Hava Durumu

#Güvenlik

TOURISMJOURNAL - Güvenlik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Güvenlik haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Artan maliyetler turistlerin rota tercihlerini değiştiriyor Haber

Artan maliyetler turistlerin rota tercihlerini değiştiriyor

BM Turizm Örgütü'nün (UN Tourism) yayımladığı son rapor, 2026 yılında küresel seyahat alışkanlıklarında yaşanan değişimi gözler önüne serdi. Rapora göre, Orta Doğu'daki jeopolitik gerilimler ve artan seyahat maliyetlerine rağmen uluslararası turizm büyümesini sürdürüyor. 2026'nın ilk çeyreğinde uluslararası turist sayısı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2 artarak 307 milyona ulaştı. Böylece yaklaşık 6 milyon kişi daha yurt dışına seyahat etti. Ancak uzmanlar, yükselen ulaşım ve konaklama maliyetleri nedeniyle turistlerin daha fazla "fiyat-performans" odaklı hareket ettiğini ve evlerine yakın destinasyonları tercih etmeye başladığını belirtiyor. UN Tourism, Orta Doğu'daki çatışmaların yıl geneline ilişkin büyüme beklentilerini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekiyor. Kuruluşun 2026 için öngördüğü yüzde 3-4'lük uluslararası turist artışının, çatışmaların süresi ve etkisine bağlı olarak 1 ila 2 puan gerileyebileceği tahmin ediliyor. Bölgedeki uçuş aksaklıkları, yolcu güvenindeki azalma, yükselen petrol fiyatları ve bazı pazarlarda yaşanan uçak yakıtı sıkıntısı da bilet fiyatlarını artırarak küresel hava ulaşımını zorluyor. Buna rağmen sektörün dirençli yapısını koruduğu vurgulanıyor. UN Tourism Genel Sekreteri Şeyha Al Nuwais, jeopolitik ve ekonomik baskıların arttığı bu dönemde turizmin ekonomik büyüme, istihdam ve toplumsal refah açısından kritik rolünü sürdürdüğünü ifade etti. Avrupa, 2026'nın ilk çeyreğinde 130 milyondan fazla ziyaretçi ağırlayarak dünyanın en büyük turizm bölgesi olmayı sürdürdü. Güney Akdeniz ve Kuzey Avrupa'da turist gelişleri yüzde 4 artarken, Orta ve Doğu Avrupa'da büyüme yüzde 6 olarak kaydedildi. Öte yandan Orta Doğu'da çatışmaların etkisiyle uluslararası turist gelişleri yüzde 14 geriledi. Buna karşın Mısır, ziyaretçi sayısını yüzde 16 artırarak bölgedeki dikkat çeken destinasyonlardan biri oldu. Rapora göre, 2026'nın ilk üç ayında turist sayısında en yüksek artışı kaydeden ülkeler Paraguay (yüzde 46), Yeni Kaledonya (yüzde 45), El Salvador (yüzde 43), Moğolistan (yüzde 39), Palau (yüzde 37) ve Özbekistan (yüzde 37) oldu. Aynı dönemde Pakistan yüzde 60, Güney Kore yüzde 38, Fas yüzde 24, Brunei yüzde 22 ve Brezilya yüzde 12 büyüme göstererek güçlü performans sergileyen diğer ülkeler arasında yer aldı. Turizm Uzmanları Paneli'nin sonuçları da sektörün karşı karşıya olduğu temel riskleri ortaya koydu. Uzmanlara göre Orta Doğu'daki çatışmalar, yüksek ulaşım ve konaklama maliyetleri ile küresel ekonomik belirsizlikler, 2026 turizmini şekillendiren en önemli unsurlar arasında bulunuyor. Ankete katılan uzmanların yüzde 64'ü, Orta Doğu'daki gerilimin kendi destinasyonlarına yönelik talebi olumsuz etkilediğini belirtirken, yüzde 17'si bu durumun alternatif destinasyonlara yönelimi artırdığını ifade etti. Uzmanların bir bölümü ise artan maliyetler nedeniyle yurt içi turizmin güç kazandığına dikkat çekti. Tüm bu gelişmeler, 2026 yılında turistlerin seyahat etmeye devam edeceğini ancak bütçe, güvenlik ve yakın mesafe kriterlerinin tercihleri belirleyen başlıca faktörler olacağını gösteriyor.

Japonya düğün turizminde yükselişte Haber

Japonya düğün turizminde yükselişte

The Japan Times gazetesine göre Japonya'da evlenmek, ülkenin turizm sektöründe ivme kazanan daha geniş bir eğilimi yansıtıyor. Uluslararası ziyaretçi sayıları hızla artarken, daha fazla çift geleneksel destinasyonların dışına çıkarak düğün, balayı ve aile kutlamaları için Japonya'yı seçiyor. Ülke, 2025 yılında rekor seviyede 42,7 milyon yabancı ziyaretçi ağırladı. Bu durum, destinasyon düğünlerine ilgi duyan potansiyel çift sayısını da önemli ölçüde artırdı. Sektör tahminlerine göre Japonya'nın destinasyon düğün pazarı, 2026'da yaklaşık 2 milyar dolar seviyesindeyken 2036 yılına kadar 4 milyar doların üzerine çıkarak iki katından fazla büyüyebilir. Bu yükseliş, Japonya'nın iç düğün pazarının demografik zorluklarla karşı karşıya olduğu bir dönemde yaşanıyor. Ülkenin düğün sektörü yaklaşık 1,84 trilyon yen (12 milyar dolar) büyüklüğünde olsa da, düşen doğum oranları ve azalan evlilik sayıları nedeniyle düğün organizatörleri, oteller ve tatil köyleri büyüme için giderek daha fazla yabancı çiftlere yöneliyor. Fuji Dağı'ndan Okinawa sahillerine Fuji Dağı, yabancı çiftlerin en çok tercih ettiği düğün fonlarından biri olarak öne çıkıyor. Ancak ilgi gören tek yer burası değil. Kyoto'nun tarihi tapınakları ve bahçeleri, Tokyo'nun lüks otelleri, Hakone'nin kaplıca resortları ve Okinawa'nın sahil mekanları da benzersiz düğün deneyimi arayan uluslararası çiftlerden yoğun talep görüyor. Hizmet kalitesi ve avantajlı kur etkili Turizm uzmanlarına göre Japonya'nın cazibesi birçok faktörün birleşiminden kaynaklanıyor. Uygun döviz kuru ülkeyi birçok yabancı ziyaretçi için daha ekonomik hale getirirken, üstün hizmet kalitesi, güvenlik ve ayrıntılara verilen önem de tercih edilmesinde etkili oluyor. Çiftler ayrıca düğünlerini balayı ve aile tatiliyle birleştirerek kapsamlı bir seyahat deneyimi yaşayabiliyor. Turizm sektörü açısından destinasyon düğünleri yüksek harcama yapan önemli bir müşteri grubunu oluşturuyor. Düğün organizasyonları; konaklama, ulaşım, yeme-içme, fotoğrafçılık, etkinlik planlama ve gezi faaliyetleri gibi birçok alanda gelir yaratırken, misafirlerin tören sonrasında da ülkede daha uzun süre kalmasını sağlıyor. Bununla birlikte bazı zorluklar da bulunuyor. Birçok düğün mekanı ve hizmet sağlayıcısı hâlâ ağırlıklı olarak yerli müşterilere hizmet veriyor. Dil engelleri ise yabancı çiftlerin organizasyon süreçlerini zorlaştırabiliyor. Bu nedenle uluslararası müşterilere yerel tedarikçiler, sözleşmeler ve yasal prosedürler konusunda yardımcı olan uzman organizasyon şirketlerinin sayısı artıyor. Destinasyon düğünlerine yönelik küresel ilginin yükselmeye devam etmesiyle birlikte Japonya'nın Asya'nın önde gelen düğün turizmi merkezlerinden biri haline gelmesi bekleniyor.

Portekizliler 2026’da seyahat istiyor, ama maliyetler sorun Haber

Portekizliler 2026’da seyahat istiyor, ama maliyetler sorun

Portekizliler, jeopolitik gerilimler ve ekonomik baskılara rağmen 2026’da Avrupa’da seyahat isteği en yüksek gruplar arasında yer alıyor. IPSOS iş birliğiyle hazırlanan Europ Assistance’ın 25. Yıllık Yaz Tatili Barometresi’ne göre, Portekizlilerin %82’si bu yıl tatile çıkmayı planlıyor. Bu oran sadece %84 ile Birleşik Krallık’ın gerisinde kalıyor. 26 ülkeyi kapsayan araştırma, tatilin hâlâ refah ve kişisel dengeyle bağlantılı bir ihtiyaç olarak görüldüğünü ortaya koyuyor. Portekiz’de büyük tatil için ortalama bütçe 1.662 euroya yükseldi. Bu %10’luk artışa rağmen Avrupa ortalaması olan 2.089 euronun altında kalıyor. Harcamalarda Portekiz Avrupa’da 9. sırada yer alırken, İsviçre 3.100 euro ile ilk sırada bulunuyor. Yurt içi turizme yönelim artıyor: Portekizlilerin %47’si ülke içinde seyahat etmeyi tercih ediyor, yurt dışı seyahat oranı ise hafif düşüş gösteriyor. En popüler yurt dışı destinasyonlar İspanya, İtalya ve Brezilya olurken, genel olarak en çok tercih edilen ülkeler İtalya, İspanya ve Fransa. Güvenlik, seyahat kararlarında giderek daha önemli hale geliyor; Portekiz’de özellikle savaş ve terör riski endişeleri Avrupa ortalamasının oldukça üzerinde. Tatil planlarında en büyük engel ise yüksek maliyetler. Portekizlilerin %49’u seyahat edememe nedeninin maddi kısıtlar olduğunu söylüyor. Enflasyon endişesi de çok yüksek: Portekiz bu konuda Avrupa’da en üst sırada yer alıyor (%90). Buna rağmen Portekizlilerin %78’i yazın en az bir seyahat planlıyor. Ayrıca jet yakıtı sıkıntısı nedeniyle yaz aylarında uçuş iptalleri ve hava trafiğinde aksama riski konusunda da uyarılar yapılıyor. Avrupa’nın yakıt rezervlerinin yalnızca birkaç haftalık olabileceği belirtiliyor. Havacılık parafininin (jet yakıtı) fiyatındaki ciddi artış nedeniyle uçak bileti fiyatlarının yükselmesi ve arzın azalması bekleniyor; bu da yaz döneminde talebi olumsuz etkileyecek. Şu an için Avrupa genelinde jet yakıtı eksikliği nedeniyle iptal edilen uçuş oranı %1’in altında. Avrupa’da uçuşlarını iptal eden hava yolu şirketleri arasında Türk Hava Yolları, Lufthansa, British Airways ve KLM bulunuyor. Bu durumun Portekiz ekonomisinin temel itici güçlerinden biri olan turizm sektörüne etkisinin ne olacağı ise belirsiz. Çevre ve Enerji Bakanı Maria da Graça Carvalho’ya göre Portekiz’in Sines rafinerisinden sağlanan bilgilere dayanarak Ağustos ayına kadar jet yakıtı rezervi bulunuyor. Altyapı Bakanı Miguel Pinto Luz ise hükümetin yakıt stokları konusunda petrol şirketleriyle temas halinde olduğunu ve şu an için TAP uçuşlarında iptal beklenmediğini söyledi. Maliye Bakanı Joaquim Miranda Sarmento ise olası yakıt sıkıntısının turizm düşüşü nedeniyle “çok büyük bir ekonomik şok” yaratabileceği uyarısında bulundu. Bakan, Avrupa genelinde jet yakıtı sıkıntısı yaşanması halinde uçakların Portekiz’e ulaşamayacağını ve bunun turizmi ciddi şekilde vuracağını belirtti. Belirsizlik nedeniyle Avrupa Komisyonu, havayollarına jet yakıtı kullanımını ve tedarik lojistiğini optimize etmeye yönelik rehberler yayımlayacak.

Tayland 93 ülke için vizesiz süreyi 30 güne indirdi Haber

Tayland 93 ülke için vizesiz süreyi 30 güne indirdi

Güneydoğu Asya ülkesi Tayland'da aralarında Türkiye'nin de olduğu 93 ülkenin vizesiz kalış süresi düşürüldü. Tayland Bakanlar Kurulu tarafından bugün alınan kararla, pandemi sonrası turizmi canlandırmak amacıyla 2024 yılında yürürlüğe giren 60 günlük vizesiz kalış uygulamasının aralarında Türkiye'nin de olduğu 93 ülke için yeniden 30 güne düşürülmesi kararlaştırıldı. Yetkililer, kararın gerekçesi olarak uzun süreli vizesiz giriş imkanının yasa dışı faaliyetlerde kullanılması ve sistemin istismar edilmesini gösterdi. Tayland Hükümet Sözcüsü Rachada Dhanadirek yaptığı açıklamada, mevcut sistemin bazı yabancılar tarafından kötüye kullanıldığını belirterek, uzun süreli vizesiz giriş uygulamasının kaçak çalışma, yasa dışı işletme faaliyetleri ve dolandırıcılık şebekeleri için güvenlik açığı oluşturduğunu ifade etti. Dhanadirek ayrıca, önümüzdeki dönemde Tayland'a giriş çıkışlarda göç denetimlerinin sıkılaştırılacağını açıkladı. Yeni düzenlemeyle birlikte Tayland kara sınır kapılarından yapılacak vizesiz girişlere de sınırlama getirileceği duyuruldu. Buna göre standart 30 günlük uygulama kapsamında yabancıların kara sınırlarından yılda en fazla iki kez vizesiz giriş yapmasına izin verilecek. Son dönemde yabancı uyrukluların karıştığı uyuşturucu kaçakçılığı, yasa dışı çalışma ve ruhsatsız işletmeler gibi olayların artmasının ardından hükümetin uygulamayı yeniden gözden geçirdiği aktarıldı. Turizmin gayrisafi hasılanın yüzde 10'undan fazlasını oluşturduğu Tayland'da, yılın ilk çeyreğinde yabancı turist sayısının geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,4 düştüğü açıklandı. Yetkililer, düşüşe rağmen bu yıl için belirlenen 33,5 milyon yabancı turist hedefinin korunduğunu bildirdi. Yeni vize uygulamalarının yürürlüğe gireceği tarihin ilerleyen günlerde açıklanması bekleniyor.

UNESCO Cumalıkızık toplantısı gerçekleştirildi Haber

UNESCO Cumalıkızık toplantısı gerçekleştirildi

Bursa UNESCO Derneği Cumalıkızık Çalışma Gurubu tarafından organize edilen toplantıya yerel yöneticiler, akademisyenler, Bursa alan başkanı ve ekibi, sivil toplum kuruluşları, köy temsilcileri ve koruma uzmanları katıldı. Gündemde tarihi dokunun korunması, restorasyon süreçleri, artan ziyaretçi yoğunluğunun oluşturduğu baskılar, yangın ve afet riskleri, altyapı ihtiyaçları ile yerel halkın sürece aktif katılımı yer aldı. Toplantıda Cumalıkızık’ın yalnızca turistik bir destinasyon değil, yaşayan bir kültürel miras alanı olduğu vurgulandı. Katılımcılar, UNESCO Dünya Mirası unvanının korunabilmesi için koruma-kullanma dengesinin hassasiyetle yürütülmesi gerektiğine dikkat çekti. Ziyaretçi yoğunluğu kritik boyutta Geçen yıl bir günde yaklaşık 34 bin kişinin Cumalıkızık’ı ziyaret ettiği belirtilen toplantıda, bu yoğunluğun Bursaspor maç günlerindeki stadyum kalabalığıyla kıyaslanabileceği ifade edildi. Uzmanlar, kontrolsüz yoğunluğun tarihi doku üzerinde ciddi baskı oluşturduğunu belirterek sürdürülebilir turizm politikalarının geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Toplantıda yeterli sağlık altyapısının olmadığı, acil tahliye planlarının eksik olduğu, güvenlik ve yönlendirme sistemlerinin yetersiz kaldığı, ziyaretçi yönetiminin profesyonel şekilde yapılmadığı ifade edildi. Yapı stoğu ve restorasyon durumu endişe verici Köyde yapılan güncel yapı tespitine göre: Toplam 259 ev bulunuyor, 168’i tarihi yapı niteliğinde, 76’sı betonarme, 21’i tamamen yıkılmış, 17’si harabe ve tehlike arz eder durumda. Toplam 38 yapı oturulamaz durumda Dikkat çeken bir tespit ise kamu ve STK yapılarının neredeyse tamamı restore edilmişken, köy halkına ait tarihi evlerin yaklaşık yüzde 78’inin hâlâ restore edilmemiş olması. Köy halkının kendi imkanlarıyla restore ettiği ev sayısı yalnızca 19 olarak açıklandı. Toplamda 113 evin restorasyon beklediği, harabe durumdakilerle birlikte yaklaşık 151 yapının müdahale gerektirdiği belirtildi. "Koruma yükü köylünün üzerinde kaldı" Köydeki tarihi evlerin yaklaşık yüzde 70’inde usulüne uygun olmayan müdahaleler bulunduğu ancak bunun yalnızca "köylünün bilinçsizliği" ile açıklanamayacağı vurgulandı. Restorasyon desteğinin sınırlı kaldığı, köy halkının büyük kısmının yıllardır sıra beklediği ifade edildi. "Benim evim neden restore edilmiyor, komşumun benden ne farkı var?" düşüncesinin yaygınlaştığı belirtilirken, koruma yükünün köylü üzerinde kaldığı eleştirisi yapıldı. Toplantıda dikkat çeken bir eleştiri de önceliklerin yanlış belirlenmesine yönelik oldu. Yoğun ziyaretçi baskısı ve otopark ihtiyacı sürerken yeni piknik alanı yapılmasının yanlış öncelik olduğu ifade edildi. UNESCO alanı çevresinde turistik yükü artıracak projeler yerine altyapı ve koruma önceliği olması gerektiği vurgulandı. "Bir Günde 50 Bin Kişiye Hediyelik Eşya Üretebilecek Bir Köy Değiliz" Konuşmalarda "Bir günde 50 bin kişiye hediyelik eşya üretebilecek bir köy değiliz" sözüyle mevcut turizm baskısının gerçekçi olmadığı ifade edildi. Köy ekonomisinin ve yaşam kapasitesinin ziyaretçi yoğunluğuna göre yeniden planlanması gerektiği belirtildi. Uluslararası iş birlikleri ve tanıtım Toplantıda Safranbolu ve Avrupa’daki örnek miras alanlarıyla iş birliği geliştirilmesi, uluslararası uzmanlarla ortak çalışmalar yapılması, İngilizce tanıtım materyalleri hazırlanması ve Cumalıkızık’a özel belgesel projelerinin hayata geçirilmesi yönünde öneriler paylaşıldı. Avrupa’daki bazı UNESCO köylerinin mimariyi korumak için geliştirdiği yenilikçi yöntemlerden örnekler verilirken, amaçlarının bu örneklerden öğrenmek ve Cumalıkızık’a uygun modeller geliştirmek olduğu ifade edildi. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmalı" Toplantıda geleneksel üretim kültürünün, kadın emeğinin ve kırsal yaşam kimliğinin korunmasının UNESCO sürecinin temel parçalarından biri olduğu vurgulandı. "Köyün belleği, kadın emeği ve yaşayan kültürü korunmadan yalnızca fiziksel restorasyon yeterli olmaz" görüşü öne çıktı. Boş duran kamu yapılarının kadın üretim merkezi, sağlık destek noktası, ziyaretçi ağırlama alanı ve kültürel buluşma merkezi olarak değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. "UNESCO unvanı sınırsız turizm değildir" UNESCO uzmanlarının geçmişte yaptığı "Sınırsız turist kabul edilemez" uyarısı hatırlatılırken, 34-50 bin kişinin bir günde gelmesinin başarı gibi sunulmaması gerektiği vurgulandı. Kontrollü ziyaretçi sistemi, rezervasyon ve zaman planlaması, kapasite yönetimi, yönlendirilmiş turizm modeli uygulanması gerektiği belirtildi. "Cumalıkızık dışarıdan gelen baskıyla yok olabilir" Toplantıdaki en önemli uyarılardan biri de Cumalıkızık’ın içeriden değil, dışarıdan gelen baskıyla yok olabileceği yönündeydi. Bursa’nın aşırı büyümesi, kent baskısının köylere dayanması, çevre yapılaşmalarının artması, rant baskısı, tarım alanlarının sanayiye dönüşmesi ve doğal alanların kaybedilmesi başlıca kaygılar olarak sıralandı. Ortak akıl vurgusu Toplantı sonunda katılımcılar, Cumalıkızık’ın geleceğinin ancak kurumlar, uzmanlar ve köy halkının ortak hareket etmesiyle sürdürülebilir şekilde korunabileceği görüşünde birleşti. Ortak akıl, şeffaf iletişim ve katılımcı yönetim anlayışının güçlendirilmesi yönünde çalışmaların devam edeceği belirtildi. "Bu mesele siyaset üstüdür. Amaç çocuklara doğru korunmuş bir miras bırakmaktır" görüşü toplantıya damga vuran mesajlardan biri oldu.

Aktunç: Turizmi gözümüz gibi korumalıyız Haber

Aktunç: Turizmi gözümüz gibi korumalıyız

Aktunç, turizmin çok kırılgan bir sektör olduğunu belirterek, turistlerin destinasyon tercihlerinde ilk olarak güvenlik, ardından fiyat ve ekonomik koşullara baktığını söyledi. “Turizm cari açığın yüzde 60-65’ini karşılıyor” Turizmin ülke ekonomisi açısından taşıdığı öneme dikkat çeken Aktunç, sektörün cari açığın yaklaşık yüzde 60-65’ini karşıladığını, 60’a yakın sektörün de turizmden doğrudan veya dolaylı şekilde gelir elde ettiğini ifade etti. Aktunç, “Turizmin bıraktığı parayla çok kişi evine ekmek götürüyor. Bu çarpan etkisini ve kırılganlığını düşünerek hükümet ve bakanlık olarak elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz” dedi. “Hayatı ucuzlatacak tedbirler almak zorundayız” Hayat pahalılığının turizmde rekabet gücünü etkilediğini vurgulayan Aktunç, maaş artışlarının yanı sıra temel gıda ve bazı kalemlerde vergi indirimlerinin de gündeme alınması gerektiğini belirtti. Aktunç, “Hayatı ucuzlatacak tedbirler almak zorundayız. Bir üründe ya da bir noktada yapılacak indirim veya teşvikin getirisi, ülkeye daha fazla turist ve öğrenci gelmesiyle çok daha yüksek olacaktır” ifadelerini kullandı. Uçak biletleri ve teşvik vurgusu Uçak biletlerindeki yüksek fiyatlara da değinen Aktunç, Türk Hava Yolları ve Pegasus ile görüşmelerin sürdüğünü söyledi. Bölgedeki savaş nedeniyle akaryakıt fiyatlarında artış beklendiğini kaydeden Aktunç, hava yolu şirketlerinin indirim yapmasının kolay olmadığını ancak devlet destekli teşvik modellerinin değerlendirilebileceğini belirtti. “Turizm sektörüne destek zorunluluktur” Aktunç, turizmde en büyük gider kalemlerinin personel, elektrik ve ham madde olduğunu belirterek, özellikle sosyal sigorta ve enerji maliyetlerinde destek verilmesi gerektiğini ifade etti. “Turizm sektörüne destek bir tercih değil, zorunluluktur” diyen Aktunç, özel sektörün ve özellikle turizm sektörünün ayakta kalmasının kamu maliyesi açısından da kritik olduğunu söyledi. 2025 iyi geçti, 2026 savaşın etkisiyle baskı altında Aktunç, 2025’in turizm açısından başarılı geçtiğini, “Ada Kıbrıs” kampanyasının özellikle Türkiye’den gelişlerde ciddi artış sağladığını belirtti. 2025 yılında turizm gelirinin 2 milyar euronun üzerine çıktığını ifade eden Aktunç, 2026’nın ocak ve şubat aylarında da artış yaşandığını ancak savaşın etkisiyle mart ve nisan aylarında düşüş görüldüğünü söyledi. Aktunç, Avrupa’dan gelen charter uçuşlarda iptaller yaşandığını, Türkiye pazarında ise büyük iptaller olmasa da rezervasyonlarda düşüş görüldüğünü kaydetti. Bayram dolulukları yüksek Bayram dönemine ilişkin de bilgi veren Aktunç, büyük otellerde doluluk oranlarının yüzde 90 ila yüzde 100 seviyelerine yaklaştığını, küçük oteller için ise bazı destek ve kampanya çalışmalarının gündemde olduğunu söyledi. Müzeler ve kültür turizmi vurgusu Kültür turizmine de değinen Aktunç, müzelerin çağdaş müzecilik anlayışıyla yönetilmesi, hafta sonu açık olması ve bazı müzelerde gece müzeciliğinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtti. Girne Antik Limanı restorasyonunun ardından Girne Kalesi ziyaretçi sayılarında yüzde 30-40 oranında artış yaşandığını söyleyen Aktunç, turistleri otellerden çıkaracak ürünlere ihtiyaç olduğunu vurguladı. Aktunç ayrıca, 1999’da yanan Devlet Tiyatroları binasının tamamlanma aşamasına geldiğini belirterek, temmuz-ağustos aylarında açılış yapılmasının hedeflendiğini ifade etti. “Turizm ülkenin ekonomik hayatının en önemli sektörüdür” Turizm eğitiminin önemine de değinen Aktunç, gençlere turizm sektöründe çalışmanın onurunun ve değerinin anlatılması gerektiğini söyledi. Aktunç, “Turizme de turizmciye de göz bebeğimiz gibi bakmamız gerekir. Rakamlar bize gösteriyor ki bu ülkedeki ekonomik hayatın en önemli sektörü turizm sektörüdür” dedi.

Rusya Yabancılara Oturma İzni Harcını Beş Kat Artırıyor Haber

Rusya Yabancılara Oturma İzni Harcını Beş Kat Artırıyor

Rusya hükümeti, yabancı ülke vatandaşlarına verilen oturma izni için alınan devlet harcını rekor oranla artırmaya hazırlanıyor. Hükümetin yasa tasarıları komisyonu tarafından onaylanan düzenlemeye göre, halen 6 bin ruble olan oturma izni harcı 30 bin rubleye yükselecek. Böylece yabancıların süresiz ya da uzun vadeli yasal ikamet statüsü elde etmek için ödedikleri bedel beş kat artmış olacak. Taslakta dikkat çeken istisna ise Rusya Silahlı Kuvvetleri ile sözleşme imzalayan yabancılar için getirildi. Buna göre Rus ordusunda görev almak üzere kontrat yapan yabancı ülke vatandaşları ile aile üyeleri bu harçtan muaf tutulacak. Göç mevzuatındaki sertleşme yalnızca harç artışıyla sınırlı değil. Adalet Bakanlığı bu ay içinde, aşırılıkçılık, kamu güvenliği ya da bilgi güvenliğini tehdit eden suçlara karışan yabancılara yönelik yaptırımları ağırlaştıran yeni bir değişiklik paketi hazırladı. Taslağa göre, özel askeri operasyon döneminde Rus ordusuyla en az bir yıllık sözleşme yapan yabancı askerlerin aile üyelerine oturma izni verilmesi de bazı durumlarda kısıtlanabilecek. Bu adım, göç politikalarının güvenlik eksenli yeniden şekillendirildiğini gösteren yeni bir işaret olarak değerlendiriliyor. İçişleri Bakanlığı Göç Servisi’nin mart ayında açıkladığı rakamlara göre Rusya’da bulunan yabancı ülke vatandaşlarının sayısı geçen yıl yüzde 8,6 düşüşle 5,7 milyona indi. Geçici oturma izni verilenlerin sayısı üçte bir oranında azalarak 31 bin 304’e, verilen oturma izni sayısı yüzde 27,3 düşüşle 156 bin 229’a geriledi. Rus vatandaşlığına kabul edilenlerin sayısı da bir yılda yüzde 27,1 azalarak 152 bin 400 olarak kayda geçti.

Güney Kore’de askerden arındırılmış bölge yoğun ilgi görüyor Haber

Güney Kore’de askerden arındırılmış bölge yoğun ilgi görüyor

Güney Kore’nin Kuzey Kore ile sınırını oluşturan Askerden Arındırılmış Bölge (DMZ), yalnızca askeri bir hat olmanın ötesine geçerek ekonomik değer üreten bir alana dönüşüyor. Seul yönetimi, sıkı güvenlik önlemleri altında açtığı gözlem noktalarıyla ziyaretçilere Kuzey Kore’yi uzaktan gözlemleme imkânı sunarken, bu hattı aynı zamanda turizm gelirine dönüştürüyor. Dünyanın en gerilimli sınırlarından biri olarak kabul edilen DMZ, her yıl yüz binlerce turistin ziyaret ettiği özel bir rota haline gelirken, bölge klasik turizm anlayışından farklı olarak “jeopolitik deneyim” sunan bir destinasyon olarak öne çıkıyor. Rehberli turlar, kontrollü geçişler ve özel ziyaret paketleriyle şekillenen bu model, turizm ekonomisine yeni bir boyut kazandırıyor. “Bu sadece turizm değil, stratejik iletişim” DMZ hattındaki gözlem noktaları, Güney Kore’nin kontrollü biçimde dünyaya açtığı en hassas alanlardan biri olarak dikkat çekiyor. Yetkililer, bu uygulamanın yalnızca turizm faaliyetinden ibaret olmadığını vurguluyor: “Bu alanlar sadece ziyaret edilen yerler değil, aynı zamanda Kore Yarımadası’ndaki gerçekliğin uluslararası kamuoyuna gösterildiği noktalar.” Ziyaretçilere Kuzey Kore yerleşimlerinin uzaktan gösterildiği bu noktalar, iki sistem arasındaki ekonomik ve sosyal farkın doğrudan gözlemlenmesini sağlıyor. Böylece DMZ, yalnızca fiziksel bir sınır değil, aynı zamanda uluslararası algının şekillendirildiği bir platform işlevi görüyor. Turizm geliri ve “jeopolitik deneyim” pazarı DMZ turları, Güney Kore turizm gelirleri içinde özel bir segment oluşturuyor. Bölgeye yönelik ziyaretler, standart turistik faaliyetlerin ötesinde, küresel ziyaretçiler için benzersiz bir deneyim sunuyor.Sektör temsilcileri bu durumu şöyle özetliyor: “İnsanlar sadece bir sınırı görmek için değil, dünyanın en kritik jeopolitik hatlarından birini deneyimlemek için geliyor.” Bu çerçevede DMZ, rehberli turlar, ulaşım hizmetleri, güvenlikli geçiş sistemleri ve tematik ziyaret programlarıyla birlikte katma değerli bir turizm modeli yaratıyor. Tur operatörleri ve yerel hizmet sağlayıcılar için de yeni bir gelir alanı oluşurken, bölge ekonomisi bu özel turizm türünden doğrudan besleniyor. İki farklı sistem arasındaki fark deneyimi Gözlem noktalarının bir diğer işlevi ise uluslararası algı yönetimi. Güney Kore, ziyaretçilere Kuzey Kore’yi uzaktan göstererek iki ülke arasındaki ekonomik ve sosyal farkı görünür kılıyor. “Ziyaretçiler burada sadece bir manzara görmüyor, iki farklı sistem arasındaki farkı da deneyimliyor.” Bu yaklaşım, klasik propaganda yöntemlerinden farklı olarak yumuşak gücün kullanıldığı doğrudan gözleme dayalı bir anlatı sunuyor. Böylece DMZ, hem turistik hem de politik mesajların iletildiği çok katmanlı bir alan haline geliyor. Sınırda barış mesajı da veriliyor Yüksek güvenlikli yapısına rağmen DMZ, aynı zamanda barış söyleminin de üretildiği bir alan olarak konumlandırılıyor. Bölgedeki semboller ve anlatılar, Kore Yarımadası’nda olası bir birleşme ihtimaline işaret ediyor: “Bu hat sadece bir ayrım çizgisi değil, aynı zamanda bir gün ortadan kalkması umut edilen bir sınır.” Bu yönüyle DMZ, yalnızca mevcut gerilimin değil, aynı zamanda geleceğe dair barış beklentisinin de temsil edildiği bir alan olarak öne çıkıyor. Sınır hattı bir “ekonomi alanına” dönüşüyor Güney Kore’nin DMZ politikası, klasik sınır anlayışının ötesine geçerek yeni bir model ortaya koyuyor. Sınır hattı artık yalnızca askeri bir ayrım çizgisi olarak değil, aynı zamanda ekonomik değer üreten, uluslararası algıyı şekillendiren ve diplomatik mesaj taşıyan çok boyutlu bir alan olarak konumlanıyor. Bu yaklaşım, güvenlik ile ekonominin aynı zeminde buluşabildiğini gösterirken, DMZ’yi küresel ölçekte dikkat çeken özgün bir model haline getiriyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.