Hava Durumu

#Kültürel Miras

TOURISMJOURNAL - Kültürel Miras haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültürel Miras haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Sarıkamış’ta, Çar’ın Av Köşkü Yok Olma Tehlikesinde Haber

Sarıkamış’ta, Çar’ın Av Köşkü Yok Olma Tehlikesinde

Sarıkamış’ta, sarıçam ormanlarının derinliklerinde yükselen ve mimari zekasıyla büyüleyen Çar’ın Av Köşkü, bakımsızlık ve ilgisizlik nedeniyle yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. 1896 yılından günümüze ulaşan bu eşsiz yapı, halk arasında yanlış bilinen ismiyle "Katerina Köşkü", zamana ve doğa şartlarına karşı verdiği savaşı kaybetmek üzere. "Çivi kullanılmadan inşa edilen mimari güzellik" Rus Çarı II. Nikola döneminde inşa edilen köşkün en dikkat çekici özelliği, yekpare ağaçtan çivi kullanılmadan birbirine geçirme ‘kırlangıçkuyruğu’ tekniğiyle yapılmış olmasıdır. 129 yıldır ayakta kalmayı başaran ahşap şaheser, 2 ayrı yapıdan oluşuyor. Atıl vaziyette bırakılan ve bir türlü Kars turizmine kazandırılamayan tarihi köşkün son hali görenleri üzüyor. "Bu eser burada yok olmasın" Kars’a İstanbul’dan gelen Serhad Suçsuz, Katarine Köşkü’nün kent turizmine önemli katkı sağlayacağını söyledi. Köşkün yok olmaya terk edildiğini ifade eden Serhad Suçsuz, "Çar Nikola ve ailesinin ve burada yaptırılan Katerina Köşkü’nün hikayesini buradaki yerel rehberlerden dinlediğimizde şu anki durumun bu şekilde olmaması gerektiğini ben düşünüyorum. Turizme kazandırılması açısından Kars’ta çok değerli bir hazine burada yatıyor. Umarım ki yetkililer tarafından çok yakın zamanda bu değerli hazine turizme kazandırılır. Ve böylece herkes daha fazla Kars bölgesini ziyaret eder. Bence olması gereken de bu, bir vatandaş, bir turist olarak bunu yetkililere buradan rica ediyorum. Bu eser burada yok olup, gitmesin. Ruslardan bize kalan bir miras ve önemli bir eser" dedi. Katerine Köşkü, mühendislik harikası sadece dış cephesiyle sınırlı değil, köşk, beton kolonlar içerisinden geçen ve "peç" adı verilen özel bir ısıtma sistemiyle donatılmış. Bu sistem sayesinde ısı, binanın her noktasına eşit şekilde dağıtılarak sert kış şartlarında bile konforlu bir sıcaklık sunuyor. "Yanlış bilinen bir isim: Katerina değil, Aleksi için yapıldı" Yıllardır bölge halkı ve ziyaretçiler tarafından "Katerina Köşkü" olarak adlandırılan yapının gerçek hikayesi oldukça farklı. Tarihi kaynaklar, bu yapının Çar’ın eşi için değil, hasta oğlu Aleksi için bir rehabilitasyon merkezi ve ailenin konaklama alanı olarak inşa edildiğini gösteriyor. Hem yazlık hem kışlık av köşkü olarak kullanılan bina, asalet ve hüznün birleştiği bir nokta olarak tarihteki yerini alıyor. "Yeşilçam’ın doğal platosu harabeye döndü" Çarlık dönemini konu alan pek çok Türk filminin doğal dekoru olan köşk ve çevresi, şimdilerde adeta bir "hayalet bina" görüntüsünde. Duvarlarındaki yazılar, kırılan pencereleri ve bakımsız kalan ahşap dokusuyla yapı, içler acısı bir durumda. Turizme kazandırılması beklenen kültürel miras, koruma altına alınmazsa kısa süre içinde sadece fotoğraflarda kalacak.

Muğla, Phoenix Antik Kenti Dünya Yolunda Haber

Muğla, Phoenix Antik Kenti Dünya Yolunda

Muğla'nın Marmaris ilçesinde yer alan ve 2 bin 600 yıllık geçmişiyle dünyanın en değerli kültürel miraslarından biri olarak gösterilen Phoenix Antik Kenti'ndeki arkeolojik kalıntıları belgelemek için 5 senedir süren yüzey araştırması ve kazı çalışmaları, artık İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin (İEÜ) yürütücülüğünde devam edecek. İEÜ bünyesine katılan Dr. Öğretim Üyesi Asil Yaman'ın direktörlüğünü üstlendiği ‘Phoenix Arkeoloji Projesi', geçmiş uygarlıkların yaşantısını gün yüzüne çıkararak Bozburun Yarımadası'nı dünyaca ünlü bir ‘kırsal turizm merkezi' haline getirecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın izniyle 30 kişilik deneyimli ekip tarafından sürdürülen bilimsel araştırmalar, 2026 özelinde Phoenix'in kuzeyindeki Taşlıca ve Söğüt köylerinde yoğunlaştırılacak. Araştırmalar sırasında belgelenen kültür varlıkları korunarak, bölgenin UNESCO adaylığına giden sürece de büyük katkı sağlayacak. Halkla iç içe yürüyor Projeye ilişkin detaylı bilgiler veren İEÜ Meslek Yüksekokulu Mimari Restorasyon Programı Öğretim Üyesi Dr. Asil Yaman, Phoenix'te sadece kazı değil, çok yönlü bir kültürel coğrafya okuması da yaptıklarına dikkat çekti. İnsan, doğa, mimarlık ve üretim pratikleri arasındaki ilişkileri çözümleyerek 2 bin 600 yıllık geçmişi gelecekle buluşturmayı hedeflediklerini söyleyen Dr. Yaman, "2021 yılından bu yana Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın resmi izniyle yürütülen çalışmalar kapsamında sistematik yüzey araştırmaları, mimari belgeleme, arkeolojik analizler ve kültürel miras eğitim projeleri gerçekleştiriliyor. Proje; arkeoloji, mimarlık, jeoloji, ekoloji, tarih ve antropoloji gibi farklı disiplinleri bir araya getiren bütüncül yaklaşımıyla çağdaş arkeolojinin sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk ilkelerini sahaya taşıyor. Bölge halkından da çok destek görüyoruz. Onlar da süreci merakla takip ediyor. Halkla iç içe yürüyen, yeni nesil bir arkeoloji projesi olarak çalışmamız dikkat çekiyor" diye konuştu. Kırsal yaşam modeli Dr. Yaman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Phoenix Arkeoloji Projesi'nin özgün yaklaşımı, alanı dolanıklık (entanglement) kuramsal çerçevesi içinde değerlendirmesidir. Bu sayede mekansal düzen, üretim pratikleri ve gündelik yaşam, yalnızca fiziksel kalıntılar üzerinden değil; tarihsel, toplumsal ve çevresel ilişkiler ağı içinde okunuyor. Phoenix, bu yönüyle tarih boyunca kendi kendine yetebilen ve sürdürülebilir kırsal yaşam modelinin somut bir örneği. Türkiye, Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri'nden araştırmacıların yer aldığı Phoenix Arkeoloji Projesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi çatısı altında Türkiye'nin en kapsamlı kırsal arkeoloji ve kültürel peyzaj araştırmalarından biri olarak öne çıkıyor." Dünya mirası yolunda stratejik adımlar Phoenix Antik Kenti'nin, sahip olduğu özgün kültürel peyzaj ve tarihsel süreklilik özellikleriyle ‘dünya mirasının' da potansiyel adayı olduğunu ifade eden Dr. Yaman, "Bu doğrultuda bilimsel, mekansal ve yönetsel altyapının oluşturulmasına yönelik çalışmaları sürdürüyoruz. Projenin bir sonraki aşamasında arkeolojik kazı sürecinin başlatılması planlanıyor. Uzun vadeli bilimsel araştırma stratejisi ve alan yönetim planı çerçevesinde yapılandırılan çalışmalar, Phoenix'i uluslararası akademik ve kültürel platformlarda daha görünür kılmayı hedefliyor" dedi. Sergi hazırlıkları sürüyor Önümüzdeki dönemde projeye ilişkin çalışmaları anlatan bir sergi düzenlemeyi de planladıklarını dile getiren Dr. Yaman, "Phoenix Arkeoloji Projesi, bilimsel araştırmayı çağdaş sanat üretimiyle de buluşturuyor. Taşlıca'da faaliyet gösteren Phoenix Arkeolojik Araştırma Merkezi (PAAM) bünyesinde yürütülen çağdaş sanat programı kapsamında sanatçılar; kırsal miras, su yönetimi sistemleri, üretim pratikleri ve yerel hafıza temaları üzerinden alanla etkileşime giriyor. Hazırlıkları süren bir sergi programımız da var. Buna ilişkin detaylar, önümüzdeki süreçte netleşecek. Phoenix'in kültürel peyzajı, yalnızca akademik bir araştırma konusu olmaktan çıkarak kamusal ve estetik bir tartışma alanına dönüşüyor. Böylece proje, geçmişi korumakla kalmayıp onu güncel üretimle yeniden yorumlayan dinamik bir kültürel platforma evriliyor" diye konuştu.

Sivas, “Sivas Kellesi” Coğrafi İşaretle Tescillendi Haber

Sivas, “Sivas Kellesi” Coğrafi İşaretle Tescillendi

Sivas Ticaret Borsası tarafından 2024 yılında coğrafi işaret tescili için başvurusu yapılan, Sivas’ın köklü gastronomi kültürünün önemli unsurlarından ‘Sivas Kellesi’, 06 Şubat 2026 tarihi itibarıyla Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından coğrafi işaret tescili aldı. Yöreye özgü niteliği ve geleneksel üretim yöntemiyle dikkat çeken Sivas Kellesi’nin tescillenmesi, hem yerel üreticiler hem de Sivas mutfağının tanıtımı açısından önemli bir kazanım olarak değerlendirildi. Coğrafi işaretle birlikte ürünün taklit edilmesinin önüne geçilmesi ve katma değerinin artırılması hedefleniyor. Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Sivas Ticaret Borsası Başkanı Hayrullah Karakaya, coğrafi işaret tescillerinin yerel kalkınma açısından büyük önem taşıdığını belirterek, "Coğrafi işaretli ürünler; yerel üretimi desteklemek, kırsal kalkınmaya katkı sağlamak, geleneksel bilgi ve kültürel değerleri korumak, turizmi geliştirmek ve ürün taklitçiliğiyle mücadele etmek amacı taşımaktadır" dedi. Sivas Kellesi’nin ayırt edici özelliklerine de değinen Karakaya, ürünün yalnızca Sivas’ta yetiştirilen Kangal Akkaraman koyununun kellesinden yapıldığını vurguladı. Kangal Akkaraman koyununun iri yapılı ve boynuzsuz olması sayesinde Sivas Kellesi’nin diğer kelle çeşitlerinden kolaylıkla ayırt edildiğini ifade eden Karakaya, hayvanların Sivas’ın yüksek rakımlı meralarında, endemik ve aromatik bitkilerle beslenmesinin lezzete doğrudan etki ettiğini söyledi. Karakaya, Kangal Akkaraman koyununa ait kellelerin temizlendikten sonra 15-16 saat boyunca odun fırınlarında, krom veya nikel kaplarda ve hava almadan pişirildiğini belirtti. Sivas Kellesi’nin yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda önemli bir kültürel miras olduğunu dile getiren Karakaya, "Kelle, Sivas’ta sabah kahvaltılarının vazgeçilmezidir. Sabahın erken saatlerinde başlayan bu gelenek genellikle 05.00’te başlar ve 08.00 itibarıyla sona erer. Halk arasında ‘kelle kırdırma’ olarak adlandırılan bu alışkanlık, dededen toruna aktarılan ve Sivas’ı diğer şehirlerden ayıran önemli kültürel değerlerden biridir" ifadelerini kullandı. Başkan Karakaya, Sivas’ın sahip olduğu yöresel ürünlerin korunması ve katma değerinin artırılmasına yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüleceğini de sözlerine ekledi.

Annenin hayali oğlunun emeğiyle gerçeğe dönüştü Haber

Annenin hayali oğlunun emeğiyle gerçeğe dönüştü

Geleneksel Türk müziğinin en önemli enstrümanlarından biri olan bağlama, yeni neslin ellerinde geleceğe taşınıyor. Eskişehir'de bağlama eğitimi alan gençlerin sayısı her geçen gün artarken, bu ilginin arkasında hem kültürel miras bilinci hem de ailelerin yarım kalan hayalleri yatıyor. "Bağlama özgüven kazandırıyor" Kültür ve Turizm Bakanlığı Yaşayan Kültürel Miras Elçisi Ömer Ulutaş, gençlerin enstrüman tercihlerine değinerek, bağlamanın erkek çocuklar arasında "demirbaş" olduğunu vurguladı. Ulutaş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: "Gençlerimizin son zamanlarda en çok tercih ettiği enstrümanların başında, özellikle bayanların tercih ettiği enstrümanlarda elektrogitar, kalimba ve ukulele geliyor. Erkeklerde ise kültürümüzün vazgeçilmez demirbaş enstrümanı olan bağlama ve son zamanlarda da kabak kemane tercih edilmektedir. Özellikle 7-20 yaş arası gençlerimizin ilk tercihi bağlama oluyor. Bunun nedeni, geçmişte annelerimizin, babalarımızın o günkü şartlarda öğrenemediği bu enstrümanı çocuklarının çalmasını istemeleridir. Gençlerimizin bağlamaya eğilimi çok fazla ve çok da başarılılar. En güzel özelliği ise kendilerini ifade edebilmeleri. Bağlama çalan bir çocuk, utangaçlık duygusunu yenerek kendini çok daha iyi ifade edebiliyor." "Annem için hayalini gerçekleştirdim" Annesinin bağlama çalma isteğini yerine getirmek için sazın başına geçen Miraç Savaş, enstrümanı kısa sürede öğrenerek çevresindekilerin takdirini topladı. Bir yıldır eğitim aldığını belirten Savaş, "Annem saz çalmak istiyordu ama kendisi beceremediği için bana söylediler. Ben de gitar yerine bağlamayı tercih ettim. İlk zamanlarda acemiyken Cemalettin hocam bana birçok şeyi öğretti. Öğrendikçe hevesim daha da arttı, kurs günlerimi iple çekiyorum. Şimdi annemle düet yapıyoruz; ben çalıyorum, annem söylüyor. Çevremdekiler bizi gördüğünde 'Yeni düet ne zaman' diye soruyorlar" diyerek duygularını ifade etti. "Oğlum saz çalacağını söylediğinde çok heyecanlandım" Çocukluk hayalini oğlunda gören anne Rabia Savaş ise yaşadığı gururu dile getirdi. Kendi denemelerinin sonuçsuz kaldığını ancak oğlunun başarısıyla mutlu olduğunu belirten anne, şunları söyledi: "Bağlama hevesi aslında çocukluğumdan beri bende vardı ama ben bir türlü beceremedim. Oğlumun 'Anne, ben saz çalacağım' dediği gün ondan daha çok heyecanlıydım. Aradan bir yıl geçti ve şimdi çok güzel çalıyor. Onunla birlikte müzik yapmak benim için çok değerli."

Kavut unu asırlık geleneğiyle kültürel miras olmaya devam ediyor Haber

Kavut unu asırlık geleneğiyle kültürel miras olmaya devam ediyor

Hadim ilçesine bağlı Bolat Mahallesi'nde yaşayan 47 yaşındaki İbrahim Çakar, unutulmaya yüz tutmuş bu kadim lezzeti yaşatan sayılı isimlerden biri olarak öne çıkıyor. Yıllar öncesinde neredeyse her evde yapılan, yaylaya çıkmadan önce mutlaka hazırlanan kavut unu, günümüzde ise Çakar'ın özverili çalışmalarıyla ayakta tutuluyor. Saatler süren emek, köz ateşinde kavurma Kavut ununun yapım sürecinin oldukça zahmetli olduğunu belirten Çakar, kullanılan malzemelerin tek tek seçildiğini ve odun ateşinde, köz üzerinde yavaş yavaş kavrulduğunu ifade etti. Yaklaşık 6-7 saat süren kavurma işlemi, kavut ununa kendine özgü aromasını kazandırıyor. Kavurma işleminin ardından soğutulan ürünler, geleneksel değirmenlerde undan biraz daha iri olacak şekilde öğütülüyor. Öğütme işlemi tamamlandıktan sonra kavut unu, genellikle pekmezle karıştırılarak tatlı olarak tüketiliyor. Bu yöntem, geçmişten günümüze değişmeden gelen bir sunum şekli olarak dikkat çekiyor. Evliya Çelebi de kavuttan bahsetti Tarihi kaynaklarda da yer alan kavut, ünlü seyyah Evliya Çelebi'nin Seyahatname adlı eserinde de adı geçen lezzetler arasında bulunuyor. Bu yönüyle kavut unu, sadece bir yiyecek değil aynı zamanda kültürel bir miras olarak değerlendiriliyor. "Atalarımızdan kalan bir miras" Kavut ununun geçmişten günümüze taşınması için büyük çaba harcadığını belirten İbrahim Çakar, "Kavut bize atalarımızdan, dedelerimizden kalan bir miras. Unutulmaya yüz tutmuş bir gelenek. Son 8-10 yıldır bu işi yapan neredeyse sadece ben kaldım. Kavut ununun içinde kabak çekirdeği, ay çekirdeği, mısır, buğday, nohut ve menengiç bulunur. Bu malzemeleri odun ateşinde, köz üzerinde yavaş yavaş kavuruyoruz. Közde 6-7 saat kavrulması gerekir. Kavrulduktan sonra soğutur, değirmende undan biraz daha iri olacak şekilde öğütürüz. Sonra da pekmezle karıştırarak tatlı olarak yeriz" dedi. Kış aylarının vazgeçilmezi Kavut ununun özellikle kış aylarında yoğun olarak tüketildiğini ifade eden Çakar, besin değerinin oldukça yüksek olduğuna dikkat çekti. Protein ve lif açısından zengin olan kavut ununun, geçmişte soğuk kış şartlarında enerji kaynağı olarak kullanıldığını belirten Çakar, "Bunu yiyenlerde kolay kolay üşüme ve kansızlık olmaz. Kana kan katar, kan yapıcı özelliğe sahiptir" şeklinde konuştu. Eskiden Hadim ve çevre mahallelerde her evde kavut yapıldığını dile getiren Çakar, yaylaya gitmeden önce ailelerin mutlaka bu lezzeti hazırladığını anlattı. Günümüzde ise bu geleneğin neredeyse unutulduğunu söyledi. Kavut ununa olan ilginin son yıllarda yeniden arttığını belirten Çakar, Türkiye'nin birçok ilinden sipariş aldıklarını ifade etti. Taleplere yetişmekte zaman zaman zorlandıklarını dile getiren Çakar, imkanlar dahilinde gönderim yapmaya çalıştıklarını söyledi. "Bize her kesimden dua edenler var" diyen Çakar, özellikle yaşlı vatandaşlardan aldığı geri dönüşlerin kendisini duygulandırdığını belirtti. "60-70 yaşındaki teyzeler, ‘Çocukluğumuzu yaşattın' diyerek teşekkür ediyor" dedi. İbrahim Çakar, ömrü ve gücü yettiği sürece bu geleneği sürdürmeye kararlı olduğunu belirtti. Asırlardır Anadolu sofralarında yer alan kavut unu, Hadim'de bir kültür mirası olarak yeniden hayat bulurken, geçmişin izlerini bugünün sofralarına taşımaya devam ediyor.

Şanlıurfa, Çinli Turizm Heyetini Göbeklitepe’de Ağırladı Haber

Şanlıurfa, Çinli Turizm Heyetini Göbeklitepe’de Ağırladı

Çin Halk Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Rao Quan ve beraberindeki heyet Şanlıurfa'yı ziyaret ederek Göbeklitepe ve Karahantepe'de incelemelerde bulundu. Çin Halk Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı ve Ulusal Kültür Mirası İdaresi (NCHA) Yöneticisi Rao Quan, Büyükşehir Belediyesinin davetlisi olarak Şanlıurfa'ya geldi. Göbeklitepe, Karahantepe ve Balıklıgöl'ü ziyaret eden Rao Quan'a Değişim ve İşbirliği Dairesi Genel Müdürü, Wen Dayan, Anıtlar ve Sitler Dairesi (Dünya Kültürel Mirası Dairesi) Genel Müdür Yardımcısı Zhang Lei, Arkeoloji Dairesi Genel Müdür Yardımcısı, Zhang Ling, Müzeler ve Özel Koleksiyonlar Dairesi Genel Müdür Yardımcısı He Xiaolei, Anıtlar ve Sitler Dairesi (Dünya Kültürel Mirası Dairesi) Dünya Miras Alanları Şube Müdürü Hang Xiaofan, Ulusal Kültürel Miras İdaresi Arkeolojik Araştırma Merkezi Başkan Yardımcısı Tong Wei, Ulusal Kültürel Miras İdaresi Arkeolojik Araştırma Merkezi, Arkeoloji Teorisi ve Teknolojisi Dairesi Başkan Yardımcısı Gan Caichao ve Ulusal Kültürel Miras İdaresi Arkeolojik Araştırma Merkezi, Arkeoloji Teorisi ve Teknolojisi Dairesi Yardımcı Araştırma Görevlisi Li Xiaozhe eşlik etti. Uçakla GAP Havaalanı'na gelen heyet ilk olarak Karahantepe'yi ziyaret etti. Ziyaretin ardından şehir merkezine gelen bakan yardımcısı ve beraberindeki heyet, Cumhuriyet Sosyal Tesisleri'ndeki gastronomi merkezine giderek Şanlıurfa'nın yöresel yemeklerinin tadına baktı. Burada Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar ile görüşen heyet daha sonra Göbeklitepe'ye geçti. Göbeklitepe ziyaretinde yapı hakkında bilgi alan heyet son olarak Balıklıgöl ve Hazreti İbrahim'in doğduğuna inanılan mağarayı ziyaret etti. Ziyaretle ilgili açıklama yapan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, "Bizim için çok önemli bir heyet. Çin Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı dün akşam Türkiye'ye geldiler. Bu sabah da İstanbul'dan uçakla buraya hareket ettiler. Bu bütün günü Şanlıurfa'ya ayırdılar, yarın da Ankara'da resmi temasları olacak. Tabii özellikle Şanlıurfa'yı ziyaret etmek istemişler çünkü daha önce de ifade ettiğim gibi hakikaten Şanlıurfa'nın ismi son zamanlarda özellikle bu alanda çok ciddi manada duyulmaya başlandı. Daha önce de belirttiğimiz gibi burada yapılan son keşifler aslında Şanlıurfa'nın çok büyük bir zenginliği, tabii biz de bunu daha ne kadar ileriye götürebiliriz, daha ne kadar istifade edebiliriz diye çeşitli yerlerde temaslarda bulunuyoruz. İnşallah bu temaslarımızın meyvesini de almaya başlıyoruz diye düşünüyorum. Turizm bakan yardımcısının ifade ettiği gibi inşallah önümüzdeki dönemde daha fazla iş birliğine hazır olduklarını ve bizim de bundan memnuniyet duyacağımızı biz de onlara ifade ettik çünkü Çin özellikle arkeoloji alanında dünyanın sayılı ülkelerinden belki de birinci sırada gelen, dünyanın 70 ayrı yerinde şu anda kazılara sponsor olan bir ülke ve bunu da hakikaten Dünya kültürel mirası açısından gönüllü olarak yapan bir ülke. Onların desteği, onlarla beraber çalışmak bizi de ziyadesiyle memnun edecek. Bakanlığımızın da bu konuda hemfikir olduğunu düşünüyorum çünkü onlar da bu işe çok önem veriyorlar. Son zamanlarda hükümetin Urfa'ya ve bu projeye, Taş Tepeler projesine ne kadar önem verdiğini hep birlikte gördük. Bizler de bu iş birliklerini arttırarak sürdürerek Urfa'nın daha fazla istifade etmesi için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Şu ana kadar güzel ve verimli bir seyahat oldu. İnşallah öğleden sonra da devam edecekler. Akşam da Ankara'ya dönecekler. Günübirlik bir seyahat ama bizim için, Urfa için, Türkiye için önemli bir seyahat, önemli bir ziyaret. Bu iş birliğini de hayata geçirdiğimizde çok daha memnuniyet verici olacak. Bu konuda da ümitliyiz. Görüşmelerimizi yaptık. Onlara her konuda destek olacağımızı, her konuda yardımcı olacağımızı da taahhüt ettik. İmkanlarımız dahilinde Büyükşehir Belediyesi olarak tıpkı Japon hükümetine yaptığımız gibi inşallah Çin hükümeti ile de bu iş birliğimizi resmiyete döküp bundan sonra farklı boyuta taşıyacağız" diye konuştu.

Kastamonu'dan UNESCO'ya Jeopark Başvurusu Haber

Kastamonu'dan UNESCO'ya Jeopark Başvurusu

Kastamonu Güney Karadeniz Jeoparkı UNESCO Yolunda Önemli Adım Attı Kastamonu'nun 11 ilçesini kapsayan Güney Karadeniz Jeoparkı'nın UNESCO Küresel Jeoparklar Ağı'na katılımı için hazırlanan resmi başvuru dosyası, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu'na sunuldu. 2021 yılında Kastamonu İl Genel Meclisi kararıyla ilan edilen ve 11 ilçeyi kapsayan Kastamonu Güney Karadeniz Jeoparkı için KASTAB koordinasyonunda sürdürülen çalışmalar kritik bir aşamaya ulaştı. Yaklaşık dört yıllık hazırlık sürecinin ardından, Ekim ayı sonunda UNESCO Türkiye Milli Komisyonu'na teslim edilen başvuru dosyası, bilimsel, kültürel ve yönetsel açıdan kapsamlı bir şekilde hazırlandı ve UNESCO'nun belirlediği tematik ile teknik kriterleri karşılayacak nitelikte. Başvurunun onaylanması durumunda Abana, Ağlı, Azdavay, Bozkurt, Cide, Çatalzeytin, Doğanyurt, İnebolu, Küre, Pınarbaşı ve Şenpazar ilçelerini içeren bölge, ilk aşamada ulusal jeopark statüsü kazanacak. Küresel jeopark ağına dahil olunması halinde ise 11 ilçede kırsal kalkınma desteklenirken, turizmde mekansal yayılma ve hareketlilik artışı bekleniyor. Zengin Jeolojik ve Kültürel Miras Kastamonu'nun kuzeyinde, Karadeniz kıyı şeridinde yaklaşık 4.400 kilometrekare alanı kapsayan bölge, jeolojik oluşumları, kanyonları, denizel ekosistemleri ve kültürel mirasıyla dikkat çekiyor. Tethys Okyanusu'nun kalıntılarından Karadeniz'in bugünkü haline uzanan jeolojik geçmişi, kültürel mimarisi ve doğal yaşam biçimleriyle ziyaretçilere eşsiz bir deneyim sunuyor. Kapsamlı Çalışmalar Tamamlandı KASTAB koordinasyonunda paydaş kurumların desteğiyle yürütülen jeopark çalışmaları disiplinli bir şekilde sürdürüldü. Bu kapsamda kurumsal kimlik, alan sınırları, harita, web sitesi ve sosyal medya hesapları oluşturuldu. Ayrıca jeositlere ilişkin ön inceleme raporları, tanıtım materyalleri, bisiklet ve trekking haritaları, hediyelik eşya tasarımları, gezici ziyaretçi merkezi ve jeolojik unsurların tespiti gibi çalışmalar hayata geçirildi. Birlik, jeolojik mirasın korunması, eğitsel ve turistik faaliyetlerin geliştirilmesi, yerel kalkınma ve sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda çalışmalarını sürdürüyor. KUZKA'dan Ziyaretçi Merkezi Desteği Karadeniz'in doğal, jeolojik ve kültürel zenginliklerinin görünür kılınması amacıyla "Ana Ziyaretçi Merkezi ve Müzesi" kurulması planlanıyor. Kuzey Anadolu Kalkınma Ajansı'nın (KUZKA) 2025 Yılı Destinasyon Geliştirme Teknik Destek Programı kapsamında "Ziyaretçi Merkezi ve Müze Konsepti Tasarım Danışmanlığı Projesi'ne destek sağlanacak. Kastamonu il merkezinde kurulacak ziyaretçi merkezi, jeoparkın tanıtım, eğitim ve sergileme işlevlerini bir araya getirerek bölgenin jeolojik ve kültürel mirasını modern yöntemlerle sunacak. Merkez, UNESCO Küresel Jeopark Ağı kriterlerini karşılamanın yanı sıra Kastamonu'nun marka değerini ve doğa temelli turizmini güçlendirecek. UNESCO Türkiye Milli Komisyonu'nun değerlendirmesi sonucunda başvurunun uygun bulunması halinde, Kastamonu Güney Karadeniz Jeoparkı "Ulusal Jeopark" unvanı alacak ve bu adım, UNESCO Küresel Jeopark Ağı'na dahil olma sürecinde önemli bir temel oluşturacak.

Samsun, Atık Malzemeleri Sanata Dönüştüren Usta Öğreticiyle Tanışıyor Video Galeri

Samsun, Atık Malzemeleri Sanata Dönüştüren Usta Öğreticiyle Tanışıyor

Samsun'da el sanatları teknolojisi-kilim dokuma usta öğreticisi Selma Kavaklı, atık malzemeleri geri dönüştürerek kilim, çanta ve dekoratif ev ürünlerine dönüştürüyor. "Sıfır atık" felsefesini sanatla birleştiren Kavaklı, hem doğayı koruyor hem de geleneksel dokuma sanatını yaşatıyor. İlkadım ilçesi Saathane Meydanı yanında bulunan tarihi Taşhan'daki atölyesinde öğrencileriyle birlikte üretim yapan Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Sanatçısı Selma Kavaklı, çöpe gidecek kumaş, poşet ve ipleri yeniden değerlendiriyor. Kavaklı, atık malzemeleri dönüştürürken insanların hayatlarına da dokunduklarını ifade etti. "Dünyamızın yaşanılabilir bir durumda olması için herkes elinden geleni yapıyor. Ben de mesleğimle bu konuda destek olmak istedim" diyen Selma Kavaklı, "Biz hiçbir şeyi atmıyoruz, her şeyi geri dönüştürebiliyoruz. Çöpe gidecek kıyafetleri yeniden kilime dönüştürüyoruz. Dokumalardan artan iplerle çantalar yapıyoruz. Atık poşetlerden çantalar, sepetler ve dekoratif ev ürünleri üretiyoruz. İnsanlar sıfır atık malzemelerini kendileri getiriyor, ben de evimden temin ediyorum. Hiçbir şeyi atmıyorum çünkü her şey dokunabilir. Bir sanatçı olarak her şeye ‘geri dönüştürülebilir' gözüyle bakıyorum" dedi. Kavaklı, sadece kumaş ve ipleri değil, mısır kabuklarını da değerlendirerek dekoratif ev ürünlerine dönüştürdüklerini belirterek, "Sıfır atığı dönüştürürken aslında hayatları da dönüştürüyoruz. Geri dönüşüm malzemelerini dönüştürerek, insanların hayatındaki bir anının devam etmesine vesile oluyoruz" diye konuştu. Kilim dokuma usta öğreticisi Selma Kavaklı ve öğrencileri, hem çevre bilincini artırıyor hem de el sanatlarını yeni nesillere aktarıyor.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.