açık hava müzesi" konumuna getiriyor. UNESCO'nun sitesinde Beçin'le ilgili şu notlar var: -"Şehir, Geometrik, Arkaik ve Klasik dönemlerde birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, ayrıca Romalılara, Bizanslılara, Menteşeoğulları Sultanlığı'na ve Osmanlılara da ev sahipliği yapmıştır. Özellikle 200 yıldan fazla süren Menteşeoğulları Sultanlığı'nın başkenti olduğu 13. yüzyılın ikinci yarısında önem kazanmıştır. Menteşeoğulları, Muğla, Balat, Milas, Beşin, Çine, Tavas ve Köycegiz'i kapsayan Batı Anadolu'da bir bölgeye hakim olmuştur." -"Beçin şehri, bir kale ve bu kalenin güneyindeki ana yerleşim alanından oluşuyordu." -"Beçin arkeolojik alanı 1972'den beri sistematik olarak kazılmaktadır. 2000 yılında Beçin'de 60.000'i İslami ve 850'si Avrupa olmak üzere toplam 100.000 adet sikke bulunmuştur. Bu, Türkiye'de arkeolojik kazılarda bugüne kadar bulunan en büyük define olmakla kalmayıp, aynı zamanda bugüne kadar bulunan en büyük Osmanlı sikke koleksiyonudur." ÖZELLİKLERİ -"Menteşeoğulları Sultanlığı'nın başkenti olan Beşin, tarihi ve coğrafyası bakımından Türk kültür tarihinde çok önemlidir. Şehrin mimari kalıntıları, o dönemin Batı Anadolu mimarisine ışık tutmakla kalmayıp, aynı zamanda bölgedeki ilk Türk yerleşimlerinin biçimini de ortaya koymaktadır." BEÇİN KALESİ VE ÖREN YERİ NEREDE? Milas-Ören yolunun 5. kilometresinde konumlanan Beçin, Menteşeoğulları Beyliği döneminde inşa edilmiş, tarihî dokusunu koruyan bir Orta Çağ kenti. Yerleşim alanı, yüksek bir platonun kıyısındaki dik ve dairesel bir kaya kütlesi üzerine kurulan kale ile bu kalenin güney yönünde, 1,5 metre kalınlığındaki surlarla çevrelenmiş bir yerleşkeden meydana geliyor.

Çingene Kızı'nın 13. Parçası Yurda Döndü Haber

Çingene Kızı'nın 13. Parçası Yurda Döndü

Zeugma'nın Simgesi "Çingene Kızı" Mozaiğinin 13. Kayıp Parçası Yurda Döndü Gaziantep'in ve Türkiye'nin kültürel mirasının en değerli simgelerinden biri olarak kabul edilen "Çingene Kızı" mozaiğine bir parça daha kavuştu. Amerika Birleşik Devletleri'nde çevrimiçi bir müzayedede satışa sunulduğu fark edilen ve büyük kompozisyona ait olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlanan 13. panel, Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın yürüttüğü kapsamlı diplomatik ve hukuki sürecin ardından Türkiye'ye iade edildi. Zeugma ve "Çingene Kızı": Tarihin Derinliklerinden Gelen Bir Şaheser Fırat Nehri kıyısında kurulan ve antik çağda önemli bir ticaret merkezi olan Zeugma Antik Kenti, bugün dünyanın en zengin mozaik koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmasıyla tanınıyor. Gaziantep'in Nizip ilçesinde yer alan bu kadim kentte 1998 yılında yürütülen kurtarma kazıları sırasında gün yüzüne çıkarılan büyük taban mozaiği, yaklaşık 9,25 x 13,50 metre ölçüleriyle dönemin en çarpıcı arkeolojik bulgularından biri oldu. Söz konusu kompozisyon içinde yer alan ve Dionysos kültüyle ilişkilendirilen Maenad başı tasviri, kamuoyunda kısa sürede "Çingene Kızı" adıyla anılmaya başlandı. Derin bakışları, zarif çizgileri ve gizemli ifadesiyle dünya genelinde büyük yankı uyandıran bu eser, yıllar içinde yalnızca Zeugma'nın değil, tüm Gaziantep'in simgesi haline geldi. Bugün Zeugma Mozaik Müzesi'nin baş tacı olan "Çingene Kızı", her yıl binlerce yerli ve yabancı ziyaretçiyi kendine çekiyor. Parçalanmış Bir Miras: Kaçakçılığın İzleri Ne var ki bu eşsiz mozaiğin tarihi, yalnızca sanatsal bir başarının hikâyesi değil; aynı zamanda acı bir yağma ve kayıp hikâyesidir. Zeugma, onlarca yıl boyunca kaçak kazıların hedefi oldu. Büyük kompozisyona ait pek çok panel, o dönemde yasadışı yollarla parçalanarak yurt dışına kaçırıldı. Bu nedenle "Çingene Kızı"nın ait olduğu büyük mozaik, uzun yıllar eksik ve dağınık halde kaldı. Türkiye'nin uluslararası arenada yürüttüğü kültürel miras kurtarma çalışmaları kapsamında daha önce 12 panel yurda getirilmişti. 2018 yılında ABD'deki Bowling Green Üniversitesi'nden iade edilen bu parçalar, kültür kaçakçılığına karşı yürütülen mücadelede önemli bir dönüm noktası olmuştu. Şimdi ise o başarıya bir yenisi eklendi: Büyük kompozisyonun 13. parçası da artık Türkiye'de. Müzayede Vitrininden Müzeye: Eserin Yolculuğu Bu son iadenin hikâyesi, uluslararası bilimsel iş birliğinin ve kararlı diplomatik iradenin nasıl somut sonuçlar doğurabileceğini gözler önüne seriyor. Grenoble Alpes Üniversitesi'nden Dr. Djamila Fellague, yürüttüğü araştırmalar kapsamında söz konusu panelin "Çingene Kızı"nın büyük kompozisyonuna ait olabileceğini tespit etti. Eserin çevrimiçi bir müzayede platformunda satışa sunulduğu bilgisi ise Zeugma Kazı Başkanı Prof. Dr. Kutalmış Görkay aracılığıyla Kültür ve Turizm Bakanlığı'na iletildi. Harekete geçen Bakanlık uzmanları, panel üzerinde ayrıntılı incelemeler yürüttü. Yapılan analizlerde eserin tessera renkleri, geometrik bordür düzeni ve genel kompozisyon özellikleri bakımından Zeugma Mozaik Müzesi'ndeki eserlerle güçlü benzerlikler taşıdığı, üzerindeki kesme ve sökülme izlerinin de kaçak kazı geçmişine işaret ettiği belirlendi. Elde edilen bilimsel veriler Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi'ne sunuldu. Türkiye ile ABD arasındaki ikili anlaşmaya da atıfta bulunarak esere el konulması talep eden Bakanlık, soruşturmanın tamamlanmasının ardından paneli Chicago Başkonsolosluğu aracılığıyla teslim aldı. Eser, kamu kaynağı harcanmadan Turkish Cargo ile Türkiye'ye taşındı. Ankara'dan Gaziantep'e: Son Durak Zeugma Türkiye'ye getirilen panel, önce Ankara'daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi'ne teslim edildi. Burada gerçekleştirilecek restorasyon ve belgeleme çalışmalarının ardından eserin, asıl yurdu olan Gaziantep'teki Zeugma Mozaik Müzesi'ne nakledilerek "Çingene Kızı" kompozisyonuyla yeniden buluşturulması planlanıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, konuya ilişkin yaptığı açıklamada süreçte emeği geçen tüm kurum ve kişilere teşekkür ederek şu mesajı verdi: "Kültür varlıklarımızın izini dünyanın neresinde olursa olsun sürmeye, medeniyet mirasımıza sahip çıkmaya devam edeceğiz." Süregelen Bir Mücadele Bu iadenin önemi yalnızca tek bir parçanın geri dönüşüyle sınırlı değil. Türkiye'nin son yıllarda ivme kazanan kültürel miras kurtarma politikası, uluslararası hukuk, bilim ve diplomasinin bir arada nasıl kullanılabileceğinin somut bir örneğini sunuyor. Zeugma'nın her yeni kavuşturulan parçası, geçmişin yağmalanmış bir sayfasını onarmak için atılmış kararlı bir adımı temsil ediyor. "Çingene Kızı" tam anlamıyla tamamlanana dek bu mücadelenin süreceği ise hem yetkililer hem de arkeologlar tarafından kararlılıkla dile getiriliyor.

Pompeiopolis’te 2 bin yıllık tarih turizme kazandırılıyor Haber

Pompeiopolis’te 2 bin yıllık tarih turizme kazandırılıyor

Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde Zımbıllı Tepe mevkiindeki tarihi Paflagonya bölgesinin başkenti olan Pompeiopolis'te 2006'da başlayan kazılar, Kültür ve Turizm Bakanlığı adına Taşköprü Belediyesi'nin de destekleriyle Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mevlüt Eliüşük başkanlığında yürütülüyor. 25 yıldır devam eden kazı çalışmalarıyla ilgili 18-24 Mayıs Müzeler Haftası etkinlikleri çerçevesinde 17. Kastamonu Kent Müzesi Bilim Günleri programı düzenlendi. Kastamonu Valiliğinin koordinesinde Kastamonu Üniversitesi, Taşköprü Belediyesi, Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası ile Kastamonu Ticaret Borsası'nın destekleriyle Kastamonu Kent Müzesi Müdürlüğünce Kastamonu Ticaret ve Sanayi Odası Salonunda yapılan panele konuşmacı olarak Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mevlüt Eliüşük ile Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Çelikbaş katıldı. "Pompeiopolis, ören yeri olarak sunulma aşamasına geldi" Paflagonya'nın başkenti olan Pompeiopolis Antik Kenti'nin tanıtılması sürecini hızlandırmak istediklerini söyleyen Taşköprü Belediye Başkanı Hüseyin Arslan, "Artık ören yeri olarak sunulması aşamasına geldik. Kazılarımız hızlı bir şekilde devam ediyor. 2006 yılından beri yapılan kazılarda ortaya çıkan eserler bize buranın artık işlevsel hale geldiğini, turizm açısından kıymetli bir noktaya doğru evrildiğini söylüyor. Antik kentte içinde bulunduğumuz tiyatro salonu var. Bunun dışında 2 bin 400 metrekare alana sahip villa var. Villada değişik mozaikler var. Çarşı ve bir başka anlamda da ibadet haline kullanılan bölümler var. Dolayısıyla değişik alanlarda şu anda kazılar devam ediyor. İnşallah bu senede yapılacak kazılarla daha bir ön plana çıkacak" dedi. "Pompeiopolis, çok fazla tahrip edilmiş bir kent" Yaz mevsiminde 65 kişiye yakın bir ekiple çalışma yürüttüklerini söyleyen Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mevlüt Eliüşük, 4 yıldır kazı çalışmalarında bir hayli ilerleme kaydettiklerini belirterek, "Pompeiopolis, çok fazla tahrip edilmiş bir kent. Birçok kazdığımız her yapının büyük bölümünün tahrip edildiğini görüyoruz. Bazen kireç ocağı, bazen taş ocağı olarak kullanılıyor. Kastamonu için bu hem turizm altyapısını sağlayacak hem kültür turizmine katkı sağlayacak. Biz çalışmalarımızı bu iki yönde devam ettiriyoruz. Hem bilimsel hem de görsel ve turizm altyapısı anlamında. Kentte bizden önceki araştırmacı hocalarımız jeoradar çalışması yapmışlar ve çalışmayı doğrulamak adına çok fazla sondaj açıyorlar. Hatta açılıp kapanan sondajlar da var. Bu da bazı bölümlerin daha da tahrip olmasına neden olmuş" dedi. "Tiyatro için hazırladığımız restorasyon ve konservasyon projeleri kuruldan geçti, bütçe bulursak uygulamaya geçeceğiz" Pompeiopolis'te tiyatronun kazılarını bitirdiklerini söyleyen Eliüşük, "Onun yanındaki odeonu (müzik salonu) bitirdik. 2025'te villanın bulunduğu tek bir duvar olarak görülen alanı büyük oranda kazdık. Yaklaşık bin 400 metrekarelik bir alan kaplıyor. Villada restorasyon çalışmaları yaptık. Kaz çalışmaları devam ediyor. Burada İtalyan ekip de birlikte çalışıyoruz. Tiyatro bu haliyle 2010'dan 2022 yılları arasında ara ara kazılmış. 2024'te biz başladığımızda yapının tamamını kazdık. Ne yazık ki sahne bölümünün tiyatro alanı tamamıyla tahrip olmuş. Sadece küçük ayaklar kalmış. Burada Roma İmparatoru Commodus'a ait bir heykel var. Yapım tarihi de belli. M.S. 186'yı gösteriyor. Paflagonya'da tarihi bilinen kesin yapılardan biri haline geldi. Yani 186'da kesinlikle bu yapı vardı. Biz, mimari tasarımlarını ve diğer yapıların tarihlendirmesinde bu yapıyı örnek alacağız. Biz, tiyatroyu da ayağa kaldırma çalışması yaptık ama bunun restorasyon ve konservasyon projeleri hazırlandı, kuruldan geçti. Yakında bir bütçe bulursak uygulamaya geçeceğiz" diye konuştu. "Villa'yı koruma altına alıp sergilemeye açmak istiyoruz" M.S. 180'ler civarında tiyatronun tarihlendirildiğini ifade eden Eliüşük, "Ama daha erken döneme ait Millet Kütüphanesinde sergilenen eserimiz Afrodit başı, Roma'nın en sevilen tanrıçasıdır kendisi. Bunun dışında çok fazla irili ufaklı süs eşyaları, kandiller, ağırlıklar gibi malzemelerde çıkartıldı. Villa'da özel bir oda var. Duvarları İtalyan mermerden yapılmış kabartmaları var. Bu sene bu mozaikle restorasyon çalışmalarında bölümleri kaldırıp yerine yerleştirdik, altı boş çünkü. Mozaik biraz da kötü korunmuş. Restorasyon çalışması geçirmiş ama o restorasyon çok iyi bir sonuç vermemiş ya da iyi korunmamış. Biz, yavaş yavaş mozaikleri kaldırıp düzenliyoruz. Çünkü alanı sergilemeye hazırlıyoruz. Şu anda villaya geldiğimizde bunlar sergilemeye hazır hale getiriliyor. Alt yapıyı oluşturmadık, yürüyüş kısımları alanlarını oluşturmadık ama bunu bitirmeye çalışıyoruz. M.S. 200 yılından 600 yüzyıla kadar villa kullanılıyor. Bizde villayı ve mozaiklerinin tamamını koruma çatısı altına aldık ki mozaiklerin deformasyonunu engelledik. Bu sene eğer para bulursak o alanın tamamını basit koruma çatısıyla geçip sergilemeye açmak istiyoruz. Ama burada biraz da bütçe meselesi. Villanın genişliği 47 metre, eni de 35 metredir. Büyük bir villadır. Zemin mozaiklerinin testini yaptık ama açmadık korumaya alamayacağımız için" şeklinde konuştu. "Hristiyanlar için kutsal olan ‘martyrion' şehitliği olabilir" Pompeiopolis'in Roma'nın Paflogonya eyaletinin bir dönem eyalet başkentliğini yaptığını ifade eden Eliüşük, Hristiyan şehitliklerine "martyrion" dediklerini, kentte önceki yıllarda kısmen kazılmış bir ‘martyrion' olduğunu ifade ederek, "Burada Hristiyan şehitliği olabilir. Bir piskoposluk merkezinde bunun da olması çok doğal olarak söylemek mümkün. Bu yapı neden önemli, sadece Roma yapılarıyla değil, aynı zamanda Hristiyanlar için önemli bir kutsal yapıyı ortaya çıkarmak istiyoruz. Kent arkeolojisi için önemli, aynı zamanda kent turizmi için de çok değerli bir yapı. Mozaikleri koruma altına aldık. Buradan Hristiyanlara ait mezar kitabelerini bulduk. Mezar siteleri var. Gömüler gerçekleştirilmiş buraya" dedi. "Şu anda bir gezi güzergahının hazırlıklarını başladık" Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı (KUZKA) ve Taşköprü Belediyesi'yle yürüttükleri ortak projede bir sergileme alanı oluşturulduğunu belirten Eliüşük, "Bu sergileme alanının yeniden dizayn edilmesi gerekiyor, projesi hazırlanıyor. Aynı zamanda buraya karşılama binasını da oturtacağız. Tek bir projeyle gelip hem gezinti alanı, sergileme alanı gezilecek, hem de giriş kısmı tasarlanacak. Çok iyi bir yapı kazandıracağız. Bazı kamulaştırma sorunları var. Onları çözdüğümüzde kentin agorasını (yol haritası) ve nekropolünü de kazmayı planlıyoruz. Ama önceliğimiz mevcut kazdığımız yapıların korunması, bunların sergilenmesi ve bir gezi güzergahının hazırlanması. Şu anda bunların hazırlıkları sürüyor. Hem karşılama merkezi olacak, hem de sergileme alanımız hem depomuzda olacak. Buradan Villa'ya geçilecek. Villa'dan bir yolla Bazilika'ya, oradan hamam ve tiyatroya, sonra odeon ve martyriona geçilecek, sonra geri dönüş turunu hazırlıyoruz. Kazılarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz. Özellikle sergilenebilecek olan yapıları kazıyoruz" diye konuştu. Pompeiopolis Antik Kazılarının yaklaşık 25 yıldır devam ettiğini söyleyen Kent Tarihi Müzesi Müdürü Arkeolog Murat Karasalihoğlu da, "Anadolu'nun en bakir arkeolojik anlamdaki bölgesi olan Paflagonya, biz şu anda içinde bulunuyoruz. İç Paflagonya dediğimiz bölgede daha geç yerleşimlerin olması, kazı ya da yüzey araştırmalarının çok az olmasından dolayı biz, İç Paflagonya üzerinde arkeolojik anlamda söz söylemek konusunda biraz ketum davranıyoruz. Çünkü elimizde fazla verimiz yok" dedi. Programda Karabük Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersin Çelikbaş da, "Hodrianopolis Antik Kenti Kazıları" hakkında katılımcılara bilgi verdi.

Perre Antik Kenti’nde Müzeler Haftası yoğun başladı Haber

Perre Antik Kenti’nde Müzeler Haftası yoğun başladı

Yoğun katılımın olduğu etkinlikte tarihi ve kültürel mirasın korunmasına dikkat çekilirken, çocuklara yönelik uygulamalı arkeoloji çalışmaları da büyük ilgi gördü. Programın açılışında konuşan Vali Yardımcısı Mehmet Tığlı, Müzeler Haftası'nın kültürel mirasın tanıtılması ve gelecek nesillere aktarılması açısından büyük önem taşıdığını belirtti. Katılımcılar daha sonra Perre Antik Kenti'ni gezerek bölgede yürütülen arkeolojik çalışmalar hakkında bilgi aldı. Yetkililer tarafından antik kentte sürdürülen kazı, restorasyon ve koruma faaliyetleriyle ilgili sunum yapıldı. Etkinlik kapsamında sergilenen bazı tarihi eserlerin açılışı gerçekleştirildi. Protokol üyeleri tarafından yapılan kurdele kesimiyle eserler ziyaretçilerin beğenisine sunuldu. Tarihi eserlerin yoğun ilgi gördüğü programda katılımcılar bol bol fotoğraf çekti. Müzeler Haftası etkinliklerinde çocuklar da unutulmadı. Programa katılan minik öğrenciler için oluşturulan özel alanda temsili kazı çalışması yapıldı. Uzmanlar eşliğinde gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar, arkeolojik kazıların nasıl yapıldığı konusunda uygulamalı eğitim aldı. Kazı çalışmasına katılan öğrencilerin heyecanı renkli görüntüler oluşturdu. Program kapsamında hafta boyunca düzenlenecek sergiler, eğitim faaliyetleri ve kültürel etkinliklerle ilgili katılımcılara bilgi verildi. Adıyaman Müze Müdürlüğü koordinasyonunda düzenlenen programa Adıyaman Vali Yardımcısı Mehmet Tığlı, İl Kültür ve Turizm Müdürü Mehmet Yelken, Müze Müdürü Mehmet Alkan, kurum amirleri, öğretmenler, öğrenciler ve çok sayıda vatandaş katıldı.

UNESCO Cumalıkızık toplantısı gerçekleştirildi Haber

UNESCO Cumalıkızık toplantısı gerçekleştirildi

Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.