Hava Durumu

#Kültür Turizmi

TOURISMJOURNAL - Kültür Turizmi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Kültür Turizmi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Portekiz, 11 milyon euroluk projelerle turizmi canlandıracak Haber

Portekiz, 11 milyon euroluk projelerle turizmi canlandıracak

Portekiz’e bir ziyaret düşündüğünüzde aklınıza Lizbon ve Porto mu geliyor, yoksa daha güneydeki Algarve kıyısı mı? Şimdi milyonlarca euroluk bir yatırım, Portekiz’in turistik haritasını, her seferinde bir iç bölgeyi öne çıkararak, alışılmış gözde noktaların ötesine taşımayı hedefliyor. Hükümet, 4,5 milyon euro tutarında kamu kaynağıyla 12 turizm projesini finanse ediyor. Toplamda yaklaşık 11 milyon euroya ulaşan yatırımla bu projelerin, Portekiz’in kuzey ve orta kesimleri ile Alentejo ve Ribatejo bölgelerinde turizmi canlandırması bekleniyor. Bu adım, Şubat 2025’te başlatılan ve 30 milyon euro bütçeye sahip daha geniş kapsamlı “Turizmle Büyümek” girişiminin bir parçası. Yeni tahsis edilen fonlar kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarına ayrılıyor ve doğa, gastronomi, aktif turizm, sağlık ve wellness ile kültür turizmi gibi kilit alanlara öncelik veriyor. Bu iddialı projeler aynı zamanda yeni turizm ürünleri geliştirmeye, akıllı destinasyonları teşvik etmeye ve tarihî ve kültürel mirası canlandırmaya, ayrıca sürdürülebilirliği ve kentsel dönüşümü ilerletmeye odaklanacak. Finansman, sektörde kırılgan koşullarda çalışanlara yönelik eğitim ve kapasite geliştirme programları gibi beceri artırma girişimlerini de destekleyecek. Yatırım sözleşmeleri imzalanırken Ekonomi ve Bölgesel Uyum Bakanı Castro Almeida, çok fazla devlet desteğine ihtiyaç duymadan gelişebilecek daha büyük projeler bulunduğunu, ancak bunların yanında “özellikle iç kesimlerde, kültürel ve doğal mirası güçlendirmeyi hedefleyen, yabancı ziyaretçiler için son derece çekici ve yenilikçi” daha küçük projeler de olduğunu kabul etti. Almeida’ya göre bu küçük ölçekli turizm projelerinin “desteklenmesi ve tanıtılması” gerekiyor. Turismo de Portugal’ın açıkladığı verilere göre ülke 2025 yılında 19,7 milyonu yabancı olmak üzere toplam 32,5 milyon ziyaretçi ağırladı. Ülkeye en çok turist gönderen pazarlar 2,5 milyon ve 2,4 milyon ziyaretçiyle sırasıyla İngiltere ve ABD oldu. Onları yine milyonlarla ifade edilen ziyaretçi sayılarıyla İspanya, Almanya ve Fransa izledi. Ulusal turizm kurumu ziyaretçi patlamasının 29,1 milyar euroluk turizm geliri yarattığını belirtse de, Lizbon ve Porto gibi başlıca destinasyonlardaki aşırı yoğunluk, yerel halk arasında giderek artan bir rahatsızlığa yol açıyor. Geçen yıl İngiliz gazetesi The Guardian, Portekiz ve İspanya’daki aşırı turizmi derinlemesine inceledi ve turist konaklamalarıyla çevrili mahallelerde yaşayan sakinlerle konuştu. Giderek daha fazla evin turiste kiralandığı Lizbon'da yaşayan biri, “Çok tuhaf. Düşünün, kocaman bir şehrin ortasında olmama rağmen hiç komşum yok,” diyor. Bu durumun, Portekiz başkentinin bazı bölgelerini “hayalet bir yere” dönüştürdüğünü de ekliyor. Almeida’nın turizme bakışı ise daha iyimser. Turizmi “ülkeyi yukarıya taşıyan” “son derece önemli bir faaliyet” olarak nitelendiriyor. “Yılın kimi haftalarında ya da ülkenin kimi yerlerinde turizm fazlası olabilir; ancak genel tabloya, tüm ülkeye ve yılın tamamına baktığımızda, çok fazla turistimiz yok,” diye ekliyor.

TÜRSAB 2030 turizm hedeflerini açıkladı Haber

TÜRSAB 2030 turizm hedeflerini açıkladı

Antalya'da 6-8 Nisan tarihlerinde ''Eğitim, İletişim ve Dayanışma” mottosuyla gerçekleştirilen 4. TÜRSAB turizm Kongresi’nin son gününde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin sahip olduğu turizm değerleri tanıtılırken gerçekleştirilen sunumlarda yeni tüketici ve turist eğilimleriyle turizmde geleceği şekillendiren trendler konusunda dikkat çekici bilgiler paylaşıldı. Kongre, Türkiye Turizmi Gelecek Vizyonu Sonuç Raporu Sunumu ile son buldu. Kongrenin sonuç raporunu açıklayan TÜRSAB Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı ve Kongre Koordinatörü Hasan Eker, sunumunda hem ‘TÜRSAB Vizyon Belgesi’ni tartışmaya açtı hem de 2030 yılı turizm hedeflerini açıkladı. TÜRSAB'ın 2030 turizm hedefleri açıklandı Sunumunda “Turizmin geleceği ve geleceğin turizmini turizmciler olarak, turizmin en büyük meslek örgütü olarak cesur, yeni ve bilimsel bakış açılarıyla ele alıp oluşturduğumuz TÜRSAB Vizyon Belgesini tartışmaya açıyoruz” diyen Eker, 2030 yılı TÜRSAB turizm hedeflerine ilişkin ise şu bilgileri verdi: “Dünya sıralamasında turizm gelirlerinde ilk 5 içerisinde olmak. 110 milyar dolar turizm geliri ve kişi başı 1300 dolar ortalamasına ulaşmak. Turizm gelirlerini, ülkenin her köşesinin turizm potansiyelini öne çıkararak şekilde ülke sathına yaymak. İstanbul, Antalya, İzmir, Muğla dışındaki illerin payını yüzde 25’ten yüzde 50’ye çıkarmak. Deniz, kum, güneş turizmindeki gelirleri arttırıp, kültür turizmi alt yapısını turizm potansiyeli olan illerimizde geliştirmek, güçlendirmek ve tanıtmak. Ülkemiz turizm algısını kültür turizmi ülkesi olarak güçlendirmek. Kültür amaçlı turist sayısını yüzde 50 arttırmak. Tekrar ziyaret oranını yüzde 20 attırmak.” TÜRSAB Turizm Vizyonu yol haritası olacak TÜRSAB Turizm Vizyonu ilkelerini de açıklayan Eker, gelinen noktada turizmin; sorumlu, koruyucu, adil, sürdürülebilir çevreye saygılı turizm ilkeleri etrafında şekillendiğine dikkat çekti. Hasan Eker, konuşmasında, “Bu vizyonumuzu tartışmaya açıyoruz. Diğer paydaşların da görüşü alınarak, kamunun açıklayacağı resmi turizm vizyonuna tüm turizmcilerin, ilgili paydaşların ve halkımızın sahip çıkması gerekiyor. Rakip ülkeler vizyonlarını açıkladılar. Biz de Türkiye olarak bir an önce vizyonumuzu belirlemeliyiz. Biz TÜRSAB olarak görüşümüzü paylaştık” açıklamasını yaptı. TÜRSAB Turizm Vizyonu’nu şu başlıklar altında oluşturuldu Turizmin ekonomik değerini kalıcı hale getirmek. Turizm faaliyetlerinin ülke sathına yayılmasını, her yörenin turizmden pay almasını sağlamak. Gençler başta olmak üzere her vatandaşın turizm faaliyetlerinden yararlanmasını sağlamak. Turizm faaliyetini gerçekleştiren işletme ve çalışanların bilgi ve yetkinliklerini artırmak. Turizm mesleklerinde eğitimli kuşaklar yetişmesi çalışmalarını desteklemek. Turizm çalışanlarının çalışma ve yaşam koşullarının iyileşmesi için çalışmak. Turizm hizmetlerinin her türlü riske karşı güvenli olması için çalışmak. Turizm sektöründe ortak aklı, yerel iradeyi ve sektörün söz hakkını tesis etmek. Turizm mesleğinin gelişimini ve hizmet kalitesini artırmak. Turist memnuniyeti-halkın memnuniyeti ve turizmcinin memnuniyetini sağlamak. Hasan Eker, amaçlarının sadece daha fazla turist değil, herkes için daha iyi bir turizm olduğunu da sözlerine ekledi. Son gün sunumları 4. TÜRSAB Turizm Kongresi’nin üçüncü ve son gün oturumları Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hayata geçirdiği AdaKıbrıs projesinin tanıtım sunumu ile başladı. KKTC Başbakan Yardımcılığı, Turizm, Kültür, Gençlik ve Çevre Bakanlığı Turizm Tanıtma ve Pazarlama Dairesi’nden Mine Emiroğlu, “AdaKıbrıs” projesinin detaylarını turizmcilerle paylaştı. KKTC’nin doğal kültürel tarihi zenginliklerini koruyarak özgün modern sürdürülebilir bir turizm anlayışı ile uluslararası ziyaretçilere sunmayı hedeflediklerini kaydeden Mine Emiroğlu, temel amaçlarının turist potansiyellerini daha geniş bir kitleye ulaştırmak olduğunu söyledi. Turizm master planında eko ve agro turizme büyük önem verdiklerini ifade eden Emiroğlu, sürdürülebilir turizm anlayışını benimsediklerini belirtti. “Yerel yaşam kültürünü ön plana çıkaran alternatif ve sorumlu turizm anlayışını” temel aldıklarını söyleyen Emiroğlu, “AdaKıbrıs bizi anlatıyor” sloganı ile tanıtımlarını sürdürdüklerini sözlerine ekledi. Akademisyen Levent Erden “Yeni Tüketici ve Turist Profilini” anlattı 4. TÜRSAB Turizm Kongresi’nin üçüncü gününde Akademisyen Levent Erden “Yeni Tüketici/Yeni Turist” başlığıyla bir sunum gerçekleştirdi. İlk kez savaş arabalarının kullanıldığı Kadeş Savaşından buharlı trenin bulunmasın kadar geçen 3 bin yıllık sürede dünyada hızın hep aynı kaldığına işaret eden Erden, son 100 yılda ise hızın çok büyük bir ivmeyle artığını kaydetti. Erden, “Bu hıza uyamayan trendleri kaçırıyor, hızı yakalayamayan kaybediyor” dedi. 20’nci yüzyılın kitlesel bir dönem olduğunu belirten Levent Erden, 21. yüzyılda ise kitleselliğin bittiğini, “en”lerin ortadan kalktığını ve “çoklu kişilik” döneminin başladığını söyledi. Ekonomiden enerjiye her şeyin inişli çıkışlı bir seyir izlediğini vurgulayan Erden, bu dönemde hayalsizlik ve tatminsizliğin egemen olduğunu ifade etti. Levent Erden: Bundan sonra sürekli değişim olacak Bundan sonra sürekli değişimin hâkim olduğu bir dünyada yaşanılacağına dikkat çeken Levent Erden, yeni alışkanlıkların ortaya çıktığını ve tekilleştirilmiş verinin öneminin arttığını vurguladı. “Müşteri her yerde iz bırakır” diyen Levent Erden, sözlerini şöyle sürdürdü: “Veriyi elde etmek değil işlemek önemli. Veri ile hiper hedeflemeye sahibiz. Hiper daraltılmış hedeflemeler ve ona göre fiyatlama mümkün. İletişim dinlemektir. Tüketiciyi iyi dinlemek gerekiyor. Rekabetçi fark yaratmak için klişelerden kurtulmak gerekiyor. İnteraktif ortamda yapay zekanın olduğu bir dönemde farklı iş birlikleri mümkün. Bugün oyunlar çok yaygınlaşmış durumda. Oyunlar içinde turizm yok. Turizm oyunlarda da olmalı.” İçinde bulunduğumuz çağın “Algoritmokrasi” çağı olduğunu belirten Erden, “Algoritmalar geleceği belirleyecek. Çoklu yetenekli olmak lazım. Sürekli kendini yenilemek önemli. Gerçekçi olup imkansızı istememiz lazım” diye konuştu. Serdar Kuzuloğlu: Günümüzde müşteri, her şeyin merkezinde yer alıyor 4. TÜRSAB Turizm Kongresi’nin son panelinde Trend Avcısı Serdar Kuzuloğlu, geçmişten günümüze teknolojideki değişimleri ve dünyadaki dönüşümleri ele aldı. Turizmin insanların beklentilerinin en çok yükseldiği, kusurlara karşı insanların en tahammülsüz olduğu sektör olduğunu vurgulayan Kuzuloğlu, turizmde öngörülen ve öngörülemeyen çok parametre olduğunu ifade etti. Günümüzde müşterilerin her şeyin merkezinde yer aldığını ve tüketicilerin sınırsız beklentilerle şımartıldığını belirten Kuzuloğlu, “Kusursuzluğu beklediğimiz bir alan turizm. Tarihin hiçbir döneminde müşteri beklentileri bu kadar yüksek olmamıştı. Neyi, nasıl sunduğunuz algıyı, imajı belirliyor. İşlerimizin büyük kısmı algıdan oluşuyor” dedi. Kuzuloğlu: “Teknoloji tek başına bir şey ifade etmiyor” Sunumunu teknolojinin insanların ilk hayatına girdiği dönemden başlatan Serdar Kuzuloğlu ise şu örnekten yola çıktı: “İnsanların hayatına ilk mekanik teknoloji saatlerle girmiş. Sonrasında dikiş makinaları giriyor. O dönem terziler diyor ki; bu bizim işimizi elimizden alacak. Aynı dönemde Karl Marx’ın değerlendirmesi ise dikiş makinesiyle birlikte patronların işçilerin üzerinde tahakkümü artacak şeklinde oluyor. O dönemde Hindistan’da Gandi’nin yorumu da ‘Dikiş makineleri halkı üretken hale getirerek, onları fakirlikten kurtaracak’ oluyor. Aynı dönemde farklı coğrafyalarda söylenen bu üç düşünce de gerçekleşti. Bugüne kadar teknolojinin tüm paternlerinde aynı tartışmaları tekrar tekrar yaşadık. Şimdi yapay zekayla birlikte de aynı tartışmaları yaşıyoruz. Teknoloji en kontrol edeceğiniz ama aynı zamanda en aleyhinize işleyecek şey. Yapay zekâ çağında soru sormayı unuttuk. Her şeyi yapay zekaya emanet etmek çok yanlış. Geri dönülemeyecek riskler yaratabilir çünkü yapay zekâ daha ilk aşamasında. Genel olarak değerlendirildiğinde teknoloji tek başına bir şey ifade etmiyor. İnsan faktörü var, kurum kültürü faktörü var. Çoklu katman söz konusu. Turizm açısından bakıldığında sizin kullandığınız teknoloji beni ilgilendirmiyor. Beni resepsiyondaki insanın davranışları, transferi yapan şoförün ruh hali ilgilendiriyor. Havalimanından çok eğlenceli bir ekiple otele geldim ve moralim yerine geldi. Müşterilerin sizin hangi teknolojiyi kullandığınızı görmemesi gerekiyor.”

Fethiye Turizm Derneği Başkanı Işıl Sungur’dan Doğal Gaz Çağrısı Haber

Fethiye Turizm Derneği Başkanı Işıl Sungur’dan Doğal Gaz Çağrısı

Sungur, konunun hem turizm sektörü hem de şehir halkının yaşam kalitesi açısından stratejik bir mesele olduğunu vurguladı. Sungur açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Değerli Fethiyeliler Abilerim, Ablalarım, Kardeşlerim; Turizm Şehirlerinde Doğal Gaz Altyapısının Ekonomik ve Toplumsal Önemi oldukça fazladır. Günümüzde turistler ve yatırımcılar bir destinasyonu tercih ederken yalnızca manzaraya veya tarihi yapılara değil, o şehrin sunduğu konforlu yaşam koşullarına ve modern altyapıya da dikkat etmektedir. Bu nedenle enerji altyapısı, turizm şehirlerinin gelişiminde stratejik bir rol oynamaktadır. Doğal gaz, modern şehirlerin en önemli enerji kaynaklarından biri olarak hem ekonomik hem çevresel hem de toplumsal açıdan önemli avantajlar sunmaktadır. Buna rağmen bazı durumlarda çeşitli idari veya kurumsal kaygılar nedeniyle doğal gaz altyapısının kurulmasının gecikebildiği görülmektedir. Oysa bu durum yalnızca teknik bir gecikme değil; aynı zamanda şehrin ekonomik potansiyelinin ve halkın yaşam kalitesinin ertelenmesi anlamına gelebilmektedir. Turizm şehirlerinde doğal gaz altyapısının önemini daha iyi anlayabilmek için bu konuyu belirli başlıklar altında değerlendirmek gerekmektedir. İlk olarak turizm yatırımlarının artması ile başlayabiliriz. Turizm sektöründe faaliyet gösteren oteller, restoranlar, spa merkezleri ve benzeri işletmeler için enerji altyapısı son derece kritik bir unsurdur. Güvenilir ve ekonomik enerji kaynaklarının bulunduğu şehirler yatırımcılar için daha cazip hale gelir. Doğal gazın sağladığı kesintisiz ve daha ekonomik enerji imkânı, turizm işletmelerinin maliyetlerini düşürür ve yeni yatırımların önünü açar. Bu durum şehrin turizm kapasitesinin artmasına ve ekonomik hareketliliğin güçlenmesine katkı sağlar. İkinci sebep turizm sezonunun uzamasıdır. Birçok turizm şehri özellikle yaz aylarında yoğunluk yaşarken kış aylarında ekonomik hareketlilik önemli ölçüde azalabilmektedir. Yüksek ısınma maliyetleri nedeniyle bazı turistik işletmeler yılın belirli dönemlerinde faaliyetlerini durdurmak zorunda kalmaktadır. Doğal gaz ise daha ekonomik bir ısınma imkânı sunduğu için işletmelerin yıl boyunca hizmet vermesine olanak tanır. Böylece kongre turizmi, sağlık turizmi ve kültür turizmi gibi farklı turizm türleri gelişir ve şehir ekonomisi yalnızca birkaç aya bağlı kalmaktan kurtulur. Üçüncü sebep hava kirliliğinin azaltılmasıdır. Kömür ve benzeri yakıtların kullanımı özellikle kış aylarında ciddi hava kirliliğine yol açabilmektedir. Oysa doğal gaz çok daha temiz bir enerji kaynağıdır ve şehirlerdeki hava kalitesinin iyileşmesine önemli katkı sağlar. Temiz hava ve sağlıklı bir çevre, turizm şehirleri için büyük bir avantajdır. Günümüzde turistler yalnızca konforlu bir konaklama değil, aynı zamanda temiz ve sağlıklı bir çevre de talep etmektedir. Dördüncü sebep ekonomik sürdürülebilirliğin güçlenmesidir. Enerji maliyetlerinin düşmesi hem turizm işletmeleri hem de şehir ekonomisi için önemli bir avantaj sağlar. İşletmeler daha düşük enerji maliyetleri sayesinde hizmet kalitesini artırabilir, yeni yatırımlar yapabilir ve daha fazla istihdam sağlayabilir. Turizm gelirlerinin artması ise yalnızca büyük işletmelere değil; aynı zamanda küçük esnafa, ulaşım sektörüne ve yerel ticarete de olumlu yansır. Beşinci sebep ise yerel halkın yaşam kalitesinin yükselmesidir. Doğal gaz yalnızca turizm sektörüne değil, şehirde yaşayan insanlara da doğrudan fayda sağlar. Evlerde daha temiz, güvenli ve konforlu bir ısınma imkânı sunar. Hava kirliliğinin azalması toplum sağlığını olumlu etkiler. Aynı zamanda turizm yatırımlarının artmasıyla birlikte yeni iş imkânları ortaya çıkar ve şehir halkının ekonomik refahı yükselir. Bu nedenle doğal gaz altyapısı yalnızca turizm sektörü için değil, aynı zamanda toplumun genel yaşam kalitesi için de olduça önemlidir. Sonuç olarak bizler fethiyeliyiz yüz yıllardır bu topraklarda ailelerimiz ile birlikte yaşıyoruz. Şehrimizin dönüm noktası olabilecek böyle önemli bir meselenin halkimıza yeterince anlatılmadıgını düşünüyor, böyle önemli bir meseleyi sokak dedikodularından öğrenmek yerine yetkili ağızlardan öğrenmeyi rica ediyoruz. Bu fırsat siyasi malzeme yapılamayacak kadar büyük bir fırsattır. 2027 yılında seydikemer ve dalaman doğalgaz kullanmaya başladığında hepimiz büyük bir fırsatı ötelemenin maddi ve manevi kaybını yaşarız. Bu konunun titizlikle incelenmesini ve halkımızın siyasi çekişmelerin dışında bırakılıp resmi kurumlar tarafından bilgilendirilmesini rica ediyorum. Saygılarımla **Işıl SUNGUR** Fethiye Turizm Derneği Başkanı”

İspanyol turist sayısı Türkiye’de 4 katına çıktı Haber

İspanyol turist sayısı Türkiye’de 4 katına çıktı

Özellikle son yıllarda Türkiye’nin farklı bölgelerine yönelik ilginin artması, bu yükselişte etkili olan faktörler arasında gösteriliyor. İspanya’dan gelen turistlerin büyük bölümü İstanbul başta olmak üzere Antalya, Kapadokya ve Ege kıyılarındaki turizm merkezlerini ziyaret ediyor. Kültürel miras, tarihi yapılar ve doğal güzellikler, İspanyol ziyaretçilerin seyahat tercihlerini belirleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor. GZT'de yer alan habere göre, turizm verilerine göre İspanyol turist sayısı son 10 yılda yaklaşık dört katına çıkarak önemli bir yükseliş gösterdi. Turizm sektörü temsilcileri, İspanyol turistlerin özellikle kültür ve şehir turizmine ilgi gösterdiğini belirtiyor. İstanbul’un tarihi yapıları, müzeleri ve çok kültürlü yapısı İspanya’dan gelen ziyaretçilerin en çok tercih ettiği noktalar arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra Kapadokya’nın doğal oluşumları, Ege ve Akdeniz kıyılarındaki sahil şehirleri de İspanyol turistlerin programlarında yer alıyor. Turizm uzmanlarına göre ulaşım olanaklarının gelişmesi, tanıtım faaliyetlerinin artması ve iki ülke arasındaki turizm bağlantılarının güçlenmesi de ziyaretçi sayısındaki artışta etkili oldu. Veriler, İspanya’dan Türkiye’ye yönelik turizm hareketliliğinin son yıllarda istikrarlı biçimde büyümeye devam ettiğini gösteriyor.

Soğuk havalar Diyarbakır turizmini durdurmadı Haber

Soğuk havalar Diyarbakır turizmini durdurmadı

Hurriler, Mitaniler, Abbasiler, Mervaniler, Büyük Selçuklular, İnaloğulları, Nisanoğulları, Artuklular, Eyyubiler, Anadolu Selçukluları, Akkoyunlular ve Osmanlı gibi 33 medeniyetin izlerini taşıyan kadim kent Diyarbakır, UNESCO Dünya Miras Listesi'ndeki tarihi surlar, İçkale Müze kompleksi, İslam aleminin 5. Harem-i Şerif'i kabul edilen Ulu Cami, On Gözlü Köprü, Hasanpaşa Hanı, Zerzevan Kalesi, Hevsel Bahçeleri ve asırlık birçok camiye ev sahipliği yapıyor. Kadim kent Diyarbakır, kültürel mekanları ve inanç turizmindeki değerleriyle dört mevsim yerli ve yabancı turistler tarafından gezilecek şehir olarak tercih ediliyor. Malatya'dan gelen Ferhat Fidan, Diyarbakır'ın yaşanması, gezilmesi gerektiğini söyledi. Fidan, "Çok önemli ve kıymetli bir şehir olduğunu düşünüyorum. Sadece bir tarih değil aynı zamanda edebi, kültürel bir şehir Diyarbakır. Soğuklar gezmemizi hiç etkilemiyor aksine aşk Diyarbakır'da yaşanır diyorum. Hele bu soğukta bu camide abdest almak ayrı bir duygu oluyor. Tavsiye ederim gelmek isteyenlere" dedi. Kocaeli'nden gelen Halil Kestane ise soğukların gezmeyi etkilemediğini aktardı. Kestane, "Güzel bir soğuk var. Diyarbakır'ın bütün güzelliklerini görebileceğimiz bir soğuk var. Özellikle gelip görmeyenlere kısa süre içinde gelmelerini tavsiye ediyorum. İlk kez geldim bir hafta burada kalmayı düşünüyoruz. Rotamız çok geniş. Her yeri gezmeyi düşünüyoruz. Sürekli programlar yapıyoruz. Durmadan yemek yiyoruz, şuan bile acıktım halbuki az önce yemiştim. Diyarbakır'ı çok beğendim, çok güzel'' diye konuştu. Muş'tan gelen Ferit Özmen, Muş'un daha soğuk olduğunu Diyarbakır'ın kendisi için yaz havası gibi olduğunu söyledi. Özmen, "Muş daha soğuk. O yüzden gayet memnunum. Diyarbakır'ı çok beğendim, her tarafını gezdim. Çocuklarımla berabere geldik. Gezmeye devam ediyoruz" şeklinde konuştu.

Kırsalda gizli bir inanç merkezi Apollon Tapınağı Haber

Kırsalda gizli bir inanç merkezi Apollon Tapınağı

Manisa'nın Yunusemre ilçesinde bulunan Aigai Antik Kenti, antik dönemlerde yalnızca siyasi ve ekonomik değil, inanç dünyası açısından da büyük bir önem taşıyor. Kentten yaklaşık 2,5 kilometre uzaklıkta, doğal su kaynakları bulunan Kocaçay Vadisi içerisinde yer alan Apollon Khresterios Kehanet Merkezi, Tanrı Apollon'un "kahin" sıfatıyla insanlara kehanet sunduğu sayılı merkezlerden biri olma özelliğini barındırıyor. Helenistik dönemde, milattan önce yaklaşık 280 yıllarında inşa edildiği bilinen tapınak, yalnızca Aigai'nin değil, antik çağda Aiolis olarak adlandırılan bölgenin de en önemli kehanet merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Anadolu'daki Didyma ve Klaros gibi ünlü kehanet alanlarıyla aynı inanç geleneği içinde değerlendirilen bu kutsal alanın, özellikle su kaynaklarıyla ilişkili yapısı, Apollon kehanet merkezlerinin yer seçiminde izlenen dini ve ritüel anlayışı da gözler önüne seriyor. Tapınağın yeniden ayağa kalkması mümkün Tapınağa ulaşım ise oldukça zorlu bir parkurdan geçiyor. Aigai Antik Kenti içerisinde yer alan ancak henüz gün yüzüne çıkarılmamış antik yol üzerinden ulaşılan tapınak Roma döneminde de önemli bir kehanet merkezi olarak rol oynuyor. Dönemin Roma yönetimi tarafından kapsamlı bir yenilemeden geçirildiği, bugün alanda görülen sütunlar ve mimari blokların büyük bölümünün bu döneme ait olduğu belirlenirken, tapınağa ulaşan modern bir yolun bulunmaması ve alanın kırsal bir coğrafyada yer alması, tapınağın büyük ölçüde özgün taşlarıyla günümüze ulaşmasını sağlamış. Büyük ölçüde korunmuş olan tapınağa ulaşan modern bir yolun bulunmaması aynı zamanda yapının yeniden ayağa kaldırılabilmesine yönelik önemli bir potansiyel sunuyor. "Kutsal alanın tanrı Apollon'a adandığını biliyoruz" Tapınak hakkında bilgi veren Pergamon Koordinatör Kazı Başkanı ve Aigai Antik Kenti Kazı Başkanı Prof. Dr. Yusuf Sezgin, "Şu anda bulunduğumuz yer Aigai Antik Kent'in yaklaşık 2,5 kilometre uzağında bir nokta. Bilindiği üzere Aigai Antik Kenti yüksek bir tepe üstünde kurulmuş. Burası Aigai'ın yanından geçen Kocaçay vadisinin içinde dere kıyısında kurulmuş bir tapınak. Burası aslında bir kutsal alan ve bir kehanet merkezi olarak geçiyor. Kutsal alanın tanrı Apollon'a adandığını biliyoruz" dedi. "Bölgedeki en önemli kehanet merkezlerinden birisiydi" Bölgedeki en önemli kutsal alanlardan biri olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Sezgin, "Kısa bir bilgi vermek gerekirse; Antik dönemde kehanet ve kahinlik çok önemli. İnsanların gündelik hayatında kehanetin çok önemli bir yeri var. Şu an bulunduğumuz yerde bu kehanetlerin gerçekleştirildiği bir kahinlik merkezi. Anadolu'da birkaç tane önemli kehanet merkezi var bilinen. Didyma en önemlisi. İkincisi Klaros'taki Apollon kehanet merkezi. Bizim bulunduğumuz bölgede, yani antik dönemde adına Aiolis denen bu bölgede herhâlde en önemli kehanet merkezlerinden bir tanesi buradaki Apollon'un kehanet merkeziydi" ifadelerini kullandı. Tanrı Apollon'un kahin sıfatıyla insanlara hizmet verdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yusuf Sezgin, "Buranın adı orijinalinde Apollon Khresterios kehanet merkezi. Khresterios eski Yunancada kelime anlamı olarak kahinlik, kehanet, kehanet saçan gibi anlamlar geliyor. Yani tanrı Apollon'un sıfatlarından birisi bu. Yani bizim içinde bulunduğumuz tapınaktaki Tanrı Apollon aslında burada kahin sıfatıyla insanlara hizmet vermiş diyebiliriz" diye konuştu. Roma valisi tapınağı restore ettirmiş Tapınağın Roma Valisi tarafından büyük bir yatırımla yeniden inşa ettirildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Sezgin, "Tapınak Aigai Antik Kenti açısından oldukça önemli bir yere sahip. Hemen bulunduğumuz bu noktadaki tapınak milattan önce yaklaşık 280 yıllarında inşa ediliyor. Yani Helenistik dönemde inşa edildiğini biliyoruz. Fakat sonrasında, milattan önce 1. yüzyılda tapınak yenilenmiş. Bölgede önemli bir konumda bulunan Roma valisi Publius Servilius Isauricus büyük bir yatırım yaparak tapınağı yeniden inşa ettirmiş. Şu an etrafımda gördüğünüz enkazdaki bütün sütunlar ve mimari bloklar o dönemdeki tapınağa ait" dedi. Modern yolun bulunmaması tapınağı günümüze ulaştırdı Aigai Antik Kenti'nden yaklaşık 2,5 kilometre uzaklıkta bulunan ve herhangi bir yolun bulunmadığı antik yapı tüm parçalarıyla günümüze kadar ulaştı. Tapınağın orijinal bloklarıyla yeniden restore edilebileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sezgin, "Buraya ulaşan modern bir yol yok. Buraya yürüyerek gelmek zorundasınız. Oldukça kırsal bir alan günümüzde ve ulaşımı çok zor. O bakımdan bu bir avantaja dönüştürülebilir. Yani tapınağın enkazının büyük bir kısmı hala burada duruyor. İleride yapılacak bir çalışmayla bu tapınağın ayağa kaldırılması mümkün. Belki yüzde 70, yüzde 80'e kadar tapınağın orijinal bloklarıyla restorasyonu yapmak mümkün olabilecek diye düşünüyorum" diye konuştu. Antik kentte yaşamış önemli kahinlerin izlerine rastlandı Öte yandan Prof. Dr. Sezgin, antik dönemde yaşamış önemli kahinlerin isimlerine de ulaştıklarını ve bu isimlere atfedilen bir takım sıfatların da bulunduğunu belirterek "Apollon kehanetleriyle ilişkili olabileceğini düşündüğümüz çok önemli bir figür var. Aigai'da yaşamış ünlü bir kahin. Bu kahinin adını da biliyoruz; Adı Pollees. Milattan sonra 10. yüzyıla ait sözlük tarzı bir kitapta bu kahinin adı geçiyor. "Aigai'li Kahin Pollees". Helenistik dönemde yaşadığını tahmin ettiğimiz Polles çok ünlü olmuş ve çok önemli kehanetler göstermiş. Mesela kuşlarla ilişkili kehanetler üstüne bir kitabı var. İç organlarla ilgili yapılan bir takım kehanetler ile ilişkili kitabı var. Ve bu Polle's o kadar ünlü olmuş ki döneminde "Polle's gibi olmak" diye bir deyim oluşmuş. Bu durum antik dönemde Polles'in çok önemli bir kahin olduğunu gösteriyor. Pollés'e atfedilerek "Pollés gibi olmak" yani bir şeyi önceden tahmin eden insanlara "Pollés gibi" sıfatı yakıştırılmış. Tabii bu noktada düşününce bu kahin Pollés kehanetlerinin nereyle ilişkisi olabilir sorusu akla geliyor? Büyük ihtimalle buradaki Apollon Tapınağı'yla ilişkili olabilir diye düşünüyorum" diye konuştu. Aigai'den tapınağa ulaşılan antik yol var Aigai Antik Kentinden tapınağa ulaşan antik yol bulunduğu ve bu yolun gün yüzüne çıkarılmasının mümkün olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yusuf Sezgin, "Kutsal alan kente 2,5 km uzakta olmasına rağmen Aigai Antik Kentinin bir tapınağı olduğu açık. Kente bu kadar uzak olmasının nedeni buradaki su kaynakları ve dere kıyısına yakın konumu nedeniyle tercih edilmiş olması. Elbette ki insanlar buraya belli dönemlerde festivaller ve törenler için geliyorlardı. Ve bunun için yapılmış muhteşem taş döşeli bir yol var. Yani Aigai Antik Kent'ini ziyarete geldiğinizde neredeyse yüzde 50, yüzde 60 açıkta olan antik dönem yolundan yürüyerek tapınağa ulaşabiliyorsunuz. Tabii ki antik dönemde insanlar da o yolu kullanarak buraya geliyorlardı ve Tanrı Apollon'a özel günlerde, bayramlarda boğa kurbanı gerçekleştiriyorlardı" dedi. Tapınak 2005 yılında saldırıya uğrayarak tahrip edildi Öte yandan tapınağın günümüze kadar ulaşan önemli bir parçası ise 2005 yılında bölgeye gelen defineciler tarafından tahrip edildi. Tapınak kapısının iki sütununun üzerinde bulunan lento defineciler tarafından kırıldığı bilgisini veren Prof. Dr. Sezgin "Tapınağın bulunduğu alanda aslına bakarsanız çok fazla kaçak kazı gerçekleşmiyor. Belki ufak tefek birtakım girişimler oluyor günümüzde. Fakat 2005 yılının kış ayında maalesef çok büyük bir felaket gerçekleşti. Arkamda gördüğünüz o iki tane dikili taş aslında bir kapının iki yanında duran söve taşları. Bunların üstünde bir de lento oluyor biliyorsunuz. Şu an lento eksik. Fakat 2005 yılından önce o lento yerindeydi. 2005 yılında bir karlı havada gelip burada kamyon krikosuyla o lento düşürülüyor yere ve parçalanıyor. Bir taşın içinde define ya da kıymetli bir şeyin olması mümkün değil tabii. Hangi gerekçeyle yapıldıklarını açıklamak belki mümkün değil ama maalesef çok kötü bir görüntü oluştu. Yani 2005 yılından önce gelseydiniz bu tapınağa giriş yapılan kapıyı sağlam olarak ayakta görecektiniz" diye konuştu. Yer altı sularıyla beraber çıkan gazlar kahinlerin bir takım görüntüler görmesini sağlıyor Bu tür tapınakların su kaynaklarına yakın bölgelerde kurulduğuna işaret eden Prof. Dr. Yusuf Sezgin, "Bu tapınağın olduğu alan kırsal bir arazi olmakla birlikte hemen yakınımızdan bir dere akıyor. Kocaçay deresi antik dönemde Titnaios ya da Pytikos isimleriyle anılmış. Bölgenin en önemli su varlıklarından biri olan Kocaçay'ın bu bölümünde, dere kenarlarında doğal su kaynakları bulunmakta. Apollo'nun kehanet merkezleri için özellikle suya yakın yerlerin tercih edildiğini biliyoruz. Çünkü yer altından çıkan bu kaynak suyuyla beraber gazlar da çıkıyor ve Apollo'nun rahibeleri kehanetleri aktarıyorlar. Yani bu gazın etkisiyle tanrıyla iletişim kurdukları ve bu iletişim sonucunda da kehanetler ve haberler getirdiklerine inanılıyor" ifadelerini kullandı. Tapınağın taşları kullanılarak değirmen inşa edilmiş Öte yandan tapınağın işlevsiz hale gelmesi sonrasında tapınağın hemen 20 metre yakınında tapınaktaki taşlar kullanılarak değirmen inşa edilmiş. Tapınak taşları ve sütunlarının değirmende kullanılmış olması ise, bölgedeki çok katmanlı kültürel mirası gözler önüne seren bir başka unsur olarak dikkat çekiyor. İnşa edilen değirmen kalıntılarının da tarihi bir öneme sahip olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sezgin, "Günümüzden yaklaşık 150 yıl önce, tapınak işlevsiz hale gelmiş ve yıkılmış. Tapınağın enkazındaki özellikle duvar taşları alınarak hemen 20 metre yakınımızda bir değirmen inşa edilmiş. Aslında o da bir kültürel miras. Bence onun da olduğu gibi korunması gerekir" diye konuştu. Keşif rotası için güçlü bir potansiyel Bugün Apollon Khresterios Kehanet Merkezi, yalnızca arkeolojik bir kalıntı olarak değil; özgün mimari dokusu, antik yol bağlantısı ve inanç tarihindeki yeriyle, Aigai Antik Kenti'ni ziyaret edenler için yeni bir keşif rotası ve kültür turizmi açısından güçlü bir potansiyel alan olarak değerlendiriliyor. Bugün büyük bölümü özgün mimari bloklarıyla ayakta kalan Apollon Khresterios Kehanet Merkezi, bilimsel kazı, belgeleme ve restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kaldırılabilecek nitelikte önemli bir arkeolojik miras olarak öne çıkıyor. Modern yapılaşmadan uzak kalması sayesinde büyük ölçüde korunmuş olan tapınağın, kontrollü bir restorasyon süreciyle hem mimari bütünlüğünün yeniden ortaya çıkarılması hem de Aigai Antik Kenti ile birlikte bütüncül bir ziyaret rotasına dönüştürülmesi mümkün görülüyor.

Pamukkale, Karahayıt’ta Yılbaşı Tatilinde Yüzde 90 Doluluk Haber

Pamukkale, Karahayıt’ta Yılbaşı Tatilinde Yüzde 90 Doluluk

UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan Pamukkale travertenlerine ve Karahayıt termal suları yerli ve yabancı turistlerin ilgisi sürüyor. Havanın iyi olmasıyla birlikte bölge, yıl başı tatili için yerli ve yabancı turistlerin dikkati çekmekte. Bölge otellerinin yılbaşı programlarında yerli ve yabancı turist için farklı organizasyonlar hazırlaması ise yoğunluğu daha da artırırken, bölge otellerinin rezervasyon doluluğu yılbaşı öncesinde yüzde 90'ın üzerine çıktı. Bu yılki yılbaşı tatilinde Avrupa ülkeleri Pamukkale travertenlerine ve Karahayıt termal sularına yoğun ilgi gösteriyor. Rezervasyonların büyük bir kısmını yabancı turistlereler oluşturuyor. Yılbaşı tatili için Pamukkale bölgesine çok ciddi bir talep aldıklarını ifade eden Adempira Termal Otel Genel Müdürü Recep Altuntaş, "Bu yılbaşında yurt dışından ve iç pazardan bölgeye, çok ciddi bir talep var. Özelikle Bulgaristan'dan. Bölge olarak yılbaşına gayet iyi bir şekilde hazırlandık. Misafirlerimizi bekliyoruz. Şu anda bölgedeki otellerin büyük bir kısmının rezervasyonları yüzde 90 doluluğunda. Kalan kısmın da önümüzdeki 1-2 gün içerisinde tamamlanacağını düşünüyoruz. Rezervasyonların yarısını yabancı turistler oluşturuyor. Bu yıl bölgemizde yoğun şekilde Bulgar misafirlerimiz var. Onları 5-6 gün otellerimizde misafir edeceğiz. Yabancı misafirlerimiz için ayrı bir yılbaşı programı hazırlandı, Türk misafirlerimiz için de ayrı bir yılbaşı programı hazırlandı. Türk misafirlerimiz için ayrı bir salonda örf ve adetlerimize uygun bir programlar hazırladık. Bu programlarda bölgeye olan ilgiyi daha da arttırdı" ifadelerini kullandı. Pamukkale ve Karahayıt bölgeleri için 2025 yılı turizmini değerlendiren Recep Altuntaş, "2025 yılında özellikle yaz sezonu biraz geri kaldı. Temmuz ve Ağustos aylarında misafir sayımız istediğimiz düzeyde değildi. Bunun tabii farklı sebepleri de var. Bunlardan birisi küresel iklim krizi. Bundan kastettiğim hadise de Pamukkale ve Karahayıt bölgesinde kültür ve ören yeri turizminin yapılıyor olmasından dolayı hava sıcaklıklarının 45 derecelere çıkması. İnsanlar sıcakta dışarıda olmak güneşin altında kalmak istemiyor. Temmuz ve Ağustos ayı dönemlerinde yurt dışındaki gelecek olan turistler gelmeden önce de bu dereceleri kontrol ediyorlar. Sıcaklıklar yüksek olduğu için çok tercih etmiyorlar. Bu sebeple kültür turizmi sonbahara kalmış oluyor. Sonbaharda kültür turizmine olan ilgide ciddi bir yoğunluk oluşuyor. Özellikle Eylül, Ekim ve Kasım aylarında kültür turlarının daha yoğun şekilde devam ettiğini gördük son zamanlarda. Turizm Bakanlığı tarafından özellikle Temmuz ve Ağustos döneminde ören yerleri giriş ücretlerini biraz aşağıya çekmesi durumunda belki rekabet anlamında belki deniz turizmiyle rekabet edebilecek kadar ön plana çıkar. Hava durumu insanların daha dışarıya çıkıp çıkmama hevesi oluşturuyor. Şuanda her ne kadar Aralı ayında olduğumuzdan dolayı insanların soğuk havalar sebebiyle termal ihtiyacını hissediyor. Bu yüzden de kış aylarında ciddi bir yoğunluk yaşıyoruz. Kış döneminde özellikle Perşembe gününden Pazar gününe kadar olan günlerde bölgede yoğun ilgi sebebiyle oteller tamamen doluyor. Hafta sonları misafirlerimiz bölgede konaklamak için otel bulmakta zorlanıyor" şeklinde konuştu.

Samsun’daki Müzeler 2025’in İlk Yarısında Yoğun İlgi Gördü Haber

Samsun’daki Müzeler 2025’in İlk Yarısında Yoğun İlgi Gördü

Samsun’daki müzeler 2025 yılının ilk beş ayında ziyaretçilerin yoğun ilgisini gördü. Özellikle Bandırma Vapuru Müzesi ile Gazi Müzesi ziyaretçi sayılarıyla dikkat çekerken, toplamda 215 bin 224 kişi Samsun’daki müzeleri gezdi. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre, 2025 Ocak-Mayıs döneminde Samsun Müzesi’ni 26 bin 439 kişi kişi ziyaret etti. Bunun 25 bin 743’ü yerli, 696’sı ise yabancı ziyaretçilerden oluştu. Gazi Müzesi ise aynı dönemde 39 bin 659 kişiyi ağırlarken, en çok ziyaret edilen müze 88 bin 861 ziyaretçiyle Bandırma Vapuru ve Milli Mücadele Parkı Açık Hava Müzesi oldu. Bandırma Vapuru ilk sırada 2025 yılının ilk beş ayında Samsun’da en fazla ziyaretçi çeken müze 88 bin 861 kişiyle Bandırma Vapuru Müzesi oldu. Yerli ziyaretçi sayısı 85 bin 78, yabancı ziyaretçi sayısı ise 3 bin 783 olarak kaydedildi. Bandırma Vapuru Müzesi'ni özellikle bahar aylarında yerli turistlerin yoğun ilgi gösterdiği görüldü. Kent ve Oyuncak Müzeleri de yoğun ilgi gördü Kent Müzesi 11 bin 43 ziyaretçiyi ağırlarken, Oyuncak Müzesi’ni 12 bin 387 kişi gezdi. Kent Müzesi’ni ziyaret eden 10 bin 954 kişi yerli, 89’u yabancı olurken, Oyuncak Müzesi’nin 12 bin 383 ziyaretçisi yerli, 4’ü ise yabancı turistlerden oluştu. Diğer müzelerin ziyaretçi rakamları ise şu şekilde: Bafra Müzesi: 6 bin 172 kişi, Cerrahi Aletler ve Sağlık Müzesi: 6 bin 366, Havza Atatürk Evi Müzesi: 7 bin 934 kişi, Bafra Tütün Müzesi: 14 bin 722 kişi, Alaçam Mübadele Müzesi: Bin 641 kişi. Haziran, temmuz ve sonraki aylara ait veriler henüz açıklanmazken, yılın ilk yarısında müzelere olan ilginin geçen yıla kıyasla artış gösterdiği belirtildi.

Roma'da Göbeklitepe Sergisine Ziyaretçi Akını Haber

Roma'da Göbeklitepe Sergisine Ziyaretçi Akını

ROMA (İHA) - İtalya'nın başkenti Roma'daki Kolezyum’da 24 Ekim 2024’te açılan "Göbeklitepe: Kutsal Bir Yerin Gizemi" sergisi, bugüne kadar 5 milyon ziyaretçiyi ağırlayarak büyük ilgi topladı. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan Göbeklitepe'nin eşsiz tarihi, sergiyle Roma’nın kalbinde canlandırılıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, sosyal medya paylaşımında, "Medeniyetin sıfır noktası Göbeklitepe, Roma'nın kalbi Kolezyum'da dünya ile buluşuyor. Göbeklitepe: Kutsal Bir Yerin Gizemi sergisi, açıldığı günden bu yana 5 milyon ziyaretçiyi ağırlayarak büyük ilgi gördü. UNESCO Dünya Mirası olan Göbeklitepe'nin 11 bin yıllık gizemi, anıtsal sütunların replikaları ve sanal turlarla ziyaretçileri büyülemeye devam ediyor. İnsanlık tarihine ışık tutan bu eşsiz sergi, nisan ayının sonuna kadar Kolezyum'da ziyaretçilerini bekliyor. Tarihin en eski anıtlarını keşfetmek isteyen herkesi bu büyüleyici yolculuğa çağırıyor, arkeolojik mirasımızı dünyayla buluşturmaya devam ediyoruz!" dedi. Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye'nin Roma Büyükelçiliği’nin iş birliğiyle düzenlenen sergi, İtalyan ve uluslararası uzmanlardan oluşan bir ekip tarafından hazırlandı. Multimedya içerikler, 3D rekonstrüksiyonlar ve interaktif deneyimlerle desteklenen sergi, Göbeklitepe’nin 11 bin yıllık gizemini günümüz teknolojisiyle buluşturuyor. 2018 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenen Göbeklitepe, dünya arkeolojik mirasının en önemli keşiflerinden biri olarak kabul ediliyor. Tarih meraklıları ve akademisyenlerin yoğun ilgisini çeken sergi, 30 Nisan 2025 tarihine kadar Kolezyum’da ziyaret edilebilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.