Hava Durumu

#Göbeklitepe

TOURISMJOURNAL - Göbeklitepe haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Göbeklitepe haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

"Troya Sergisi" 221 eserle Roma'da Haber

"Troya Sergisi" 221 eserle Roma'da

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İtalya'nın başkenti Roma'daki programı kapsamında Kolezyum Arkeolojik Alanı'nda düzenlenen basın buluşmasında yerli ve yabancı basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bakan Ersoy, "Troya ve Roma: Antik Akdeniz Mitleri, Efsaneleri ve Hikayeleri" sergisinin Türkiye ile İtalya arasındaki kültürel iş birliğinin önemli bir sonucu olduğunu belirterek, Troya'nın insanlık tarihinin en güçlü anlatılarından biri olarak bugün dünyanın en önemli kültür merkezlerinden birinde yeniden hayat bulduğunu söyledi. Türkiye'deki 19 müzeden seçilen 221 eserin yer aldığı sergide, 50 eserin ilk kez ziyaretçilerle buluştuğunu ifade eden Mehmet Nuri Ersoy, Troya Atı replikasıyla birlikte Anadolu'nun binlerce yıllık kültürel mirasının Roma'nın kalbinde dünya kamuoyuna sunulduğunu kaydetti. Troya ile Roma arasındaki ortak hafıza Kolezyum'da anlatılıyor Troya'nın Roma'nın kuruluş anlatısında özel bir yere sahip olduğunu vurgulayan Ersoy, Roma'nın kurucu atası kabul edilen Aeneas'ın Troya'dan İtalya'ya uzanan yolculuğunun iki medeniyet arasında güçlü bir tarihi ve kültürel bağ kurduğunu söyledi. Serginin yalnızca Troya Savaşı'nı değil, Troya ile Roma arasında kurulan tarihi ve mitolojik ilişkiyi de ziyaretçilere aktardığını belirten Ersoy, MÖ 3'üncü bin yıldan Roma Dönemi'nin sonuna kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan seçkinin Antik Akdeniz dünyasının ortak hafızasına ışık tuttuğunu ifade etti. Troya'nın yalnızca Roma'nın değil Avrupa kültürel hafızasının da kurucu anlatılarından biri olduğunu dile getiren Ersoy, Homeros'tan günümüze uzanan bu büyük mirasın farklı toplumları ortak bir tarih ve kültür etrafında buluşturduğunu söyledi. Kolezyum'daki iş birliğinin temelinde güven var Geçtiğimiz yıl Kolezyum'da gerçekleştirilen Göbeklitepe Sergisi'nin büyük ilgi gördüğünü hatırlatan Bakan Ersoy, söz konusu serginin milyonlarca ziyaretçiye ulaşarak Türkiye'nin kültürel değerlerinin uluslararası görünürlüğüne önemli katkı sunduğunu belirtti. Göbeklitepe ile başlayan iş birliğinin Troya Sergisi ile daha da ileri taşındığını ifade eden Ersoy, bu tür prestijli alanlarda sergi düzenlemenin yalnızca maddi imkânlarla açıklanamayacağını söyledi. İlgili kurumlar arasında güçlü ilişkiler ve karşılıklı güvenin belirleyici olduğuna dikkat çeken Ersoy, kültürel diplomasi alanında kurulan iş birliklerinin uzun vadeli sonuçlar ürettiğini kaydetti. Troya Sergisi kültür turizmine de katkı sağlayacak Troya Sergisi'nin de Göbeklitepe Sergisi'nin yakaladığı başarıyı sürdüreceğine inandığını belirten Ersoy, Kolezyum'un ziyaretçi profili ve bugüne kadar gördükleri ilginin bu beklentiyi desteklediğini söyledi. Bu tür uluslararası sergilerin yalnızca kültürel görünürlüğe değil, Türkiye'nin kültür turizmine ve uluslararası tanıtımına da önemli katkılar sunduğunu vurgulayan Ersoy, kültürel mirasın dünyanın farklı coğrafyalarında görünür kılınmasının Türkiye'nin marka değerini güçlendirdiğini ifade etti. Yeni uluslararası sergiler yolda Türkiye'nin kültürel mirasını dünyanın en önemli müzeleri ve kültür merkezlerine taşımaya devam edeceklerini belirten Ersoy, Berlin'de devam eden Göbeklitepe ve Taş Tepeler Sergisi'nin ardından Danimarka, İngiltere, İtalya ve ABD'de yeni sergiler planlandığını açıkladı. Japonya ile bu alanda mutabakat zaptı imzalandığını, Çin ve Avusturya ile görüşmelerin sürdüğünü kaydeden Ersoy, hedeflerinin Anadolu'nun binlerce yıllık birikimini daha geniş kitlelerle buluşturmak olduğunu söyledi. Tanıtımda yeni dönem: Hikaye anlatıcılığı Dünyada tanıtım anlayışının değiştiğine dikkat çeken Bakan Ersoy, günümüzde insanların yalnızca bir destinasyonu görmek istemediğini, aynı zamanda bir hikayenin parçası olmayı arzuladığını ifade etti. Bu doğrultuda Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı'nın (TGA) çalışmalarına işaret eden Ersoy, Türkiye'nin tanıtımında dijital dünyayı merkeze alan, veriye dayalı ve küresel eğilimleri takip eden yeni bir model uyguladıklarını söyledi. GoTürkiye markasıyla dünyanın yaklaşık 200 ülkesinde tanıtım faaliyetleri yürüttüklerini belirten Bakan Ersoy, reklam filmlerinin yanı sıra hikaye anlatıcılığını merkeze alan yeni projeler geliştirdiklerini kaydetti. Türk dizilerinin dünya çapındaki etkisinden de yararlandıklarını ifade eden Ersoy, TGA koordinasyonunda hazırlanan mini dizi projeleriyle şehirlerin, kültürel mirasın ve yaşam kültürünün milyonlarca kişiye ulaştırıldığını belirtti. Bakan Ersoy, Türkiye'nin bugün yalnızca ziyaret edilen değil, deneyimlenen bir destinasyon olarak öne çıktığını vurgulayarak kültür, tarih, gastronomi ve yaşam kültürünü çağın iletişim araçlarıyla dünyaya anlatmaya devam edeceklerini söyledi.

Dijital dönüşüm Türkiye’yi müzecilikte Avrupa’nın önüne taşıdı Haber

Dijital dönüşüm Türkiye’yi müzecilikte Avrupa’nın önüne taşıdı

Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın hayata geçirdiği dijital dönüşüm projeleri, Türkiye'de kültürel mirasa erişimi kolaylaştırırken müze ve ören yerlerine olan ilgiyi de rekor seviyelere taşıdı. Dijital altyapı yatırımları, entegre biletleme sistemleri ve Müze Kart uygulamasında yapılan yenilikler sayesinde Türkiye, müze ziyaretçi sayısındaki artış oranıyla birçok Avrupa ülkesini geride bıraktı. Verilere göre, Türkiye'de müze ve ören yerleri, Milli Saraylar ve özel müzelerin toplam ziyaretçi sayısı 2023 yılında 55,7 milyon olarak kaydedilirken, bu rakam 2024 yılında 62,6 milyona yükseldi. Böylece ziyaretçi sayısında yüzde 12,3'lük artış yaşandı. 2024 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerleri 33 milyon 262 bin 178 kişiyi ağırladı. Aynı dönemde Milli Saraylar'ın ziyaretçi sayısı 9 milyon 999 bin 370'e ulaşırken, özel müzeleri ziyaret edenlerin sayısı 19 milyon 774 bin 549 olarak gerçekleşti. Kimlik kartıyla müzeye giriş dönemi Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın öncülüğünde Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Türk Telekom iş birliğiyle yürütülen "Müze ve Ören Yerleri Dijital Dönüşüm Projesi"nin yeni aşamasını duyurdu. Yeni uygulamayla birlikte Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartları Müze Kart olarak kullanılabilecek. Vatandaşlar, e-Devlet veya mobil uygulama üzerinden kimlik doğrulama işlemlerini tamamlayıp Müze Kart ücretini ödedikten sonra gişede beklemeden doğrudan giriş yapabilecek. Uygulamanın kültürel alanlara erişimi önemli ölçüde kolaylaştırması bekleniyor. Müze Kart'a yoğun ilgi Türkiye'de kültürel mirasa erişimin yaygınlaşmasında önemli rol oynayan Müze Kart uygulamasında da dikkat çekici bir büyüme yaşandı. 2017 yılında 1 milyon 82 bin 139 olan Müze Kart satışları, dijitalleşme çalışmaları, çevrim içi başvuru kolaylığı ve kullanım alanının genişletilmesiyle birlikte 2025 yılında 6 milyon 744 bin 945'e yükseldi. Böylece Müze Kart satışlarında yüzde 533'lük artış kaydedildi. Türkiye, Avrupa'nın önüne geçti Türkiye'nin müze ziyaretçi sayısında yakaladığı yüzde 12,3'lük büyüme, birçok Avrupa ülkesinin performansını geride bıraktı. Aynı dönemde Almanya'da ziyaretçi sayısı yüzde 1,3, İspanya'da yüzde 4,7, İtalya'da yüzde 5,3 ve Yunanistan'da yüzde 7,8 arttı. İngiltere'de ise yüzde 2,7 oranında düşüş yaşandı. Fransa'daki yüzde 36,6'lık yükselişte ise 2024 Paris Olimpiyat Oyunları'nın etkili olduğu değerlendiriliyor. Türkiye ise herhangi bir mega spor organizasyonunun desteği olmaksızın; dijital dönüşüm yatırımları, arkeolojik çalışmalardaki başarısı ve kültürel görünürlüğü artıran politikaları sayesinde sürdürülebilir bir büyüme sergiledi. Toplam ziyaretçi sayısında İtalya ve İngiltere'yi geride bırakan Türkiye, müzecilik alanında dikkat çeken bir başarıya imza attı. Bayram tatilinde yoğun ziyaretçi akını Kurban Bayramı tatilini kapsayan 23-31 Mayıs 2026 tarihleri arasında Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerini toplam 1 milyon 520 bin 610 kişi ziyaret etti. Bayram döneminde en fazla ilgi gören kültür destinasyonları arasında Efes, Hierapolis, Göbeklitepe, Zelve-Paşabağlar ve Zeugma Mozaik Müzesi yer aldı. Türkiye, kültürel mirasın korunmasını dijital teknolojilerle buluşturan yaklaşımı sayesinde yalnızca tarihi değerlerini gelecek nesillere aktarmakla kalmıyor; aynı zamanda müzecilik ve kültür yönetiminde uluslararası ölçekte örnek gösterilen bir model oluşturmayı sürdürüyor.

Efes, Hierapolis ve Göbeklitepe bayramın gözdesi oldu Haber

Efes, Hierapolis ve Göbeklitepe bayramın gözdesi oldu

Kurban Bayramı tatilinde Türkiye'nin kültürel mirasına yönelik ilgi dikkat çekici seviyelere ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerinde 1 milyon 514 bin 211 ziyaretçi ağırlanırken Efes, Hierapolis, Göbeklitepe, Zelve-Paşabağlar ve Zeugma Mozaik Müzesi en çok tercih edilen kültür durakları arasında yer aldı. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bayram boyunca müze ve ören yerlerinde yaşanan ziyaretçi hareketliliğine ilişkin verileri sosyal medya hesabından paylaştı. Bakan Ersoy, Türkiye'nin kültür rotalarının bayram tatilinde ziyaretçilerle dolduğunu belirterek şu değerlendirmede bulundu: "Müzelerimizde ve ören yerlerimizde hayata geçirdiğimiz restorasyon çalışmaları, ziyaretçi odaklı uygulamalar ve yeni müzecilik anlayışımız kültür rotalarımıza olan ilgiyi her geçen gün daha da artırıyor. Bu ilginin en somut yansımalarından birini de Kurban Bayramı tatili boyunca yaşadık. Türkiye'nin dört bir yanındaki kültür rotaları ziyaretçilerimizle doldu. Tatil boyunca müze ve ören yerlerimizde toplam 1 milyon 514 bin 211 ziyaretçiyi ağırladık. Bayramda en çok ziyaret edilen kültür duraklarımız: Efes Ören Yeri-119 bin 143 ziyaretçi, Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri - 113 bin 34 ziyaretçi, Göbeklitepe Ören Yeri - 65 bin 446 ziyaretçi, Zelve-Paşabağlar Ören Yeri - 55 bin 492 ziyaretçi, Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi-48 bin 843 ziyaretçi. Kültürel mirasımıza gösterdikleri yoğun ilgi için tüm ziyaretçilerimize teşekkür ediyorum." En çok ziyaret edilen kültür durakları belli oldu Bayram tatilinde en fazla ziyaretçi ağırlayan kültür durağı 119 bin 143 ziyaretçiyle Efes Ören Yeri oldu. Efes'i 113 bin 34 ziyaretçiyle Denizli Hierapolis (Pamukkale) ve 65 bin 446 ziyaretçiyle Şanlıurfa Göbeklitepe ören yerleri izledi. Göbeklitepe'nin ardından listenin üst sıralarında yer alan Nevşehir Zelve-Paşabağlar Ören Yeri 55 bin 492 ve Zeugma Mozaik Müzesi ise 48 bin 843 ziyaretçiyi ağırladı. Göreme Ören Yeri 48 bin 291 ziyaretçiyle listenin devamında öne çıkarken, Trabzon Sümela Manastırı 37 bin 562, Antalya Phaselis Ören Yeri 33 bin 919, Galata Kulesi 29 bin 587 ve Nevşehir Derinkuyu Yeraltı Şehri 27 bin 626 ziyaretçi tarafından ziyaret edildi. Bayramın her gününde yüz binlerce ziyaretçi Kurban Bayramı süresince müze ve ören yerlerinde ziyaretçi yoğunluğu tatilin her gününde yüksek seviyelerde seyretti. Arefe gününde 163 bin 815 ziyaretçi ağırlanırken bayramın birinci gününde bu sayı 150 bin 086 olarak kaydedildi. Bayramın ikinci gününde 208 bin 907, üçüncü gününde 252 bin 127 ve dördüncü gününde 219 bin 017 ziyaretçi müze ve ören yerlerini ziyaret etti. Bayram tatilinin ardından gelen pazar gününde ise 118 bin 310 ziyaretçi kültür rotalarını tercih etti.

Şimşek: Turizmde Yeni Büyüme Motoru Doğu ve Güneydoğu Haber

Şimşek: Turizmde Yeni Büyüme Motoru Doğu ve Güneydoğu

Bakan Şimşek, Batman'ın Hasankeyf ilçesi Ören yerinde Batman ve Şırnak Valilikleri tarafından Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) bünyesinde hayata geçirilen "Kadim Şehirler Yolu Batman-Şırnak Rotası" lansman programında yaptığı konuşmada, çok güzel bir vesileyle bir arada olduklarını söyledi. Bulundukları coğrafyanın en az 12 bin yıllık bir hafızasının bulunduğunu anlatan Şimşek, bu toprakların Roma, Bizans, Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı dönemini gördüğünü belirtti. "Aslında bugün lansmanını yaptığımız Kadim Şehirler Yolu Batman-Şırnak Rotası sıradan bir etkinlik değil. Bu çok değerli ve önemli. Batman ve Şırnak'ı tarihiyle, kültürüyle, doğasıyla ama en önemlisi hikayesiyle dünyaya yeniden tanıtıyoruz." ifadelerini kullanan Şimşek, onun için bir arada olduklarını bildirdi. Batman'ın 36 yıl önce il olduğunu anımsatan Şimşek, kentin geliştiğini, büyüdüğünü ve büyükşehir olma yolunda mesafe kat ettiğini, nüfusunun 660 bini geçtiğini söyledi. Şimşek, şunları kaydetti: "İl olmadan önceki nüfusuna oranla neredeyse iki kata doğru gidiyoruz. Fakat burada konu nüfus değil, esas olan Batman'ın gelişmesi, kalkınmasıdır. 2002'ye kadar bir fabrikası varmış. O da un fabrikası. Sonra büyük bir enerjiyle AK Parti hükümetleriyle birlikte altyapı yapıldı, üniversite kuruldu, insan kaynağı anlamında sorun giderildi. Muazzam teşvikler verildi ve OSB'ye sığılmaz oldu. O dönemde yeni OSB çalışmaları başladı. Bugün memnuniyetle şunu söyleyebilirim. Şu anda OSB'de 20 binden fazla çalışanımız var. Bu muazzam bir şey. Aynı zamanda 5 OSB fiilen tasarım ve inşa aşamasında. Lojistik merkezi var. Batman'ın ciddi bir göç çekmesi gerekiyor. Bunun için de konuttan altyapıya kadar birçok konuda çabalarımıza devam etmemiz lazım. Batman, muazzam bir ilerleme sağladı." Kentin bugün altyapısı ve insan kaynağıyla çok güçlü bir şehir olduğunu dile getiren Şimşek, AK Parti hükümetleri döneminde Batman'a çok yatırım yaptıklarını, bugüne kadar 90 milyar liralık kamu yatırımı gerçekleştirdiklerini, şu anda devam eden yatırımların büyüklüğünün 28 milyar lira olduğunu anlattı. "GEÇEN SENE 64 MİLYONUN ÜZERİNDE TURİST ÇEKTİK" 1. Lig'e çıkan Batman Petrolspor'u da tebrik eden Şimşek, şöyle konuştu: "Son 20-25 yılda turizmde muazzam ilerleme sağladık. Geçen sene dünyada en çok turist çeken 4. ülkeydik. 2002'de 20. sıradaydık. Yani 20. sıradan 4. sıraya hiçbir başarı tesadüf olamaz. Bu muazzam bir çabanın bir sonucudur. Geçen sene 64 milyonun üzerinde turist ülkemizi ziyaret etti ve 65 milyar doların üzerinde gelir elde ettik. Dünyada turizm geliri sıralamasında da yükseliyoruz, 7. sıradayız. Bu başarı tesadüf değil çünkü altyapımız, insan kaynağımız var ve destinasyon çeşitliliğini sağladık. Doğal güzelliklerimiz var. Ben inanıyorum ki Hasankeyf, turizmi daha da güçlendirecek. Turizmi yılın 12 ayına yaymak istiyoruz. Bu bizim için hem istihdam hem de döviz geliri açısından çok değerli. Artık kültür, gastronomi, doğa, kongre ve sağlık turizmi, bunlar bizim için çok stratejik alanlar. Hizmet ihracatında vergi istisnasını yüzde 100'e çıkarttık. Muazzam bir adım, özellikle sağlık turizmi, eğitim, yani hizmet ihracatı anlamında söylüyorum." Turizmi çok güçlü bir şekilde desteklediklerini, desteklemeye devam edeceklerini belirten Şimşek, "Bölgemizde çıkan savaş turizm sektörünü etkilemesin diye çok hızlı bir şekilde değerli bakanımızla çalıştık ve çok kritik iki adım attık. Öncelikli olarak finansmana erişim konusunda bir adım attık ve 60 milyar liralık kredi garanti fonu üzerinden finansmana erişimi kolaylaştırıyoruz. Sadece o değil, çok istisnai bir vergi indirimine de gittik. Konaklama vergisinin oranını yüzde 2'den yüzde 1'e düşürdük." ifadelerini kullandı. Turizmdeki büyümenin her bölgeye eşit dağılmadığını kaydeden Şimşek, şunları aktardı: "Özellikle Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu yakın döneme kadar turizmden çok önemli bir pay alamadı. DAP bölgesine gelen yabancı turist sayısı 2,4 milyon, toplam içerisindeki payı yüzde 4,6, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde rakamlar daha mütevazi. 653 bin turist, yabancı turistten, uluslararası turistten bahsediyorum ve toplam turist içerisindeki payı yüzde 1,2. Ortalama kalış süresine baktığımızda Türkiye'de 2,5 gün, DAP'ta 1,9, GAP'ta 1,6 güne düşüyor. Gelen her 100 turistin sadece 6'sı Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'ne uğruyor ve daha az bir süre kalıyor. Neden? Bu canlanmış hali, geçmişte güvenlik endişeleri vardı. Terörsüz Türkiye ile inanıyorum ki Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu Bölgesi turizmde Türkiye'nin yeni büyüme motorlarından biri olacak. Aslında genel anlamda da Türkiye'nin büyüme motorları önümüzdeki yıllarda Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu olacak. Niye? Çünkü biz Cumhurbaşkanımızın liderliğinde AK Parti hükümetleri döneminde bu bölgelerimize muazzam altyapı yatırımları yaptık." "TURİZMDE YENİ BÜYÜME MOTORLARI BU BÖLGEDEN ÇIKACAK" Üniversiteler açtıklarını, insan yetiştirdiklerini, teşvik verdiklerini anlatan Şimşek, konuşmasını şöyle tamamladı: "Dolayısıyla buradaki güvenlik endişelerinin ortadan kalkması, yani Terörsüz Türkiye ile birlikte sadece turizm gelişmeyecek çünkü nüfus çok genç. Güneydoğu Anadolu'da ortanca yaş 26 yıl. Bu ne demek? Nüfusun yarısı 26 yaş altı, yarısı 26 yaş üstü demek. Bu çok kritik bir gösterge. Bundan dolayı da inanıyorum ki Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu Bölgesi önümüzdeki yıllarda Türkiye'nin büyüme motoru olacak. Aslında bu coğrafya dünyanın en büyük açık hava müzesi. Göbeklitepe, Nemrut, Ani, Hasankeyf, Mardin'in taş evleri, Midyat'ın manastırları, Rumkale, Diyarbakır'ın surları, Cudi Dağı burada. Dünyanın çok az yerinde tarih, kültür, inanç, gastronomi ve medeniyet anlamında bu kadar güçlü bir coğrafya vardır. Burası o anlamda da istisnai. O nedenle turizmde yeni büyüme motorları bu bölgeden çıkacak. Sadece altyapının yetmeyeceğini biliyoruz. Yatırımcıların özellikle üst yapı noktasında da cesaretlendirilmesi lazım. Terörsüz Türkiye aslında büyük fırsat sunuyor. Çok güçlü teşvikler var. Mutlaka ve mutlaka bu güzel coğrafyaya otel yatırımı yapmamız lazım. Kaliteli, 5 yıldızlı otellere ciddi ihtiyaç var. Bu bölgenin tamamını entegre bir şekilde yerli ve yabancı turistlerin gelip ziyaret ettiği, kaldığı, ilham aldığı, yani o coğrafyayla bir bağ kurduğu bir bölge haline getirmekte kararlıyız."

9 günlük tatil GAP turizmini canlandıracak Haber

9 günlük tatil GAP turizmini canlandıracak

Tarihi mekanları, inanç turizmi değerleri ve zengin mutfağıyla öne çıkan Güneydoğu Anadolu Bölgesi, bayram tatilini değerlendirmek isteyen ziyaretçilerin önemli rotalarından biri olarak öne çıkıyor. İnanç, kültür ve gastronomi alanındaki değerleriyle her geçen gün daha fazla turist ağırlayan bölge, tarihin doğayla buluştuğu eşsiz güzellikteki kentleriyle ziyaretçilerine güzel bir tatil imkanı sunuyor. Yaz aylarının kavurucu sıcakları öncesine denk gelen bayram tatili, bölgeyi ziyaret etmek isteyenler için avantaj sağlıyor. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Göbeklitepe ile Hazreti İbrahim'in doğduğuna inanılan Şanlıurfa, en çok ziyaret edilen şehirler arasında yer alıyor. Gastronomisiyle öne çıkan Gaziantep ise tarihi ve turistik mekanlarıyla yoğun ilgi görüyor. Şanlıurfa Turist Rehberleri Odaları Birliği Denetim Kurulu Başkanı Müslüm Çoban, Kurban Bayramı tatiliyle birlikte bölgede turizm hareketliliğinin artacağını söyledi. Tatilin 9 güne çıkarılmasının sektörü olumlu etkilediğini belirten Çoban, "Ciddi bir hareketlilik bekliyoruz. Mayıs ayı bölgemizi gezmek için en uygun dönemlerden biri. Bayramın uzun olmasıyla birlikte Şanlıurfa ve Gaziantep başta olmak üzere Güneydoğu'da yoğunluk yaşanacağını öngörüyoruz." şeklinde konuştu. Şanlıurfa Turizm Komitesi Başkanı Mehmet Kamil Türkmen de havaların ısınmasıyla bölgedeki turizm hareketliliğinin artacağını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Bayram tatilinin 9 güne çıkarılmasıyla birlikte bölgemizde önemli bir hareketlilik gözlemliyoruz. Şu an rezervasyon doluluk oranları yüzde 35-40 seviyelerinde. Bu oranın bayram haftasında yüzde 80 ila 100'e ulaşmasını bekliyoruz." Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) GAP Bölge Temsil Kurulu Başkanı İbrahim Halil Kılınç, Gaziantep'in gastronomi ve tarihi zenginliğiyle önemli bir turizm potansiyeline sahip olduğunu belirtti. GAP turlarının genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında yoğunlaştığını dile getiren Kılınç, "Bayram tatilinde otellerde doluluk oranlarının yüzde 90 seviyelerine ulaşmasını bekliyoruz. Rezervasyonlar artmaya başladı, ulaşım ve konaklama sektöründe hareketlilik gözleniyor." diye konuştu. Kılınç, yabancı turist sayısında da artış yaşandığına işaret ederek, "Yakın zamanda Almanya'dan 17 seyahat acentesini Gaziantep'te ağırladık. Bu bölgeye turlar düzenlenmesi konusunda anlaşmalar yaptık. Çin ve Japonya ile de çalışmalar sürüyor. Bu ülkelerden de turist çekmeyi hedefliyoruz. Bölgemizde güvenlik ortamının iyileşmesiyle birlikte turizm hareketliliğinin daha da artacağını düşünüyoruz." dedi. Turizm işletmecisi Mustafa Yılmaz ise yurt dışından gelen gurbetçilere yönelik turlar düzenlediklerini ifade ederek, şunları kaydetti: "Almanya başta olmak üzere yurt dışından gelen vatandaşlarımıza bölgenin tarihini ve kültürel zenginliklerini tanıtıyoruz. Bayram tatilinde oteller, restoranlar ve çarşı-pazarlarda yoğunluk yaşanmasını bekliyoruz. Havaların ısınması ve tatilin 9 gün olması nedeniyle özellikle bu bölgede hareketliliğin artacağını öngörüyoruz."

Urfa’nın gastronomi adaylığı İstanbul’dan dünyaya duyuruldu Haber

Urfa’nın gastronomi adaylığı İstanbul’dan dünyaya duyuruldu

Bu prestijli adaylık, Tersane İstanbul’da gerçekleştirilen özel bir lansmanla duyuruldu. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar’ın ev sahipliğinde gerçekleşen geceye, İstanbul Valisi Davut Gül, Bayrampaşa Kaymakamı Abdullah Çiftçi, Beyoğlu Kaymakamı Abdullah Atakan Atasoy, Cumhurbaşkanlığı Tarım Gıda Politikaları Kurulu Üyesi İş İnsanı Ramazan Bingöl, gastronomi dünyasının önde gelen isimleri, iş dünyasından temsilciler, kanaat önderleri, ünlü şefler ve basın mensupları katıldı. Lansman gecesi, Şanlıurfa’nın UNESCO Müzik Şehri kimliğini yansıtan Vox Humanis konseriyle başladı. Şanlıurfa’dan yükselen çağdaş bir çok sesli koro olan Vox Humanis; Anadolu’nun çok kültürlü müzik hafızasını Batı koro geleneğiyle buluşturan repertuvarıyla, bölgesel mirası evrensel bir sahne diliyle yorumlayan güçlü bir sanat odağı olarak geceye damga vurdu. Şanlıurfa’nın adaylığı, yalnızca bir şehir tanıtımı değil, insanlık tarihinin en erken yerleşimlerinden biri olan bu coğrafyanın, sofra kültürü üzerinden yeniden anlatılması anlamına geliyor. IGCAT (International Institute of Gastronomy, Culture, ArtsandTourism) tarafından yürütülen süreçte şehirler yalnızca mutfak zenginliğiyle değil, kültürel mirasın korunması, yerel üretimin sürdürülebilirliği ve gastronominin bir kalkınma modeli olarak ele alınması gibi çok katmanlı kriterler üzerinden inceleniyor. Adaylık Süreci ve Paydaşlar Unutulmaya yüz tutmuş Urfa yemeklerini yeniden gün yüzüne çıkarmak, geleneksel tarifleri kayıt altına almak ve ata tohumlarını koruyarak yerel üreticiyi güçlendirmek adına başlatılan bu sürecin ilk etabında, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ile IGCAT arasında ön görüşmeler gerçekleştirildi. Ardından, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi tarafından Şanlıurfa'yı temsil etmek üzere, Harran Üniversitesi, Haliliye Belediyesi, Eyyübiye Belediyesi, Karaköprü Belediyesi, GAP İdaresi, Şanlıurfa Ticaret ve Sanayi Odası,SlowFood Türkiye Network ve Bureau Gastronomica’nın dahil olduğu güçlü bir paydaşlık komisyonu oluşturuldu. Hazırlanan başvuru dosyası, Barcelona'da düzenlenen IGCAT Danışma Kurulu Toplantısı'nda değerlendirildi ve Şanlıurfa, Türkiye'den bu ünvan için resmî aday ilan edilen ilk şehir oldu. “Sadece Bir Adaylık Değil” Lansmanda konuşan Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar, bu buluşmanın yalnızca bir lansman değil, insanlık tarihinin en kadim sofralarından birinin etrafında gerçekleşen anlamlı bir buluşma olduğunu vurguladı. Şanlıurfa’nın tarihsel derinliğine dikkat çeken Gülpınar, şehrin kuruluş tarihinin bilimsel olarak kesin şekilde belirlenemeyen en eski yerleşimlerden biri olduğunu ifade ederek, her yeni arkeolojik bulgunun bu geçmişi daha da geriye taşıdığını belirtti. Yaklaşık 12 bin yıl önce bu topraklarda yaşanan büyük dönüşümün insanlık tarihini değiştirdiğini vurgulayan Gülpınar, buğdayın ilk kez ehlileştirilmesinin yalnızca bir tarımsal gelişme değil, aynı zamanda medeniyetin başlangıcı olduğunu söyledi. Göbeklitepe ve Karahantepe gibi alanların yalnızca geçmişi değil, bugünün sofra kültürünü de anlamlandırdığını ifade eden Gülpınar, Şanlıurfa’da gastronominin bir lezzet meselesinden çok bir hafıza meselesi olduğunu dile getirdi. Şanlıurfa mutfağının gücünün yalnızca çeşitliliğinden değil; toprakla, üretimle ve paylaşım kültürüyle kurduğu bağdan geldiğini de belirten Gülpınar, “Halil İbrahim Sofrası” geleneğinin bu şehrin yalnızca yemek değil, bir gönül kültürü ürettiğinin göstergesi olduğunu ifade etti. Şehrin yalnızca gastronomiyle değil, müzik kültürüyle de güçlü bir mirasa sahip olduğunu vurgulayan Gülpınar, Şanlıurfa’nın UNESCO Müzik Şehri unvanının bu çok katmanlı kültürel birikimin önemli bir yansıması olduğunu söyledi. Gastronomi Bir Kalkınma Modeli Şanlıurfa’nın bu süreci yalnızca bir unvan hedefi olarak değil, bütüncül bir kalkınma yaklaşımı olarak ele aldığını belirten Gülpınar; ata tohumlarının korunması, yerel üreticinin desteklenmesi ve geleneksel bilgi birikiminin geleceğe taşınması yönünde kapsamlı bir vizyon ortaya koyduklarını ifade etti. Gastronominin yalnızca tüketim değil, üretimden sofraya uzanan bir değer zinciri olarak ele alınacağını vurgulayan Gülpınar, turizmin yerel yaşamı dönüştüren değil, onunla birlikte büyüyen bir modelle ilerlemesi gerektiğini belirtti. “Türkiye’de Her Şey Var…” Türkiye’nin gastronomi potansiyeline de değinen Gülpınar, şu ifadeleri kullandı:“Türkiye’de her şey var. Ürün var, kültür var, hikâye var… Ama bu hikâyeyi dünyaya anlatacak güçlü bir modele ihtiyacımız var. Biz bu süreci, tam da bu ihtiyaca cevap verecek bir yolculuk olarak görüyoruz.” Şanlıurfa: Geçmişin Hafızası, Geleceğin Mutfağı IGCAT tarafından alınan adaylık kararının resmi olarak iletildiğini belirten Gülpınar, sürecin tüm paydaşlarla birlikte titizlikle yürütüleceğini ve Şanlıurfa’nın 2029 yılında bu unvanı kazanması için kararlılıkla çalışacaklarını da ifade etti. “12 bin yıllık yaşayan bir anlatım” Bu özel gecede video ile mesajını ileten IGCAT Başkanı Diane Dodd yaptığı konuşmada, Şanlıurfa'yı bu kadar eşsiz kılan enerjiyi, lezzetleri ve hikayeleri deneyimlemeyi çok istemesine rağmen İstanbul’a gelemediğini ifade etti ve “Bugün sadece bir kutlama değil. Vizyonun bir takdiridir. Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Kasım Gülpınar'ın liderliği ve birçok özverili paydaşın ortak çabası sayesinde Şanlıurfa, olağanüstü mirasını dünyayla paylaşmak için öne çıktı. Bu muhteşem bir hikaye. Gastronominin bir trend değil, 12 bin yıllık yaşayan bir anlatı olduğu bir yer. Taş Tepeler'den alınan ilham, bu toprakların medeniyetin beşiklerinden biri olduğunu, yiyecek, kültür ve topluluğun zaten derinlemesine iç içe geçtiğini hatırlatıyor. Ve bu bugün de devam ediyor’ dedi. “Bu sadece bir unvan değil, bir yolculuk” Dodd, UNESCO Müzik Şehri olarak Şanlıurfa’nın çok güçlü bir şeyi somutlaştırdığını da söyledi ve “müzik ile gastronomi arasında ayrılmaz bir bağ var. Sıra gecelerinde sadece geleneği değil, hem yerlilere, hem de ziyaretçilere hitap eden canlı, nefes alan bir kültürel deneyimi görüyoruz. Dünya Gastronomi Bölgesi Ödülü tam olarak bunu temsil ediyor. Bu sadece bir unvan değil, bir yolculuk. Bölgelerin yerel ekonomilerini güçlendirmelerine, üreticileri desteklemelerine, biyoçeşitliliği korumalarına ve yemek kültürleriyle gurur duymalarına yardımcı olan bir yolculuk. Uluslararası görünürlük yaratıyor. Ancak daha da önemlisi, yerel kimliği ve direnci güçlendiriyor. Şanlıurfa için, Türkiye'den aday gösterilen ilk bölge olmak zaten tarihi bir adım. Güveni gösteriyor. Hırsı gösteriyor. Ve bu, dünyaya net bir mesaj gönderiyor: Bu bölge, kültürü, mirası ve insanlarıyla liderlik etmeye hazır. Bu adaylık önemli çünkü sadece tanınmakla ilgili değil, gelecekle ilgili. Genç nesillerin geleneklerinin değerini gördüğü bir gelecek. Yerel ürünlerin hak ettikleri takdiri kazandığı bir gelecek. Ve gastronominin geçmiş ile gelecek, yerel ile küresel arasında bir köprü haline geldiği bir gelecek. Şanlıurfa'yı çok yakında ziyaret etmeyi, bu zenginliği bizzat deneyimlemeyi ve bu yolculuğa birlikte devam etmeyi gerçekten dört gözle bekliyorum. Bu önemli dönüm noktası için hepinizi tebrik ederim” diyerek sözlerini noktaladı. “Şanlıurfa’nını değerleri yerelden ulusala aktarılacak” Geceyi katılan İstanbul Valisi Davut Gül de yaptığı konuşmada; “Yaklaşık 5 yıl Gaziantep’te görev yaptım. Bu süre içerisinde Şanlıurfa’nın değerlerini, potansiyelini daha yakından tanıma fırsatı yakaladım. Bugün yapılan iş geç kalınmış, ama Şanlıurfa’mıza yakışır, mutlaka da olması gereken bir etkinlik. Dünyanın en eski kültürlerine sahip olan bir coğrafyada ata tohumundan başlayarak, verimli topraklarda, yüzyıllardır bu verimli ürünleri yetiştiren ve aynı şekilde bu ürünleri geleneksel pişirme teknikleriyle bugünlere getiren, dünyanın her tarafında yeme içmenin tek tipleştiği, giyimin tek tipleştiği, kültürün tek tipleştiği bir dönemde, atmosferde yerliliği muhafaza ederek bugünlere kadar gelen, adeta altın kıymetinde bir nimetimiz var. Eksik olan, Şanlıurfalıların da bildiği, Şanlıurfa’ya gelenlerin, Şanlıufra dostalarının bildiği, bu güzel lezzetleri bütün dünyaya tanıtmak. Burada Büyükşehir Başkanı’nın öncülüğünde, ekibiyle, basınıyla, sivil toplum kuruluşlarıyla, paylaşlarıyla Şanlıurfamız görücüye çıktı. İnanıyorum ki Şanlıurfa’nın lezzetleri, musikisi tanındığında, değerleri yerelden ulusala aktarılmış olacak” diyerek, emeği geçen herkese teşekkür etti. Sofranın Hikayesi Cumhurbaşkanlığı Tarım Gıda Politikaları Kurulu Üyesi, İş İnsanı Ramazan Bingöl’ün konuşmasının ardından, Şanlıurfa kökenli Şef Gökhan Çilak tarafından, Göbeklitepe’nin de içinde bulunduğu Taş Tepeler arkeolojik kazılarından elde edilen bulguların ilhamıyla kurgulanan, Tersane İstanbul Executive Şefi Efe Anıl Çetin ve mutfak ekibinin katkılarıyla hazırlanan özel menünün sunumuna geçildi. “Toprağın Armağanı”, “Paylaşımın Mutfağı” ve “Geleceğin Yorumu” başlıkları altında şekillenen bu çok katmanlı sofra, Şanlıurfa’nın kadim gastronomi mirasını günümüz yorumuyla bir araya getirerek, insanlığın ilk yemek pratiklerinden bugüne uzanan bir hikâyeyi davetlilere deneyimsel bir anlatıyla sundu. Gökhan şef menüyü tasarlarken, sadece günümüzün yöresel mutfağını yansıtmayı düşünmediğini söyledi. Asıl amacının, Göbeklitepe ve Taş Tepeler’de karşımıza çıkan insanlık tarihinin o en erken yerleşim ve ortak yaşam izlerini, binlerce yıldır bu topraklarda var olan tahıl, baklagil, yabani ot ve ateş kültürüyle birleştirerek profesyonel mutfak diliyle yeniden yorumladığını ifade etti. “Topla, Öğüt, Közle, Paylaş’ “Bu akşam kurduğumuz sofra bir yemek akışından ibaret değil. Şanlıurfa’nın binlerce yıllık gıda hafızasını ve bugün hala capcanlı olan mutfak bilgisini bir araya getiren bir anlatı” diyen Gürkan Şef, menünün her parçasında bambaşka bir hikaye olduğunun altını çizdi ve her tabağın hikayesini şöyle anlattı. “Menünün bir parçası olan her tabak aslında, bu uzun hikayenin farklı bir aşamasını ve katmanını anlatıyor. Yabanın bahşettiklerini anlamak için “Toplamak”. Göbeklitepe’deki o binlerce öğütme taşının emeği ve zamanı temsil eden sesine kulak vermek için “Öğütmek.” Ateşin Şanlıurfa mutfağındaki dönüştürücü gücüyle Şanlıurfa bozkırının yeraltı hazinesi olan keme mantarını “Közlemek.” Ve elbette Şanlıurfa’nın en büyük değerlerinden olan topluluk duygusuyla, yemeğin aslında birlikte yenmek için var olduğunu hatırlayarak sevdiklerimizle “Paylaşmak.”.

Türkiye Küresel Yapımların Yeni Çekim Merkezi Oldu Haber

Türkiye Küresel Yapımların Yeni Çekim Merkezi Oldu

Türkiye, son yıllarda sadece tatil rotalarıyla değil, dünya devlerinin kamera arkasındaki tercihleriyle de adından söz ettiriyor. Son rakamlar, Türkiye'nin küresel yapım haritasındaki yerini çarpıcı bir şekilde özetliyor. Türkiye'de çekilen yabancı yapımlar listesinin zirvesindeki 47 belgesel, Türkiye’nin binlerce yıllık mirasının ve biyolojik çeşitliliğinin yabancı anlatıcılar için ne kadar iştah kabartıcı olduğunu gösteriyor. National Geographic’ten BBC’ye kadar pek çok uluslararası yayın şirketi, İstanbul’un gizemli dehlizlerinden; Kapadokya’nın peribacalarına, Göbeklitepe’nin insanlık tarihini yeniden yazdıran buluntularından; Ardahan'daki doğa harikası Çıldır Gölü'ne kadar Türkiye'nin her köşesini kadrajına almaya devam ediyor. Listenin ikinci ve üçüncü sırasındaki 26 TV programı ve 10 reklam filmi, Türkiye’nin teknik altyapı ve lojistik kolaylık açısından rüştünü ispatladığının bir belgesi olarak göze çarpıyor. İstanbul’un modern silüeti bir teknoloji markasının reklamına ev sahipliği yaparken, Ege kıyıları bir Avrupalı reality show’un seti olabiliyor. KÜRESEL ŞÖHRETLER ANTALYA'DAYDI Başrollerini; Henry Cavill, Alan Ritchson ve Eiza González'in paylaştığı Guy Ritchie’nin 'The Ministry of Ungentlemanly Warfare' ve Jason Statham ile Hugh Grant'ın başrollerinde yer aldığı yine bir Guy Ritchie filmi 'Operation Fortune' gibi küresel çapta gösterime giren yapımlar için çekim destinasyonu olarak Antalya’nın tercih edilmesi, ekonomik katma değer açısından devasa bir etki yaratıyor. NEDEN TÜRKİYE? Yabancı yapımcıların rotayı Türkiye’ye kırmasının arkasında üç ana neden bulunuyor. ♦ Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sunduğu 'Yabancı Film Yapım Desteği', harcamaların bir kısmının iade edilmesiyle finansal bir mıknatıs görevi görüyor. ♦ Özellikle TV dizileriyle elde edilen Türk set ekiplerinin hızı, pratik zekâsı ve profesyonelliği yabancı yapımlar için Türkiye'yi çekici bir destinasyon haline getirdi. ♦ Bir gün içinde dört mevsimi ve hem Antik Roma’yı hem de fütüristik bir metropolü aynı coğrafyada çekebilme imkânı, başka çok az ülkede bulunuyor. ARKA PLAN DEĞİL HİKÂYENİN BİZZAT KENDİSİ 2026 itibarıyla İstanbul gibi metropollerde getirilen yeni çekim düzenlemeleri, sektörün daha planlı ve öngörülebilir bir hale gelmesini hedefliyor. Kısa filmlerden video kliplere kadar uzanan bu hareketlilik, Türkiye'nin sadece bir arka plan değil, hikâyenin bizzat kendisi olduğunu kanıtlıyor.

Neolitik ve inanç mirasıyla Şanlıurfa’dan turizm atağı Haber

Neolitik ve inanç mirasıyla Şanlıurfa’dan turizm atağı

ŞANLIURFA 2026’YI TURİZMDE ATILIM YILI İLAN ETTİ UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan ve “tarihin sıfır noktası” olarak nitelendirilen Göbeklitepe, Hazreti İbrahim’in doğduğu ve ateşe atıldığı yer olarak rivayet edilen Balıklıgöl, Karahantepe, konik kubbeli evleriyle bilinen Harran ve doğal güzellikleriyle öne çıkan Halfeti gibi destinasyonlarıyla her yıl yüz binlerce yerli ve yabancı turisti ağırlayan kent, 2026’yı “atılım yılı” olarak görüyor. TANITIM ÇALIŞMALARINA AĞIRLIK VERİLDİ Şanlıurfa Valisi Hasan Şıldak, kentin inanç turizminin yanı sıra neolitik dönem ve arkeoloji alanındaki birikimiyle de güçlü bir konuma ulaştığını söyledi. Göbeklitepe’yi bu yıl yaklaşık 800 bin kişinin ziyaret ettiğini belirten Şıldak, Karahantepe’nin de 2026’da daha görünür hale geleceğini ifade etti. Altyapı, tanıtım ve konaklama imkanlarının güçlendirilmesi için çalışmaların sürdüğünü aktaran Şıldak, Şanlıurfa Kalesi’nin restorasyon sonrası yeniden ziyarete açılmasının planlandığını dile getirdi. Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleriyle tanıtım çalışmalarına ağırlık verdiklerini dile getiren Şıldak, “Tanıtımlarımızı artık Uzak Doğu eksenli, daha çok Japonya ve Çin hedefiyle sürdürüyoruz. Fuarlara katılacağız.” dedi. HEDEF KONAKLAMA SÜRESİNİ ARTIRMAK Kentte konaklama süresini artırmayı hedeflediklerini belirten Şıldak, şöyle devam etti: “Gecelik konaklamada yıllık ortalamamız 1,6, bunu 2 ve 2’nin üzerine taşımamız gerekiyor. Şanlıurfa’da 2-3 milyon rakamlarını görmemiz gerekiyor. Kamu ve özel sektör olarak kendimizi yenileme, rota belirleme, bir master plan oluşturup bu yönde ilerleme çabası içerisindeyiz. Gastronomiyi daha derli toplu bir sunum ve proje olarak hayata geçirmeyi düşünüyoruz. Balıklıgöl’de yürütülen çalışmaların bitmesiyle orada da çok daha güçlü bir ziyaret destinasyonu oluşturuyoruz. Bu yeniliklerin hepsi zincirin halkaları gibi ilimizin turizm değerlerini ve kapasitesini daha da geliştirecek. 2026’da ziyaretçi sayısında artış bekliyorum. Bunun yanında bilinirlik açısından Şanlıurfa’nın marka değerinin çok daha yükseleceğini şimdiden söyleyebilirim.” TEKNOFEST VURGUSU Şanlıurfa’da düzenlenecek TEKNOFEST’in turizm açısından önemli bir fırsat olduğuna işaret eden Şıldak, organizasyonun yalnızca turizmi değil tüm sektörleri hareketlendireceğini belirtti. Festivalin GAP Havalimanı’nda gerçekleştirileceğini anımsatan Şıldak, kentin bu büyük organizasyondan azami fayda sağlaması için hazırlıkların sürdüğünü ifade etti. SEKTÖR TEMSİLCİLERİ UMUTLU Turist Rehberleri Odaları Birliği Denetim Kurulu Başkanı Müslüm Çoban ise 2025 sezonunun verimli geçtiğini, otel konaklama sayısının 900 bine yaklaştığını söyledi. Yeni yatırımlar ve TEKNOFEST’in etkisiyle 2026’da bu rakamın 1,5 milyonu aşmasını beklediklerini dile getiren Çoban, Şanlıurfa turizminin “altın çağ”a girebileceğini ifade etti. YABANCI TURİSTLERDEN TAM NOT Sırbistan’ın Novi Pazar kentinden Şanlıurfa’ya gelen Neyra Cakara, Türkiye’de bulunmaktan büyük mutluluk duyduklarını ifade etti. Göbeklitepe’den çok etkilendiğini söyleyen Cakara, “Bizim ülkemizde hiç böyle bir yer yok. Türkiye’nin bu özelliği çok etkileyici. Ülkeme döndüğüm zaman herkese buraya gelmelerini ve burayı görmelerini tavsiye edeceğim.” diye konuştu. Ema Krsic ise Göbeklitepe’nin çok farklı bir yer olduğunu ve burayı çok beğendiğini belirterek, “Avrupa’da ve Balkanlar’da böyle bir yer yok. Burası çok güzel bir yer, herkese buraya gelmelerini tavsiye ediyorum. Buraya geldiğim için çok mutluyum.” ifadelerini kullandı

Berlin, Göbeklitepe’nin 12 Bin Yıllık Mirasına Ev Sahipliği Yapacak Haber

Berlin, Göbeklitepe’nin 12 Bin Yıllık Mirasına Ev Sahipliği Yapacak

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan ‘Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisinin açılışı, Museuminsel Berlin’deki James-Simon Galerie’de 10 Şubat Salı günü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirilecek. İnsanlık tarihinin bilinen en eski sayfaları, bu kez Berlin’de açılıyor. Göbeklitepe ve Taş Tepeler’in 12 bin yıllık mirası, Avrupa’nın kültür başkentlerinden Berlin’de dünya ile buluşuyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Berlin’de açılacak sergiyi sosyal medya hesaplarından duyurdu. Bakan Ersoy paylaşımlarında şu ifadelere yer verdi: "Berlin’de insanlık tarihinin başladığı yere kapı aralıyoruz! 10 Şubat’ta açılışını yapacağımız 'Toplumun Keşfi: 12 Bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam' sergisiyle, Şanlıurfa müzemizden seçilen 89 eser ve 4 replikayı dünya ile buluşturacağız. Eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. 19 Temmuz’a kadar açık kalacak sergide, Isabel Muoz’un Taş Tepeler fotoğrafları da yer alacak. Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü, Berlin’in kalbinde anlatacağız. Taş Tepeler’in mirasını, kararlılıkla dünyaya taşıyoruz." 44 eser ilk kez sergilenecek Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Berlin Devlet Müzelerine bağlı Vorderasiatisches Museum iş birliğiyle hazırlanan ‘Toplumun Keşfi: 12 bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisi, 10 Şubat’ta Berlin Museuminsel’deki James-Simon Galerie’de kapılarını açacak. Sergide, Göbeklitepe ve Taş Tepeler bölgesinden elde edilen buluntulara ev sahipliği yapan Şanlıurfa Müzesi koleksiyonundan seçilen Neolitik Çağ’a ait 89 eser ile 4 eser replikası yer alacak. İnsanlık tarihinin en erken dönemlerine ışık tutan özgün örnekler arasında bulunan parçaların yer alacağı sergideki eserlerin 44’ü ilk kez sergilenecek. Sergi Neolitik Çağ’da insanlığın büyük dönüşümünü anlatacak Sergi, avcı-toplayıcı yaşamdan yerleşik hayata ve besin üretimine geçiş sürecini bütün yönleriyle ele alacak. Mimari, sanat, heykeltraşlık, inanç sistemleri ve toplumsal örgütlenmenin doğuşu, Göbeklitepe ve çevresindeki tapınaklar, taş sütunlar, kabartmalar ve figüratif heykeller üzerinden anlatılacak. Serginin ziyaretçileri, erken dönem toplumsal ritüelleri, ilk dini inanışları ve toplulukların örgütlenme biçimlerini yakından görme imkanı bulacak. Sergi aynı zamanda tarımsal üretimin başlamasıyla ortaya çıkan toplumsal ve ekonomik dönüşümü de bütüncül bir çerçevede sunacak. Isabel Muoz’un objektifinden Taş Tepeler Dünyaca ünlü fotoğraf sanatçısı Isabel Muoz’un Taş Tepeler’de çektiği fotoğraflar da sergideki yerini alacak. Yalnızca arkeolojik alanları değil, Neolitik toplulukların yaşam izlerini; insan figürleri, dokular ve ışık aracılığıyla sanatsal bir dille yorumlayan Muoz’un bu fotoğrafları, ziyaretçilere Taş Tepeler’in tarihi derinliğini çağdaş bir bakışla deneyimleme imkanı sunacak. Göbeklitepe ve Taş Tepeler uluslararası sahnede Berlin’de ilk kez düzenlenecek olan sergi, Göbeklitepe ve çevresindeki Taş Tepeler’in kültürel ve bilimsel önemini uluslararası platformda güçlü biçimde tanıtacak. Türkiye’den Berlin’e getirilen bu eşsiz Neolitik eserler, insanlık tarihinin bilinen en eski tapınaklarından biri olan Göbeklitepe’nin önemini bir kez daha gözler önüne serecek. Daha önce Roma Kolezyumu’nda büyük ilgi gören Göbeklitepe ve Taş Tepeler anlatısı, Berlin ayağıyla Avrupa’daki görünürlüğünü daha da artıracak. Berlin’de düzenlenen bu sergi, Taş Tepeler Projesi’nin uluslararası tanıtımına önemli katkı sağlayacak. Aynı zamanda Türkiye’nin kültürel diplomasi alanındaki etkisini daha da güçlendirecek. ‘Toplumun Keşfi: 12 bin Yıl Önce Göbeklitepe ve Taş Tepelerde Yaşam’ sergisi 19 Temmuz’a kadar ziyaret edilebilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.