Hava Durumu

#Koruma

TOURISMJOURNAL - Koruma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Koruma haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

İbradı, Ormana Turizm Köyü Başarısıyla Öne Çıkıyor Haber

İbradı, Ormana Turizm Köyü Başarısıyla Öne Çıkıyor

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, baba ocağı Antalya'nın İbradı ilçesinde İbradı Belediyesi'nin verdiği iftar yemeğine katıldı. Bakan Mehmet Nuri Ersoy, ''Ormana’nın ‘Dünyanın En İyi Turizm Köyü’ olarak seçilmesinin bir tesadüfi değil.'' dedi. Bakan Ersoy konuşmasını konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ormana’nın kimliğini yaşatan en önemli unsurlardan biri de tarihi sokak dokusu ve geleneksel konut mimarisidir. Bu nedenle sokak sağlıklaştırma çalışmalarını etap etap sürdürüyoruz. Ormana Mahallesi’ndeki yapıların aslına uygun şekilde onarımı için harekete geçmiştik. ‘Sokak Sağlıklaştırması’ projesinin 1’inci etabında 37 adet yapının, 2’nci etapta 48 yapının bakım ve onarımları tamamlanmıştı. 3’üncü etap kapsamında ise 50 adet yapının bakım ve onarımını bu sene içerisinde tamamlayacağız. Ormana’nın özgün kimliğini korurken yaşam kalitesini de yükselten bu çalışmalarla, kültür mirasını yerinde yaşatmaya devam edeceğiz.” Sürdürülebilir turizm ve yerel kalkınma odaklı projelerin önemine değinen Bakan Mehmet Nuri Ersoy, '' “Bugün dünya turizmi yeni bir anlayışla şekilleniyor. Artık yalnızca ziyaretçi sayıları değil; kültürel mirasın korunması, yerel kalkınmanın desteklenmesi ve sürdürülebilirlik konuşuluyor. Biz de turizmi 12 aya yayan, doğal ve kültürel değerleri gözeten, nitelikli turizmi önceleyen projeleri kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Bu vizyonun en güzel örneklerinden biri İbradı ve Ormana’dır. Ormana’nın ‘Dünyanın En İyi Turizm Köyü’ seçilmesi, bu yaklaşımın somut ve gurur verici bir sonucudur.” ifadesinde bulundu. BM Dünya Turizm Örgütü’nün 2021 yılında başlattığı “Dünyanın En İyi Turizm Köyleri Programı”na da değinen Ersoy, bu kapsamda “Ormana için 2021’de başlayan hazırlık süreci, yıllar içinde yapılan iyileştirmelerle güçlendi.” diyen Bakan Ersoy, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansının (TGA) koordinasyonunda hazırlanan dosyanın uluslararası jüri tarafından değerlendirilmesi sonucunda, Ormana’nın 2024 yılında Türkiye’den seçilen tek köy olarak bu unvana layık görüldüğünü kaydeden Ersoy, bu başarının tesadüf değil; planlı yatırımın, işbirliğinin ve emek veren herkesin ortak sonucu olduğununun altını çizdi. İbradı’ya Yeni Nesil Kütüphane ve Kültür Yatırımları Kültür ve Turizm Bakanı Ersoy, konuşmasında İbradı’da hayata geçirilen kültür ve eğitim yatırımlarına da değinerek ilçede yürütülen projeleri anlattı. Ersoy konuşmasını şöyle sürdürdü: “Biz, ‘bölgesel kalkınma’ derken bunu kültürle, eğitimle, gençlikle, sosyal hayatla birlikte ele alıyoruz. İbradı’da attığımız adımlar da bunun somut örnekleridir. Örneğin İbradı İlçe Halk Kütüphanemizi 2024 yılında hizmete açtık. Daha önce sınırlı imkânlarla sürdürülen kütüphane hizmetlerini, yenilikçi kütüphanecilik anlayışıyla uyumlu bir yapıya kavuşturduk. Yaklaşık 2 bin metrekare kapalı alana sahip bu eser; bebek, çocuk ve gençlere özel bölümleri, oyun alanları, etkinlik salonları, atölyeleri ve bilişim alanlarıyla ilçemize yeni nesil bir kültür ve öğrenme mekânı kazandırdı. 30 bini aşkın kitaplık koleksiyonuyla da her yaştan vatandaşımıza hizmet veriyor.” Altınbeşik Mağarası’na 30 Milyonluk Proje Bakan Ersoy, İbradı’nın önemli doğal miraslarından biri olan Altınbeşik Mağarası için başlatılan güvenlik ve altyapı çalışmalarını da kamuoyuyla paylaştı. Ersoy şu bilgileri verdi: “İbradı’nın en önemli doğal miraslarından biri olan Altınbeşik Mağarası için de çok önemli bir adım atıyoruz. Türkiye’nin en büyük, Avrupa'nın üçüncü büyük yeraltı gölü mağarası olarak bilinen Altınbeşik; eşsiz jeolojik yapısıyla doğa turizmimizin göz bebeğidir. Ancak bu tür alanlarda en önemli konu ziyaretçi güvenliğidir. Mağaraya ulaşımı sağlayan güzergâhta zaman zaman taş-kaya düşme riski oluşabilmektedir. Bu nedenle mağara girişine kadar uzanan yaklaşık 200 metrelik yürüyüş yolunda, yapısal çelik koruma sistemiyle güvenliği artıracak bir projeyi başlattık.” Bu proje için 2 Şubat 2026’da çalışmalara başladıklarını ifade eden Ersoy, yaklaşık 30 milyon liralık bu yatırımın finansmanına Bakanlığın 20 milyon lira ile katkı sağladığını söyledi. Ersoy, “Hedefimiz, Altınbeşik’i güvenli erişimle, sürdürülebilir şekilde turizme kazandırmak ve bu eşsiz mirası gelecek nesillere sağlıklı biçimde aktarmaktır.” dedi. Ormana’da Tarihî Doku Korunuyor Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Ormana Mahallesi’nde yürütülen sokak sağlıklaştırma çalışmalarının da etap etap devam ettiğini belirtti. Bakan Ersoy konuşmasını şöyle sürdürdü: “Ormana’nın kimliğini yaşatan en önemli unsurlardan biri de tarihi sokak dokusu ve geleneksel konut mimarisidir. Bu nedenle sokak sağlıklaştırma çalışmalarını etap etap sürdürüyoruz. Ormana Mahallesi’ndeki yapıların aslına uygun şekilde onarımı için harekete geçmiştik. ‘Sokak Sağlıklaştırması’ projesinin 1’inci etabında 37 adet yapının, 2’nci etapta 48 yapının bakım ve onarımları tamamlanmıştı. 3’üncü etap kapsamında ise 50 adet yapının bakım ve onarımını bu sene içerisinde tamamlayacağız. Ormana’nın özgün kimliğini korurken yaşam kalitesini de yükselten bu çalışmalarla, kültür mirasını yerinde yaşatmaya devam edeceğiz.” Ormana Kültür Merkezi Temmuz’da Açılıyor İftar öncesinde incelemelerde bulunduğu Ormana Kültür Merkezi’ne de değinen Bakan Ersoy, merkezin bu yıl hizmete açılacağını açıkladı. Kültürü sadece geçmişin hatırası olarak değil; bugünün ve yarının sosyal hayatını güçlendiren bir alan olarak gördüklerini sözlerine ekleyen Ersoy, bu anlayışla Ormana Kültür Merkezimizin inşasının devam ettiğini, iftardan önce kültür merkezinde gerçekleştirilen çalışmaları yerinde incelediğini, yaklaşık 500 kişilik çok amaçlı salonun yanı sıra fuaye, kütüphane ve kafeteryanın yer aldığı kültür merkezini bu yılın temmuz ayında hizmete açacaklarını söyledi. Ersoy, Ormana’nın böylece kültür-sanat etkinliklerinin düzenlenebileceği güçlü bir sosyal altyapıya da kavuşmuş olacağının müjdesini verdi. Bakan Ersoy'dan Gençlere Şahsi Destek: Baba Ocağı İbradı'ya Gençlik Merkezi "Gençlerimiz için de ayrı bir parantez açarak şahsi imkanlarımla üstlendiğim bir projeyi sizlerle paylaşmak istiyorum." diyen Ersoy şunları kaydetti: "İbradı’da gençlerimize yönelik İbradı Gençlik Merkezi projesini hayata geçiriyoruz. Proje tamamlandığında; konferans salonundan çok amaçlı dersliklere, bilgisayar odasından kitap kafeye, atölyelerden spor alanlarına kadar geniş imkânlar sunan modern bir merkezi İbradı’mıza kazandırmış olacağız. Yaz başı itibarıyla hizmete açmayı planladığımız bu merkezi daha sonra Gençlik ve Spor Bakanlığımıza devrederek İbradılı gençlerimizin ve hemşehrilerimizin hizmetine sunacağız." Bakan Ersoy, bu adım ile kültürü koruyan, gençliği destekleyen, doğal mirası güvenli biçimde turizme kazandıran ve yerel kalkınmayı güçlendiren bir anlayışın altyapısını birlikte kurduklarını söyledi. Hedeflerimize Kararlılıkla Yürümeye Devam Edeceğiz Ramazan’ın birlik ve dayanışma ruhuna vurgu yapan Ersoy konuşmasını şöyle tamamladı. “Ramazan, dayanışmayı, paylaşmayı, gönül birliğini bize yeniden hatırlatan bir iklimdir. İnşallah bu birlik ruhuyla, İbradı’mız için de Antalya’mız için de ülkemiz için de hizmet üretmeye, yatırım yapmaya, kültür ve turizmde hedeflerimize kararlılıkla yürümeye devam edeceğiz.”

Dağlı Kuylucu Mağarası Doğaseverleri Büyülüyor Haber

Dağlı Kuylucu Mağarası Doğaseverleri Büyülüyor

Kastamonu’nun Cide ve Şenpazar ilçesinde Dağlı köyü sınırlarında yer alan ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 2020 yılında "Tabiat Varlığı-B Grubu Mağara" olarak tescillenerek koruma altına alınan Dağlı Kuylucu Mağarası, görenleri hayran bırakıyor. Halk arasında "Kuyluç" veya "Dağlı Kuylucu" adıyla da bilinen mağara, Türkiye’nin ağzı en geniş dikey mağarası olarak kayıtlarda yer alıyor. Mağaranın ağız genişliği yaklaşık 100 metreyi bulurken, derinliği ise tam olarak bilinmiyor. Karadeniz Bölgesi'nin en derin mağarası olan Dağlı Kuylucu, Türkiye genelinde derinlik sıralamasında da 17. sırada yer alıyor. Mağaranın içerisinde yer alan ve yaklaşık 40 metre yükseklikten akan şelale ise görenleri büyülüyor. Şelalenin çıkardığı sesler, mağaranın derinliklerinde yankılanarak, ziyaretçilere mest eden bir atmosfer sunuyor. Mağaranın çevresi ise doğanın gücüyle şekillenmiş çukurlar, irili ufaklı suyolları ve "cadı kazanı" olarak adlandırılan derin oyuklar bulunuyor. Yapılan çalışmalarla kireçtaşından oluşan tavan bölümlerinin suyun etkisiyle çökmesiyle oluşmuş bir çökme dolini olduğu belirlenen mağara içinde yatay olarak bulunan mağaralar da bu teoriyi desteklediği belirtildi. "Dikey olarak yukarı çıkılan ve ağzı çanak olarak Türkiye’nin en geniş mağarasıdır" Mağarayla ilgili bilgi veren Kastamonu Üniversitesi Araç Rafet Vergili Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Hikmet Haberal, "Türkiye'de derinlik açısından 17. sırada olan bir mağara, ancak Karadeniz Bölgesi'nde, Kastamonu bölgesinde bir numara olan mağaradır. Yukarıya doğru dikey olarak çıkılan mağaranın ağzı Türkiye’nin en geniş ağızlı mağarasıdır. Dağların arasından çıkan sular, altından geliyor ve mağara oluşuyor. Ama 250 metre mağarayı oyduktan sonra bu suyun çıkışı nerede olduğu bilinememektedir. Kuzeybatı'ya doğru Loç Vadisi bulunmaktadır ve hemen altında Malyas Kanyonu bulunmaktadır. Aşağı tarafında Hamitli köyleri var ve buradan Cide’de Gideros koyuna kadar bu su devam etmektedir. Suyun aşağısında Kılıçlı Mağarası da bulunmaktadır. Kılıçlı Mağarasına akan suların da buradan olduğunu düşünmekteyim ve bu daha önce kayıt altına alınamamış, herhangi bir kaydı olmamıştır. Bu suyun nereden çıktığı henüz kayıtlarda resmi bir bilgiyle verilmediğinden dolayı bunu biz araştırmalarımızda suyun başlangıç noktası ve çıkış noktasından tecrübelerimizle gözlemlemeye çalışıyoruz" dedi. "Tıbbı ve aromatik bitkiler açısından zengin bölge" Dağlı Kuylucu Mağarası’nın bitki çeşitliliği açısından önemli bir yere sahip olduğunu söyleyen Haberal, "Burada 'kırkkilit otu' denilen, tıp biliminde kullanılan bir bitki var. Aynı zamanda tıbbi ve aromatik bitkiler açısından zengin bir bölge. Biyoçeşitlilik açısından önemli bir bölge. Özellikle Küre Dağlarının en önemli ayağını oluşturan alanlardan biri burası olduğu için biyoçeşitliliği ön planda" diye konuştu. "Mağara, macera turizmi, mağara turizmi, adrenalin sevenler için harika bir rota" Mağaranın macera turizmi, mağara turizmi ve adrenalin sevenler için harika bir rota olduğunu belirten Haberal, "Baharda ayrı, sonbaharda ayrı, kışın ayrı bir güzelliğe sahip Yaz aylarında mağaranın etrafını pek göremiyoruz ama sonbaharda yapraklar döküldüğü için daha da net görme imkanımız oluyor. Burası kaygan bir zemine sahip. Her zaman öyle oluyor. Küre Dağları Milli Parkı’ndan, ilgili Şube Müdürlüğü arkadaşlarımızdan bilgi alıp bu bölgeyi öyle ziyaret etmelerini öneririz" şeklinde konuştu. "Mağarada bizleri üç tane şelale bekliyor" Mağarada üç tane şelalenin bulunduğunu belirten Haberal, "Dağlı Kuylucu Mağarasının içerisine inmeye başladığımız zaman bizleri 3 tane şelale beklemektedir. Bu şelaleler görsel güzelliğiyle de adeta mağaraya ayrı bir güzellik katmaktadır. Şelaleler hemen altında da büyük bir havuzlar mevcuttur. Bu havuzların varlığı da mağaraya farklı bir özellik, farklı bir güzellik sunmaktadır" ifadelerini kullandı.

Göksu Deltası’nda Nesli Tehlikedeki Saz Horozu Görüntülendi Haber

Göksu Deltası’nda Nesli Tehlikedeki Saz Horozu Görüntülendi

Mersin’in Silifke ilçesinde yer alan Göksu Deltası göçmen kuşlar başta olmak üzere birçok canlıya ev sahipliği yapıyor. Kuş gözlemcilerinden doğa fotoğrafçılarına kadar birçok kişinin ilgisini çeken deltada zaman zaman koruma altında olan ve nadir görünen türler de objektiflere yansıyor. İlçede fotoğraf sanatçısı ve kuş gözlemcisi Nadir Köksoy da sazlık alanlarda yaşamını sürdüren nesli tehlikedeki saz horozunu görüntüledi. Fiziki görünümüyle dikkat çeken ve dünyada yalnızca sınırlı bölgelerde olan kuş türünün, saatler süren sabırlı bir bekleyişin ardından kayda alındığı belirtildi. Köksoy, Göksu Deltası’nın hem ekosistem hem de bölge turizmi açısından büyük önem taşıdığına vurgu yaptı. Göksu Deltası'nın göçmen kuşlarının dinlenme, beslenme ve konaklama yeri olduğunu ifade eden Nadir Köksoy, "Göksu Deltası pek çok bitki ve kuş türüne ev sahipliği yapmaktadır. Saz horozlarını Göksu Deltası'nda fotoğraflamayı başardım. Saz horozu dünyada nesli tükenmekte olan bir kuş türü olup, Göksu Deltası'nda da görülmektedir" dedi. Köksoy, "Göksu Deltası, Türkiye’nin en önemli sulak alanlarından bir tanesi olmasıyla beraber, Türkiye’de yaşayan yaklaşık 590 kuş türünün 338 tanesi burada bulunmaktadır. Bu nedenle bölgeye yurt içi ve yurt dışından kuş gözlemcileri gelmektedir" ifadelerini kullandı.

İzmir’in köyleri korunarak kalkınacak Haber

İzmir’in köyleri korunarak kalkınacak

İzmir’de kırsal alanın korunması ve kalkınması için kurulan Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, yerel paydaşlarla sahaya inmeye başladı. Ekipler, hem köylerin kendi dokusuna uygun şekilde korunup kalkınması için eylem planı oluşturacak, hem saha turlarında öncelikli sorunları çözüme kavuşturacak, hem de yapılaşma baskısı ve rant gibi tehditlere karşı önlem alınmasını sağlayacak. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay’ın göreve gelir gelmez kırsalın topyekûn kalkınması ve korunması için kurduğu Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, planlama sürecinin ardından sahada çalışmalara başladı. Kent merkezinin dışında kalan 19 ilçede çalışma başlatan Kırsal Hizmetler Dairesi, ilçe belediyelerle ve yerel paydaşlarla koordineli şekilde köy köy gezip tespit çalışmalarını sürdürüyor. Saha çalışmaları kapsamında bu kez de Kiraz’da Kaleköy, Karaburç, Çayağzı ve İğdeli’ye giden ekipler, köylerin sorunlarını, ihtiyaçlarını, doğal ve kültürel yapısını yerinde tespit etti. Nasıl bir çalışma yürütecek? Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı, tarımsal hizmetlerden farklı olarak, her kırsal bölgeyi kendi kültürel, ekonomik, mimari ve coğrafi dinamikleri ile birlikte bir bütün olarak ele alacak. Öncelikle köylerin dokularına uygun bir şekilde korunması için çalışma yürütecek. Doğru kalkınma hamlelerinin uygulanabilmesi için köyler; coğrafi yapısı, geçim kaynakları, tarihi birikimleri, tarımsal ürünleri gibi kriterlere göre sınıflandırılacak. Elde edilen veriler ışığında kalkınma yatırımları için planlama yapılacak. Aynı zamanda saha çalışmaları sayesinde köylerin bekleyen sorunları ilgili birimlere aktarılarak hızla çözüm üretilmesi sağlanacak. Yenilenebilir enerji kaynaklarının yer seçiminden verimli tarım arazilerinin amaç dışı kullanımına, iklim değişikliği ile mücadeleden kentin kır üzerindeki baskısını önlemeye dönük çalışmalara kadar pek çok konu başlığı gündemde olacak. “Kırsalın planlanması ve sorunların çözümü için kurulduk” İlçe belediyesi yetkilileri, muhtarlar ve birim görevlileriyle sahada çalışma yürüten Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanı Nehir Yüksel, bu birimin kurulmasıyla İzmir’in öncülük yaptığını belirterek “Genellikle Türkiye çapındaki Kırsal Hizmetler, daha çok tarım ve diğer altyapı hizmetlerinde çalışma sürdürüyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde zaten bir Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı var. Kırsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı da kırsalın planlamasına yönelik, kırsalın yaşadığı sorunları çözmeye yönelik kuruldu. Bunun bir boyutunda, kırsaldaki mekânsal düzenlemelere yönelik ihtiyaçları tespit etmek, kırsalın kendine özgü yerel mimarisinin, dokusunun, doğal alanlarının, eko-sistem açısından hassas alanlarının korunmasına yönelik strateji ve politikalar üretmek var. Kısmen de kırsalın kalkınmasına yönelik strateji ve eylem planlarının hazırlanmasında koordinasyonu sağlamak, kırsal ekonominin güçlendirilmesi ile ilgili bilgi, belgeleri üretmek ile ilgili çalışacak” diye konuştu. “Hangi bölge hangi sorunu yaşıyor” İzmir’in merkez ilçeleri dışında kalan 19 ilçesinde çalışmalara başladıklarını söyleyen Nehir Yüksel, “Belediyelerimiz ile bilgi alışverişi ve verilerin toplanmasına yönelik çalışmalar sürüyor. Öncelikli amacımız 19 ilçede yaşanan sorunları, yaklaşımları, tehditleri bütün olarak değerlendirmek. Sonra bunları tek tek yerele özgü ayrıştırmak ve yerele özgü stratejileri belirlemek” diye konuştu. “Bu süreci yerelle iş birliği olmadan yürütemeyiz” İşleyiş hakkında da bilgi veren Nehir Yüksel, “İlk etapta ilçe belediyeleriyle iletişime geçiyoruz. Sonrasında tek tek bütün ilçelerimizi ziyaret ediyoruz. İlçe belediyeleriyle kırsal mahalle ve köylere gidip, hem sorunları tespit ediyoruz hem envanter çalışmalarımızı yapıyoruz. Sürecin her aşamasını muhtarlarla, kooperatiflerle ve ilçe belediyelerinin katkılarıyla yürütmeyi hedefliyoruz” ifadelerini kullandı. “Her köyün, her ilçenin ayrı bir hikayesi var” Her köyün, her ilçenin ayrı bir hikâyesi olduğunu söyleyen Yüksel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Urla’da çok farklı bir yapılaşma baskısı görürken, Kiraz’da kırsalın korunduğu ve göç almadığını görüyoruz. Mesela Kiraz’ın 44 bin nüfusu var. 50 bin bariyerini aşamadığı için İller Bankası’ndan aldığı pay artmıyor. Her köyün ayrı bir ihtiyacı, ayrı bir dokusu var. O yüzden de her yerleşmeye özel tasarım rehberlerini oluşturmayı amaçlıyoruz. Ama bu yerleşmeleri öncelikli olarak daha kısa vadede bütüncül yaklaşımla ele almak istiyoruz. En önemli sorunumuz, tüm kırsalın kendine özgü sorunlarının saptandığı bütüncül bir strateji ve eylem planı çıkarmak. Kısa vadede hem Büyükşehir Belediyesi’nin hem de ilçe belediyelerin elinde bir rehber oluşturmak.” “Referans veri oluşturacağız” Nehir Yüksel, konuşmasına bazı örneklerle devam etti: “Urla’nın Barbaros Köyü’nün dokusu yığma taş yapı. Ancak gidip baktığımızda özgün dokuya aykırı bambaşka cephe ve malzemeleri görüyoruz. Bizim amacımız yerelin çok hızlıca ulaşabileceği kriterleri belirlemek. Pencerenin boyutu gibi. Cephenin açıklık, boşluk, doluluk oranı ve malzemesi gibi. Bir referans veri oluşturacağız ve bu bilgileri gelecek kuşaklara aktaracağız.” Aslında tüm çalışmaların hedefinde İzmir’in kırsalıyla bir bütün olarak korunması ama korunurken de geliştirilmesi olduğunu söyleyen Nehir Yüksel, kırsaldaki yapılaşma ve rant sorunuyla da mücadele edilmesi gerektiğini belirtti. Yüksel, “Özellikle pandemi ve sonrasında kırsalda çok fazla yapılaşma eğiliminin arttığını görüyoruz. Bu da tarım toprağı üzerinde parçalanmayı getiriyor. İzmir’in özellikle kıyı turizminin olduğu köylerinde durum böyle. Artık kontrol edilemez boyuta gelmiş bir yapılaşma baskısı var. Bunun gerçekten kontrol edilebilir bir düzleme çekilmesi lazım” dedi. İlçe belediyelerden tam destek Çalışmalara eşlik eden Kiraz Belediyesi İmar Müdürlüğü’nde görevli Taşkın Güren, “Köylerimizin kalkınmasına yönelik bir çalışma var. Bunun çok büyük bir katkısı olacağından, hizmetin daha da artacağından eminim. Kiraz Belediyesi olarak, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nden gelen ekiplerimize destek oluyoruz. Köylerimizi gezdiriyoruz, sorunlarını anlatıyoruz” dedi. “Buraya gelmeleri çok güzel” Kiraz Kaleköy Mahalle Muhtarı Murat Seçkin ise, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tarım uygulamalarından memnunuz ama çözülmeyi bekleyen sorunlarımız vardı. Sit alanı, içme suyu gibi sorunlarımız vardı. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin böyle bir hamle yapması çok güzel bir şey. Buraya gelmeleri, bizimle birebir görüşmeleri, dinlemeleri çok güzel. Talep etmek ayrı bir şey, konuşmak ayrı bir şey. Sorunları canlı canlı burada görmeleri önemli” ifadelerini kullandı.

Çıldır'da kızak atlarına battaniyeli koruma Haber

Çıldır'da kızak atlarına battaniyeli koruma

Kars’ta yüzeyi tamamen buzla kaplanan Çıldır Gölü'nde kızakları çeken atları soğuktan korumak için üzerlerine battaniye örtülüyor. Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük 2’inci gölü Çıldır Gölü, her mevsim yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Hava sıcaklığının sıfırın altında 17 dereceye kadar düştüğü bölgede turistleri kızaklarla gezdiren atlar ise sahipleri tarafından soğuk havadan özenle korunuyor. Hava sıcaklığının sıfırın altında 17 dereceye düştüğü Çıldır Gölü’nde at sahipleri, buz üzerinde turistleri gezdirdikten sonra atlarının üzerlerine, battaniye ve kilim örterek atların soğuktan etkilenmemesini sağlıyor. “Atlarımıza çok kıymetli” Atlarının kendileri için çok kıymetli olduğunu ifade eden atlı kızak sahibi Dural Taşdemir, “Bu atlarımız bizim için çok kıymetli öncelikle, bire bir turizmle uğraştıktan sonra bunların besileri, bakımları biraz daha iyi olmaya başladı. Çok iyi bakıyoruz. Kızak turundan geldikten sonra da vücut ısılarını soğukla değil de battaniye ile karşılasın kapasınlar diye üzerlerini battaniye ile örtüyoruz. Bu şekilde daha güzel oluyor. Hayvanlarımıza da mutlu oluyor. Hastalık olmasın diye battaniye ile koruyoruz” dedi. Çıldır Gölü'nde kızaklara koşulan atların tamamının üzerine soğuktan korunmaları için battaniye örtülüyor. At sahipleri atlarının hem karnını doyuruyor. Hem de soğuktan koruyor. Atlar ise üzerlerine örtülen battaniyelerle üşümüyor. Çıldır Gölü’nde buz üzerinde atlı kızak gezileri ise yerli ve yabancı turistlerden yoğun ilgi görüyor.

Selçuklu mezar taşları koruma altına alındı Haber

Selçuklu mezar taşları koruma altına alındı

Türkiye'nin en büyük gölü olan Van Gölü'nün kıyı kesimlerinde kuraklık nedeniyle yaşanan çekilme devam ediyor. Van Gölü kıyılarında yıllar önce seviyenin yükselmesi nedeniyle su altında kalan yapılar, çekilmeyle gün yüzüne çıkıyor. Gevaş ilçesindeki Selçuklu Mezarlığından taşınan taşlarla yapılan ancak zamanla su altında kalan iskele, seviyenin düşmesiyle yeniden ortaya çıktı. İskeledeki Selçuklu dönemine ait 35 mezar taşı, Van Müze Müdürlüğündeki uzman ekiplerce uzun uğraşlar sonucu sudan çıkarıldı. Taşlar Selçuklu Mezarlığına yerleştirilecek Üzerlerindeki yazı ve geleneksel motiflerle dikkati çeken 2 metrelik tarihi mezar taşları, müzeye taşındı. Koruma altına alınan mezar taşları, üzerlerindeki liken tabakaları temizlendikten sonra yeniden Selçuklu Mezarlığına yerleştirilecek. Müze Müdürü Erdal Acar, AA muhabirine, tehlikeye açık hale gelen yapıların korunması için çalışma yürüttüklerini söyledi. Göl sularının çekilmesiyle iskele yapımında kullanılan tarihi mezar taşların gün yüzüne çıktığını anlatan Acar, "Yapılan araştırmalarda 1930, 1940'lı yıllarda Selçuklu Mezarlığından şahideler ve bazı sanduka parçaları buraya getirilerek iskele yapımında kullanılmış. Son zamanlarda Van Gölü'nde su seviyesinin azalmasıyla bu mezar taşları görünür hale geldi. Biz de Kültür ve Turizm Bakanlığımızdan gerekli izin ve destekleri alarak göl içinde ve göl kenarında görünür vaziyetteki 35 İslami mezar taşını arkeoloji müzesindeki taş laboratuvarımıza götürüyoruz." diye konuştu. Çalışmayı uzman ekiplerle hassasiyetle yürüttüklerini belirten Acar, uzun zaman gölün tuzlu ve sodalı suyunda kalan taşlarda birtakım kimyasallarla restorasyon ve konservasyon çalışmalarının yapılacağını ifade etti. Yaklaşık 4 aylık bir çalışmanın ardından gelecek kazı sezonunda taşları ait oldukları Selçuklu Mezarlığına yerleştirecekleri dile getiren Acar, şu bilgileri paylaştı: "Diyarbakır Restorasyon ve Konservasyon Bölge Laboratuvarı Müdürlüğünden ekipler ve Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinden uzmanlar dalış yaparak incelemelerde bulundular. Su altı inceleme ve belgelendirmeleri yapıldı. Hassas bir şekilde yerinden almamız gerekiyordu çünkü yıllarca sodalı ve tuzlu suyun içinde kalmışlar. Yapısal özelliklerinden dolayı bazı erimeler ve üzerinde liken denilen birtakım oluşumlar, yosunlaşmalar olmuş. Bu nedenle çok hassas şekilde çalışma yürütülüyor. Tarihi taşların açığa çıkmasını bir fırsat olarak gördük. Beşeri ve iklimsel tehlikeye de açık hale geldi. Biz de bu çalışmalarımızla koruma altına almış olduk."

Hartama tekniğiyle yapılan ahşap evler korunacak Haber

Hartama tekniğiyle yapılan ahşap evler korunacak

Yağlıdere ilçesine bağlı 1530 rakımlı Gölyanı Yaylası, gölü ve diğer doğal güzelliklerinin yanı sıra otantik evleriyle de dikkati çekiyor. İlçenin Üçtepe Belde Belediye Başkanı Gasım Akıllı, AA muhabirine, gölü, eşsiz doğası ve yöreye özgü ahşap evleriyle Gölyanı'nın, adeta yeryüzünde saklı kalan cennet köşelerden biri olduğunu söyledi. Son yıllarda çeşitli nedenlerle yayladaki yaklaşık 50 ahşap evden bir kısmının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını belirten Akıllı, belediye olarak evlerin aslına uygun restore edilmesi için proje hazırlamaya karar verdiklerini anlattı. Akıllı, Gölyanı'na büyük önem verdiklerinin altını çizerek, "Gölyanı, bizim önemli bir değerimiz. Buranın korunması en büyük hedefimiz. Hazırladığımız projede de bunu amaçlıyoruz. Proje tamamlandığında destek için Kültür ve Turizm ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımıza sunacağız." dedi. Giresun Valiliği'nin de destek verdiği projeye ilişkin hazırlıkların sürdüğünü dile getiren Akıllı, şunları kaydetti: "Bir yandan da yaylada altyapı ve üstyapı çalışmaları gerçekleştiriliyor. Yaylamıza, Yağlıdere-Alucra karayolu üzerinden ulaşım sağlayan 7 kilometrelik yolun betonlanması tamamlandı. Gölün temizliği için ise çalışmalar devam ediyor. Yörede diğer ihtiyaç duyulan turizm altyapı eksiklikleri de gideriliyor. Bölgede bulunan ve yaklaşık 50 metreden dökülen Çağlayan Şelalesi'nin de Gölyanı destinasyonu kapsamında turizme kazandırılması için proje hazırlıyoruz." Akıllı, kısa zamanda hayata geçirmeyi planladıkları proje sayesinde otantik ahşap evlerin gelecek nesillere taşınacağına inandığını sözlerine ekledi. "2000'li yılların ortalarına kadar Gölyanı Yaylası'ndaki evlerin tamamı hartama ile örtülüydü" Giresun Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gazanfer İltar ise "hartama"nın genellikle ladin ağacından elde edilen, su geçirmez özelliğinden dolayı Doğu Karadeniz Bölgesi'ndeki eski köy ve yayla evlerin çatı kaplamalarında kullanılan ince tahta levhalar olduğunu söyledi. İltar, Göyanı'nda ahşap evlerde de "hartama" tekniğinin kullanıldığını ifade ederek, "Evler, bir ya da iki odalı küçük yayla evleridir. Evlerin önünde 3-4 basamaklı merdivenle ulaşılan sahanlık ve oturma bölümleri var. Evlerin tamamında ana strüktür ve oda duvarları ahşaptan. Yine evlerin tamamının hartama ile örtülü olması enteresan." diye konuştu. Yaklaşık 40-50 yıldır Giresun kırsalında hartama uygulamasından vazgeçildiğini vurgulayan İltar, şöyle devam etti: "2000'li yılların ortalarına kadar Gölyanı Yaylası'ndaki evlerin tamamı hartama ile örtülüydü. Son yıllarda bunların tamamının modern malzemelerle değiştirildiği görülmekte. Şimdilerde maalesef metruk evlerde hartama örneklerini görebiliyoruz. Bu geleneğin unutturulmaması için bazı yayla evlerinin aslına uygun hale getirilmesi gerekiyor." İltar, otantik yapıların korunması amacıyla hazırlanan projeleri önemsediklerini, bunların bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini söyledi.

Marmara Denizi'nin deniz çayırları koruma altına alınıyor Haber

Marmara Denizi'nin deniz çayırları koruma altına alınıyor

Projeye ilişkin İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı ve Sürdürülebilirlik Lideri Gamze Yalçın ve TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk'ün katılımıyla Levent'teki İş Bankası Kuleleri'nde basın toplantısı düzenlendi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Yalçın, TÜDAV’ın 26 yıldır denizlerin korunması için bilimsel bir ağ oluşturarak ekolojik durumun izlenmesinden sorunların tespiti ve çözüm önerilerine kadar çok sayıda projeye ve çalışmaya imza attığını söyledi. Denizlerin oksijen deposu olan deniz çayırlarının kirlilik ve konuyla ilgili farkındalık eksikliği nedeniyle günümüzde giderek azaldığına vurgu yapan Yalçın, "Nasıl ki gezegenimizin akciğerleri olan ormanlarımızı korumak gelecek nesillere daha iyi bir dünya bırakmak için önemliyse deniz çayırlarını yaşatmak da aynı ölçüde kritik. Deniz çayırları, oksijen üretim kapasitesine sahip oldukları için denizlerin akciğerleri konumunda bulunuyor ve denizsel organizmaya yaşam ortamı sağlıyor. Bu konuda yürütülecek çalışmalarda projenin kendisi kadar toplumda deniz çayırlarına yönelik farkındalığın ve bilincin artırılması da önem taşıyor." dedi. Yalçın, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'na katkı sağlamak için iş planlarında sürdürülebilirliği en üst düzeyde ve stratejik öncelikler arasında ele aldıklarını ifade ederek, söz konusu amaçların 14. maddesi olan "Sudaki Yaşam" başlığı altındaki hedeflerin, üç tarafı denizlerle çevrili Türkiye için önemli olduğunu belirtti. Bu amaca yönelik bilimsel bilginin artırılmasına ve araştırma kapasitesinin geliştirilmesine katkıda bulunmayı ana hedeflerinden biri haline getirdiklerini kaydeden Yalçın, Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) bünyesindeki Deniz Bilimleri Enstitüsü ile işbirliği yaparak Türkiye’de ilk kez kullanılan insansız su altı planörü glider cihazı Deniz Kaşifi’ni kullanıma sunduklarını hatırlattı. "Birçok canlıyı üzerinde barındırıyor" Prof. Dr. Öztürk de deniz çayırlarının ekosisteme sağladığı ekonomik fayda ile ilgili yapılan çalışmalara göre bu türün katkısının, tarımsal alanların sağladığı faydadan daha fazla olduğuna dikkati çekerek şu bilgileri verdi: "Ömrünü tamamlayan Posidonia yaprakları akıntı ve dalgalarla kıyıda banketler oluşturur. Bu yapılar kıyı çizgisini korur, erozyonu önler, pek çok deniz canlısının yaşamını sürdürmesini sağlar. Posidonia oceanica ayrıca, deniz zemininde sık çayırlar oluşturarak birçok canlıyı üzerinde barındırır ve otla beslenen canlıların besin kaynağını oluşturur. Tüm bunlara ek olarak barınma, korunma, yumurtlama ve üreme noktasında da birçok canlıya ev sahipliği yapar. Karbon tutma özellikleri sayesinde de iklim değişikliği ile mücadele eder." Deniz çayırlarının başta evsel ve endüstriyel atıklar olmak üzere yoğun kıyı kullanımı sonucu tahribat, zemin tarayıcı yöntemlerle avcılık, gemilerin ve teknelerin attıkları çıpalar, yetiştiricilik faaliyetleri, turizm ve günlük turistik faaliyetler nedeniyle ciddi bir tehditle karşı karşıya olduğunun altını çizen Öztürk, hayata geçirdikleri projeyle pilot bölge seçilen Balıkesir'in Erdek ilçesine bağlı Paşalimanı Adası'nda deniz çayırlarının bulunduğu alanın sınırlarının belirleneceğini ve haritalanacağını kaydetti. Öztürk, projenin iki yıl süreceğini ifade ederek, yapılacak çalışmalarla ilgili şunları söyledi: "Çayırların olduğu bölgelerden başta istilacı türlerden deniz salyangozu olmak üzere yabancı türler, yapılacak dalışlarla toplanacak ve ekosistem yerli sahiplerine bırakılacak. Tür çeşitliliği ortaya çıkarılacak, deniz çayırlarının bulunduğu alanların tanınması ve fark edilmesi amacıyla şamandıralama ve mapa için fizibilite çalışmaları gerçekleştirilecek, balıkçıların avlanırken deniz dibindeki kayalıklara takıldığı için denize bırakmak zorunda kaldığı 'hayalet ağlar' temizlenecek." Proje kapsamında ilk ve orta öğretim seviyesinde 30 okulda farkındalık eğitimleri vereceklerini sözlerine ekleyen Öztürk, "Marmara’da kalan son deniz çayırlarını korumak gelecek nesillere karşı bir sorumluluğumuz ve bunu yapmak için çaba gösteriyoruz." diye konuştu. 1 hektar Posidonia oceanica deniz çayırı yılda 1024 ton karbon tutuyor Deniz çayırlarının endemik türü olan Posidonia oceanica, Akdeniz’de 11 ila 29 santigrat derecedeki sıcaklıklarda, tuzlu ve temiz sularda 0 ila 45 metre derinliklerde yetişiyor. Fotosentez ile suyun oksijence zenginleşmesini sağlayan bu çiçekli bitkiler; uzun yaprakları, yatay uzanan gövde ve kökleriyle sudaki askı yüklerini ve sedimentasyonu tutup zemin hareketlerini düzenliyor. 1 metrekare alanda bulunan Posidonia oceanica deniz çayırları günde 14 litre oksijen üretebilirken 1 hektarı ise yılda 1024 ton karbon tutabiliyor.

Alanya'da caretta carettalar koruma altında Haber

Alanya'da caretta carettalar koruma altında

Antalya'nın Alanya ilçesinde 70 kilometrelik sahile yumurta bırakan deniz kaplumbağalarının yuvalarını korumak için önlem alınmaya devam ediyor. 300 kayıtlı yuva rakamının bine yaklaştığı belirtildi. Alanya Çevre Eğitim ve Mavi Bayrak Derneği Başkanı Şerefnur Kayhan ve gönüllü çevreci ile TUİ Blue Pasha Bay Otel çevre sorumlusu Aslıhan Güncel, caretta caretta yuvaları ve korunmaları hakkında bilgiler verdi. Konaklı Mahallesi Pasha Otel sahilinde 20 caretta caretta yuvası tespit ettiklerini ve hepsini koruma altına aldıklarını belirten Aslıhan Güncel, "Bu yıl 20 kadar yuvamız oldu. Yuva bırakmadan gidenler de oldu. Gelen 20 yuvayı da koruma altına aldık. ALÇED’e bilgi verdik ve hep birlikte takibini yapmaktayız. Gördüğünüz gibi yuvalarda ne zaman plaja yumurtladıkları ve muhtemel yumurtadan çıkış zamanları yazmakta. Buradan takibini yapıyoruz” dedi. “Çok fazla yumurtlama alanı var” Bu yıl Alanya bölgesinde çok fazla yumurtlama alanı olduğuna dikkat çeken Dernek Başkanı Şerefnur Kayhan, "Haberimiz olanları koruma altına alıyoruz ve takip sürecini başlatıyoruz. Şu anda 3 yuvamızdan yavrular çıktı. Havalar çok sıcak olduğu için tahminimiz dişi carettaların daha fazla yumurtadan çıkacağı yönünde. Biliyorsunuz sıcak havalarda yumurtalardan dişi carettalar çıkıyor. Pasha Bay otelde de 20’ye yakın yuvamız var. Otel yöneticilerinden Aslıhan haber verdi. Otel yönetimi tarafından yapılan kafeslerle sahilde yuvalar korumaya alındı. Elimizden geldiğince sağlıklı yuvalar için çalışıyoruz” şeklinde konuştu. “Bazı oteller yuvaları haber vermiyor” Kayhan, “Bazen haber alıp gittiğimizde yuvaları bulamıyoruz. Şezlongların bol olduğu yerde yuvaları kaybediyorlar. Zira turistlere zarar vereceğini ve şezlongları kuramayacaklarını düşünüyorlar. Halbuki tam tersi turistler ilgi gösteriyor, bir caretta yuvası gören turistler daha çok kalmak istiyor. Bu yüzden 5 yıl boyunca aynı otele gelen turistler var” dedi. “Korumamız lazım” Kayhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Nesli tükenme altındaki caretta caretta ve yeşil deniz kaplumbağalarını korumamız lazım. Bu yuvalar 20-25 yıl önce buradan çıktılar. Onlar da çıktıkları yere, elinizle denize koymazsanız ve kendiliğinden denize ulaşmaları sağlanırsa erişkin oldukları dönemde aynı yere geri dönüyorlar. Yumurtadan çıkarken veya yumurtlarken gördüğümüz bu kaplumbağaları flaşları açarak çekmemeliyiz. Sadece kırmızı ışıkta bu kaplumbağaların takibi yapılabilir. Yavrular çıkarken de ellerine alıp veya kovalarla denize dökmesinler. Kendiliğinden denize ulaşsınlar, yüzsünler. Böylece bu kaplumbağalar tekrar çıktıkları alana gelecektir. Ters yöne gitse bile çıkmalarına yakın arka tarafta ışık olmamalı. Ay ışığı ile denize kendiliğimde ulaşması gerekiyor. Ters yöne gittiğinde de elimizle değil kumlardan yol açarak denize ulaşmalarını sağlamamız gerekiyor.” “En büyük tehlike insanlar” Caretta carettalar için çeşitli tehlikelerinde olduğuna vurgu yapan Kayhan, "Bu canlılar için bir diğer tehlike de yumurtlama döneminde kedi, köpek sansar gibi canlılar. Eğer kontrol altına alınmazsa çıplak yuvalar maalesef kazılıp yumurtaları boşaltılıyor. Bir de en büyük düşmanı insanoğlu. Koruyamıyoruz. Zaman zaman sahiller tacize uğruyor. İnsanoğlu bunları korumak zorunda. Bunların neslinin yok olmaması için koruma altına alınması lazım. Çünkü her yaşamı hak eden canlı bizim hayatın devamlılığı için gerekli vazifeleri yapıyordur. Bunları koruma altına almak gerekir” ifadelerine yer verdi. “Bine yakın yuva olduğunu düşünüyoruz” Bu yıl içinde çok sayıda caretta carettanın plajlara gelerek yumurta bıraktığını ifade eden Kayhan, "Aşırı sıcaklık bilim insanların söylemlerine göre erkek değil dişi kaplumbağaların çıkmasına neden oluyor. Bizdeki kayıtlı yuva sayısı 300'ün üzerinde. Şu anda bu yuvaların tamamı koruma altına alındı. Ama bilmediğimiz alanlar da var. Bu sayılarla da bini bulduğunu düşünüyoruz. Ancak bu sayıyı yumurtadan çıktıktan sonra ve kayıt altına aldıklarımı için söyleyebiliriz" dedi.

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.