Hava Durumu

#Finans

TOURISMJOURNAL - Finans haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Finans haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Turizmde üçlü fırsat: Rekor yıl ihtimali güçleniyor Haber

Turizmde üçlü fırsat: Rekor yıl ihtimali güçleniyor

Turizmciler, Türkiye’de 980 dolar olan kişi başı ortalama turist harcamasının, bu gelişmelerin etkisiyle daha da artabileceğini söylüyor. Sektör temsilcileri, bu nedenle fiyat odaklı tanıtım yerine aile dostu yapı, güvenlik, hizmet kalitesi ve ayrıcalıklı deneyimi öne çıkaran bir strateji öneriyor. İstanbul Ticaret Gazetesi'nde yer alan habere göre, ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasının ardından ağır bir şekilde bombalanan Dubai, yıllardır ‘güvenli liman’ olarak bilinen özelliğini kaybedebilir. Bu nedenle bölgedeki turizm ve finans akışı yön değiştirmeye başladı. İran’dan gelen saldırılar nedeniyle dubai şehir turizmi ağır darbe alırken; Türkiye’nin Çinli turistlere vizesiz giriş hakkı tanıması ve Avrupa pazarında oluşan yeni rota arayışları, 2026 sezonu için Türkiye’ye avantaj sağlayabilir. Turist kaybı kritik seviyede Bölgedeki gerilime ilişkin en sıcak görüntüler Dubai’den geliyor. Kentte saldırı tehditleri ve hava sahası riskleri nedeniyle restoran ve turistik işletmelerde gelir kayıpları dramatik seviyelere ulaştı. Bazı işletmelerin turist ağırlıklı lokasyonlarda yüzde 70–80’e varan ciro düşüşü yaşadığı belirtiliyor. Ayrıca finans merkezlerinde faaliyet gösteren çok uluslu şirketlerin önemli bölümü, güvenlik kaygıları nedeniyle çalışanlarını uzaktan çalışma modeline geçirdi. Dubai Uluslararası Finans Merkezi’ndeki ofis hareketliliği, saldırı uyarılarının artmasıyla birlikte azaldı. Turizm ve finans sektörünün aynı anda zarar görmesi, Dubai’nin uzun yıllardır sürdürdüğü ‘bölgesel çekim merkezi’ rolünün sorgulanmasına neden oldu. Botlight verilerine göre bu durum, bölgede güvenli ve istikrarlı alternatif arayan turist akışının Türkiye gibi Akdeniz ülkelerine yönelmesine zemin hazırlıyor. Nitekim küresel seyahat verileri, İran-İsrail hattındaki gerilimin ardından İspanya ve Türkiye gibi destinasyonlara talebin arttığını ortaya koyuyor. Çin'e vize kolaylığı Türkiye’nin Çin vatandaşlarına 2 Ocak 2026 itibarıyla 180 günde 90 güne kadar vizesiz giriş hakkı tanıması, dünya turizm pazarının en hızlı büyüyen kitlesi konusunda elini büyük ölçüde güçlendirdi. Dubai’nin güvenlik nedeniyle pazar kaybetmesi, Çinli turistlerin bölge tercihlerinde Türkiye’yi çok daha öne çıkarıyor. Vize muafiyeti sayesinde Türkiye, hem kültürel destinasyonlarda hem alışveriş ve otel segmentlerinde daha yüksek harcama potansiyeline sahip bir kitleyi çekme şansı yakaladı. Çinlililere özel konaklama Sektör temsilcisiİrfan Karslı, Çin vatandaşlarına tanınan vize muafiyetinin sahada çok hızlı karşılık bulduğunu belirterek, pazardaki gelişmeleri şöyle anlattı: “Çin Halk Cumhuriyeti vatandaşlarına vize muafiyeti getirilmesi, çok olumlu sonuçlar doğurdu. Özellikle ileri yaş grubundaki turistlerin vize prosedürünü zahmetli buluyorum. Bu nedenle muafiyet e-vizeden daha etkili. Vize muafiyeti sonrası talepte ciddi artış yaşandı. Bu ilginin kalıcı hale gelmesi için ulaşım kapasitesi, Çince rehber sayısı, Çinli turistlerin alışkanlıklarına uygun konaklama düzeni ve dijital ödeme sistemlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bizim için turist her zaman bir Tanrı misafiridir. Özellikle bireysel seyahat eden genç turistler açısından güvenlik ve konfor belirleyici hale geldi. Ayrıca Türkiye ile İspanya arasında gelişen olumlu atmosfer de yaz sezonunda karşılıklı turizm hareketliliğini artırabilir. Beklentimiz yüksek.” Avrupalı turist Akdeniz'e yöneliyor Orta Doğu hava sahasının riskli hale gelmesi, Avrupalı tatilcilerin seyahat rotalarını yeniden düzenlemesine yol açtı. Tur operatörlerinin verileri, İspanya, Portekiz ve Türkiye gibi güvenli erişimi olan Akdeniz ülkelerine talebin belirgin biçimde arttığını gösteriyor. On the Beach ve TUI gibi büyük turizm şirketlerinin analizlerine göre bazı Orta Doğu bağlantılı destinasyonlarda talep yavaşlarken, Türkiye güvenli alternatif olarak öne çıkmaya başladı. Türkiye havayolu bağlantılarındaki istikrarıyla da tercih sebebi. Avrupa ülkelerinde yükselmeye başlayan enflasyon ve otel fiyatları düşünüldüğünde Türkiye, hem maliyet hem de hizmet kalitesi açısından güçlü bir alternatif olarak değerlendiriliyor. İspanya ile dostluk rüzgarı Türkiye ile İspanya arasında son dönemde güçlenen diplomatik ve ekonomik temaslar da turizm cephesinde yeni bir fırsat alanı oluşturuyor. Avrupa pazarında alternatif rota arayışlarının hız kazandığı bir dönemde, İspanya ile aynı Akdeniz havzasında yer alan Türkiye; iklimi, hizmet kalitesi, ulaşım avantajı ve fiyat dengesiyle daha görünür hale geliyor. Özellikle yaz sezonunda Avrupa çıkışlı seyahat planlarında Türkiye’nin yeniden güçlü bir seçenek olarak öne çıkması, sektörde beklentileri yukarı çekiyor. Uzmanlar, İspanya ile gelişen yakınlaşmanın sadece ikili ilişkiler açısından değil, Avrupa’daki turist algısının Türkiye lehine güçlenmesi bakımından da önemli olduğuna işaret ediyor. Çin pazarındaki vize avantajı ve Körfez’de değişen dengelerle birleştiğinde, Türkiye 2026 turizm sezonuna üç ayrı cepheden destek alarak girebilir. Türkiye’de turistlerin kişi başı harcaması 2025’in ilk yarısında 996 dolar olmuştu. TÜİK verilerine göre 2024 yılında kişi başı ortalama turizm geliri 972 dolardı. 2025’te yaşanan artış, daha yüksek harcama potansiyeline sahip turist segmentlerine yönelme stratejisinin önemini gösterdi. Turizmcilere göre Dubai, Çin ve İspanya faktörünü değerlendirmek için bu stratejinin; fiyat odaklı tanıtım yerine aile dostu yapı, güvenlik, hizmet kalitesi ve ayrıcalıklı deneyimi öne çıkaran bir anlayışla sürdürülmesi gerekiyor. Sektör temsilcileri, bu stratejiyle kişi başı turist harcamasının daha da artacağını söylüyor. Türkiye güvenli liman algısı güçlendirilmeli İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Direktörü Prof. Dr. İsmail Numan Telci, Körfez ülkelerinin savaş nedeniyle stresli bir dönemden geçtiğini belirterek, “Türkiye’nin Körfez vatandaşları için güvenilir bir liman olduğu algısını güçlendirme konusunda çalışmalar yapılabilir” dedi. Telci, Türkiye’nin yalnızca turistik amaçla değil, yatırım, yerleşim, eğitim ve emeklilik açısından da Körfez ve expat nüfus için cazip bir merkez olarak tanıtılabileceğini söyledi. Özellikle yüksek harcama potansiyeline sahip turistlere yönelik İstanbul’daki lüks ve güvenli bölgelerin daha görünür hale getirilmesi gerektiğini belirten Telci, Arapça içeriklerle yürütülecek tanıtım kampanyalarının etkili olacağını vurguladı. “Körfez vatandaşları açısından şu an için en önemli hususun güvenlik olduğu söylenebilir” diyen Telci, kaliteli hizmetin uygun fiyatla sunulduğu algısının da güçlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Deneyim ve hizmet kalitesi belirleyici İstanbul Rehberler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Eracun ise Türkiye’nin Körfez ve Rusya pazarında yalnızca fiyat avantajıyla değil, daha nitelikli bir turizm anlayışıyla öne çıkması gerektiğini söyledi. “Turizm hizmetinde güven, deneyim, hizmet kalitesi ve kişiselleştirilmiş turizm ürünleri çok daha belirleyici hale geliyor” diyen Eracun, aile güvenliği, mahremiyet, üst segment konaklama, alışveriş ve gastronomi gibi unsurların kampanyalarda daha güçlü işlenmesi gerektiğini kaydetti. Lüks turist için asıl belirleyici unsurun kampanya değil, ayrıcalıklı hizmet olduğunu belirten Eracun, özel rehberlik, butik kültür turları, sağlık ve wellness paketleri, yat turizmi ve özel alışveriş programlarının Türkiye’nin gelirini artırabileceğini söyledi. Ayrıca doğrudan uçuşlar, pazara özel dijital tanıtım ve tur operatörleriyle güçlü işbirliklerinin önemine dikkat çekti.

Dubai’de Saldırılar, Turizmi ve Ekonomiyi Sarsıyor Haber

Dubai’de Saldırılar, Turizmi ve Ekonomiyi Sarsıyor

Zenginlerin oyun alanı olan Dubai, büyük saldırılarla sarsılıyor. On yıllardır dünyanın dört bir yanından turistleri çeken, saf ve sınırsız tüketimin sembol şehirlerinden olan Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) bağlı Dubai, varoluşsal bir tehditle karşı karşıya. ABD ve İsrail'in saldırılarına misillemelerle karşılık veren İran, bu ülkelerin bölgedeki önemli müttefiklerinden olan BAE'yi de bu misillemeler kapsamında hedef alıyor. BAE savunma sistemleri İran’a ait binlerce füzenin yüzde 90’ından fazlasını engellese de kentin kritik noktalarına isabet eden füzeler günlük yaşamı alt üst etmeye yetti. BÖLGENİN CAZİBESİ SORGULANIYOR İran’ın ülkede bulunan bir Amazon veri merkezini hedef alarak bulut altyapısını sekteye uğratması, bölgenin teknoloji yatırımları açısından ne kadar güvenilir olduğu konusunda soru işaretlerine neden oldu. Askeri noktalar, sanayi tesisleri ve dünyanın en işlek havalimanlarından biri olan Dubai Havalimanı gibi kritik hedeflere isabet eden füzelerin yanı sıra iki veri merkezine düzenlenen saldırılar, dijital ödeme sistemlerinin kısa süreliğine devre dışı kalmasına yol açtı. Orta Doğu’nun en büyük rafinerilerinden biri olan ve Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi’ne ait Ruwais tesisi, bir insansız hava aracı saldırısının ardından çıkan yangın nedeniyle tedbir amacıyla kapatıldı. Ayrıca Füceyre’deki bazı terminallerde de faaliyetler geçici olarak durduruldu. Dubai’nin simgelerinden biri olan palmiye biçimindeki yapay ada üzerindeki Fairmont oteli de saldırılar sonucunda ciddi hasar gördü. TURİZM GELİRLERİ DURMA NOKTASINDA Nüfusunun yüzde 90’ından fazlasını yabancıların oluşturduğu şehir, gelir, sermaye kazancı ve miras vergisinin bulunmaması sayesinde dünyanın en yoğun milyarder nüfuslarından birine ev sahipliği yapıyor. Ayrıca kentin yıllık yaklaşık 30 milyar dolarlık turizm geliri bulunuyor. Ancak sosyal medya fenomenleri ve turistlerin toplu şekilde şehri terk etmesiyle birlikte plaj kulüpleri, alışveriş merkezleri ve lüks oteller neredeyse tamamen boşaldı. Buna karşın Dubai’ye çalışmak için gelen milyonlarca göçmen işçi için ülkeden ayrılmak kolay değil. Şehirde yaklaşık 2 milyon Hintli, 700 bine yakın Nepalli ve 400 bin Pakistanlı yaşıyor. Bu kişilerin büyük bölümü düşük gelirli ve sömürüye açık işlerde çalışıyor; ayrıca istedikleri zaman ülkeden ayrılma özgürlüğüne de sahip değiller. SAVAŞIN EKONOMİYE ETKİLERİ Saldırıların Dubai ekonomisi üzerindeki temel etkileri ise şimdiden sarsıcı oldu. Emlak piyasası sert düştü ve borsa ayı piyasasına girdi. Dubai Emlak Endeksi (DFMREI), Şubat sonu ile Mart ortası arasındaki iki haftalık süreçte yaklaşık yüzde 30 değer kaybederek son dönemin en sert düşüşlerinden birini kaydetti. Yatırımcıların risk algısının artması, özellikle lüks konut segmentinde talebin yavaşlamasına neden oldu. Dubai Finansal Piyasalar Genel Endeksi, Şubat ayındaki zirvesine göre toplamda yüzde 21 değer kaybederek teknik olarak ayı piyasasına girdi. En çok etkilenen hisseler arasında gayrimenkul, seyahat, havacılık ve bankacılık sektörleri yer aldı. Finans merkezlerinde ise operasyonel kesintiler yaşandı. Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC), saldırılar sırasında hasar gördü. Citibank gibi küresel devler güvenlik gerekçesiyle ofislerini geçici olarak kapatmış veya çalışanlarını uzaktan çalışma modeline geçirdi. Dünyanın en yoğun havacılık merkezlerinden biri olan Dubai Havalimanı'nın saldırılarda kısmen hasar görmesi ve bölge hava sahasındaki kısıtlamalar, şehrin temel gelir kalemlerinden olan turizm ve lojistik akışını aksattı. Öte yandan bölgesel risk primindeki artışın da gemi sigortası maliyetlerini ve genel işletme giderlerini yükselterek Dubai'nin küresel ticaret merkezi konumunu zorlaştırması bekleniyor.

2026’da yapay zekâ atağı: Avrupa için alarm mı? Haber

2026’da yapay zekâ atağı: Avrupa için alarm mı?

Son haftalarda birçok büyük teknoloji şirketi finansal sonuçlarını açıklarken, 2026 yılı için yapmayı planladıkları harcamalara dair tahminlerini de paylaştı. Analist projeksiyonlarına göre en dikkat çekici veri, yapay zekâ altyapısına yönelik sermaye harcamalarının (CapEx) toplamda 700 milyar doların (yaklaşık 590 milyar euro) üzerine çıkacak olması. Bu rakam, Uluslararası Para Fonu tahminlerine göre 2025 yılında İsveç’in nominal gayrisafi yurt içi hasılasından bile daha yüksek. Ayrıca ABD Yarı İletken Endüstrisi Birliği, küresel çip satışlarının bu yıl ilk kez 1 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. JPMorgan Chase ve McKinsey & Company gibi finans ve danışmanlık devleri ise yapay zekâya yönelik toplam sermaye harcamalarının 2030 yılına kadar 5 trilyon doları aşacağını tahmin ediyor. Sermaye harcaması (CapEx), şirketlerin bina, ekipman ve teknoloji gibi uzun vadeli varlıklar için yaptığı yatırımları ifade ediyor. Bu harcamalar şirketlerin uzun vadeli büyüme kapasitesi ve operasyonel gücünün önemli göstergelerinden biri olarak görülüyor. 2025 yılında büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ için yaklaşık 400 milyar dolar harcadığı tahmin edilirken, 2026’da bu yatırımların keskin biçimde artması sektörde yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Jensen Huang, bu süreci “insanlık tarihindeki en büyük altyapı yatırımı” olarak tanımlıyor. Yapay zekâ yarışında dev harcamalar 2026’da en yüksek yatırım planı açıklayan şirket Amazon oldu. Şirketin yaklaşık 200 milyar dolarlık yapay zekâ altyapı harcaması planladığı açıklandı. Bu rakam, IMF tahminlerine göre Baltık ülkelerinin toplam ekonomik büyüklüğünü geride bırakıyor. Alphabet 185 milyar dolar, Microsoft 145 milyar dolar ve Meta 135 milyar dolar yatırım planlıyor. Oracle da 2026 yatırım hedefini 50 milyar dolara yükseltti. Tesla ise yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım planıyla robotaksi filosunu büyütmeyi ve Optimus adlı insansı robot projesini geliştirmeyi hedefliyor. Şirketin kurucusu Elon Musk’ın bir diğer şirketi xAI de 2026’da en az 30 milyar dolar yatırım yapacak. xAI, ABD’nin Mississippi eyaletinde MACROHARDRR isimli 20 milyar dolarlık veri merkezi kurmayı planlıyor. Ayrıca şirket, Tennessee eyaletindeki Colossus veri merkezi kümesini genişletmeyi hedefliyor. Musk bu sistemi dünyanın en büyük yapay zekâ süper bilgisayarı olarak tanımlıyor. xAI’nin, bu ay başında SpaceX tarafından satın alınmasıyla oluşan birleşik şirketin değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı belirtiliyor. Musk, uzun vadede yapay zekâ, roket teknolojisi ve uydu internetini birleştiren “entegre inovasyon motoru” kurmayı hedeflediklerini ve uzay tabanlı veri merkezleri planladıklarını söyledi. Apple farklı strateji izliyor Apple, diğer teknoloji devlerine kıyasla yalnızca 13 milyar dolarlık yatırım planıyla geride kaldı. Ancak şirket, geçtiğimiz ay Google ile yapay zekâ iş birliği anlaşması imzaladı. Bu ortaklık kapsamında Gemini yapay zekâ modellerinin Apple Intelligence platformuna entegre edilmesi ve Siri’nin yeniden yapılandırılması hedefleniyor. Bu durum Apple’ın yapay zekâ yatırımlarının bir bölümünü dış kaynak kullanımıyla gerçekleştirdiği şeklinde yorumlanıyor. Nvidia büyük kazanan olabilir Nvidia, yapay zekâ çipleri üretimi nedeniyle yatırımların en büyük kazananlarından biri olarak görülüyor. Huang, veri merkezlerinin her gigawatt kapasitesinin 50 ila 60 milyar dolar maliyet oluşturduğunu ve bunun yaklaşık 35 milyar dolarının Nvidia donanımına gittiğini ifade etti. Dev harcamalar endişe yaratıyor Wall Street yatırımcıları, yapay zekâ yatırımlarının büyüklüğüne temkinli yaklaşıyor. Analistlere göre bu yatırımların geri dönüşünün kanıtlanması gerekiyor. Morgan Stanley, teknoloji devlerinin 2026’da yaklaşık 400 milyar dolar borçlanacağını öngörüyor. Bu durum ABD şirket tahvil ihracının rekor seviyeye ulaşmasına yol açabilir. Bazı uzmanlar ise yapay zekâ yatırımlarının balon riski taşıdığı görüşünde. 2008 finans krizini önceden tahmin eden yatırımcı Michael Burry, mevcut yapay zekâ harcamalarının sürdürülemez olabileceğini savundu. Avrupa rekabette zorlanıyor ABD merkezli şirketler tek bir yılda yaklaşık 600 milyar euro yatırım yaparken, Avrupa Birliği’nin koordineli yatırımları bu seviyelerin oldukça altında kalıyor. AB’nin yapay zekâ fabrikaları ve AI Continent Action Plan girişimleri bulunuyor. Ancak Avrupa’nın egemen bulut veri altyapısına yönelik toplam harcamalarının 2026’da yalnızca 10,6 milyar euroya ulaşacağı tahmin ediliyor. Fransız yapay zekâ şirketi Mistral AI, Avrupa’nın bu alandaki en önemli girişimlerinden biri olarak görülüyor. Şirket 2026 için 1 milyar euroluk yatırım planladı ve İsveç’in Borlänge kentinde veri merkezi kuracağını açıkladı. Şirket CEO’su Arthur Mensch, ABD şirketlerinin her yıl yeni bir Apollo programı büyüklüğünde yatırım yaptığını belirterek, Avrupa’nın yalnızca düzenlemelerle teknoloji üstünlüğü kuramayacağını söyledi.

TIF 2026, İstanbul’da Turizm Yatırımlarını Buluşturacak Haber

TIF 2026, İstanbul’da Turizm Yatırımlarını Buluşturacak

Turizm yatırımlarının en önemli uluslararası platformlarından biri olan Tourism Investment Forum (Turizm Yatırım Forumu) – TIF 2026, 10–11 Şubat 2026 tarihlerinde İstanbul'daki Four Seasons Hotel Bosphorus'ta düzenlenecek. Forum, Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi'nin (WTTC) üyesi olan Türkiye Turizm Yatırımcıları Derneği'nin (TTYD) ev sahipliğinde gerçekleştirilecek. İlk kez 2020 yılında düzenlenen Turizm Yatırım Forumu'ndan bu yana Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Yatırım Ofisi'nin desteğini alan organizasyon, 2026 yılında ise ilk kez Türkiye İş Bankası'nın ana sponsorluğunda hayata geçirilecek. TIF 2026, küresel turizm sektörünün önde gelen yatırımcılarını, finans kuruluşlarını ve karar vericilerini İstanbul'da buluşturacak. Kapsamı, yarattığı etki ve katılımcı profiliyle Türk ve dünya turizmi açısından önemli bir referans noktası haline gelen forumda, iki gün boyunca yaklaşık 30 oturum düzenlenecek. Etkinlikte 100'ün üzerinde konuşmacı ve 1.500'ü aşkın üst düzey katılımcının yer alması bekleniyor. Dünya Seyahat ve Turizm Konseyi (WTTC) raporlarına göre 2025 yılında 11,7 trilyon dolara ulaşan ve 2035'te 16,5 trilyon dolara çıkması beklenen küresel turizm ekosisteminin tüm paydaşlarını bir araya getirecek olan TIF 2026, yatırımcılar, bankalar, fonlar, küresel otel markaları, uluslararası düşünce liderleri, teknoloji yenilikçileri ve gayrimenkul geliştirme şirketleri için Türkiye'deki yatırım fırsatlarını yakından inceleme imkanı sunacak. Forumda, turizm ve seyahat yatırımlarının geleceğini şekillendirecek stratejiler ele alınacak. Finans, yeni yatırım trendleri, lüks ve yaşam tarzı markaları, kültür ve sanat, sağlıklı yaşam ve medikal turizm gibi başlıklar, TIF 2026'nın ana gündem maddeleri arasında yer alacak

Ayhan Taflan: "Arap Turistlerin Trabzon'a İlgisi Azalıyor" Haber

Ayhan Taflan: "Arap Turistlerin Trabzon'a İlgisi Azalıyor"

TRABZON (İHA) - Doğu Karadeniz’in gözde turistik şehri Trabzon, son 10 yılda Körfez ülkelerinden gelen Arap turistlerin yoğun ilgisiyle öne çıktı. Ancak bu ilgide düşüş yaşanıyor. Arap turistler, geçmişte aldıkları konutları satmaya başladı. Trabzon'un doğa, yayla ve tarihi değerleriyle cazibe merkezi olduğu yıllarda, özellikle Körfez ülkelerinden gelen turistler, durgun olan konut piyasasını hareketlendirmişti. 2014’ten itibaren hızla artan gayrimenkul yatırımları, 2024 itibarıyla tersine dönmüş durumda. Özellikle Akçaabat ve Yomra gibi turistlerin tercih ettiği ilçelerde, satışlar dikkat çekici şekilde artış gösteriyor. "KONUT SATIŞINDA KUM SAATİNİ TERSİNE ÇEVİRDİK" Trabzon İnşaatçılar ve Emlakçılar Odası Başkanı Ayhan Taflan, bu durumu "Geçmiş yıllarda Körfez ülkelerinden gelenler bayağı buradan konut aldılar. Ama şimdi kum saatini tersine çeviriyoruz. Şuan o konutları alan yabancılar artık yoğun bir şekilde satışa geçti. Bölgemizde maalesef yabancı vatandaşların konut alma gibi bir eğilimi de kalmadı. Bunu net olarak söyleyebilirim. Bu süreç ne kadar sürecek ne boyutta olacak onu da şimdiden kestirmek zor. Çünkü fiyatların artışları çok enteresan bir durum. Burada konut fiyatlarının çok yüksek olması yabancı yatırımcıları da satış konusunda etkiledi. Yabancılar bu fiyatlardan konut almadığı gibi elinde konut bulunanlar da yüksek fiyatları fırsat görerek satmaya çalışıyor" sözleriyle özetledi.  Güncel durum hakkında bilgi veren Taflan, "Artık buradan doydular. Geçmişte yabancı yatırımcılar çok iyi bir dönemde piyasaya girdiler. Fiyatların yükselmesinin tek nedenini, Trabzon veya bölgemiz için ifade etmek istersem, arazi yapısının kısıtlı oluşuna bağlıyorum. Arap turistler bölgemizden gidiyor, eskisi gibi gelmiyorlar. 10 yıldır bu şehre gelen insan bunca yıl aynı yeri gördüğü zaman bıkkınlık yaşayabiliyor. Bunlar ekonomik anlamda güçlü insanlar. Finansal anlamda bir sıkıntıları yok. Yarın Türkiye'nin başka bir iline ilgi gösterebilirler. Sonra bir bakmışsın dünyanın başka bir yerine ilgi gösteriyorlar" dedi.

Özel Sektörün Yurt Dışı Kredi Borcu 178,5 Milyar Dolara Ulaştı Haber

Özel Sektörün Yurt Dışı Kredi Borcu 178,5 Milyar Dolara Ulaştı

İSTANBUL (İHA) - Eylül sonu itibarıyla, özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, 2023 yılı sonuna göre 14,3 milyar ABD doları artarak 178,5 milyar ABD dolarına ulaştı. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül ayı Özel Sektörün Yurt Dışından Sağladığı Kredi Borcu Gelişmeleri'ni açıkladı. Buna göre, 2023 yılı sonuna kıyasla, özel sektörün dış kredi borcu 14,3 milyar ABD doları artışla 178,5 milyar ABD doları seviyesine yükseldi. Vadeye göre yapılan incelemelerde, uzun vadeli kredi borcunun 10,2 milyar ABD doları artarak 165,2 milyar ABD doları, kısa vadeli kredi borcunun ise 4,1 milyar ABD doları artarak 13,3 milyar ABD doları seviyesinde olduğu gözlendi. Eylül sonu itibarıyla, uzun vadeli kredi borcunun bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 1,7 milyar ABD doları artarak 18,4 milyar ABD doları, tahvil ihracı ile yapılan borçlanmalar ise 3,6 milyar ABD doları artışla 18,4 milyar ABD doları oldu. Bankacılık dışı finansal kuruluşların borçlanmaları 188 milyon ABD doları azalarak 1,1 milyar ABD doları, finansal olmayan kuruluşların borçlanmaları ise 2,2 milyar ABD doları artarak 12,9 milyar ABD doları seviyesine yükseldi. Kısa vadeli borçlar ise, bankaların kredi biçimindeki borçlanmaları 2,8 milyar ABD doları artarak 7,3 milyar ABD doları, finansal olmayan kuruluşların borçlanmaları ise 479 milyon ABD doları azalarak 1,1 milyar ABD doları oldu. Alacaklıya göre yapılan dağılım incelendiğinde, Eylül sonu itibarıyla tahvil hariç özel alacaklılara olan uzun vadeli kredi borcu, bir önceki yıl sonuna göre 5,1 milyar ABD doları artarak 111,9 milyar ABD doları seviyesinde gerçekleşti. Kısa vadeli kredi borcu ise, tahvil hariç özel alacaklılara olan borcun 3,5 milyar ABD doları artışla 11,4 milyar ABD doları seviyesine yükseldiği gözlendi. Döviz kompozisyonuna bakıldığında, 165,2 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli kredi borcunun yüzde 57,6’sının ABD doları, yüzde 35,0’ının Euro, yüzde 2,5’inin Türk lirası ve yüzde 4,9’unun diğer döviz cinslerinden oluştuğu, 13,3 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli kredi borcunun ise yüzde 43,8’inin ABD doları, yüzde 15,9’unun Euro, yüzde 35,3’ünün Türk lirası ve yüzde 5,0’ının diğer döviz cinslerinden oluştuğu gözlemlendi. Sektör bazında yapılan incelemede, Eylül sonu itibarıyla 165,2 milyar ABD doları tutarındaki uzun vadeli toplam kredi borcunun yüzde 37,6’sının finansal kuruluşlar, yüzde 62,4’ünün ise finansal olmayan kuruluşlar tarafından borçlandığı belirlendi. Aynı dönemde, 13,3 milyar ABD doları tutarındaki kısa vadeli toplam kredi borcunun yüzde 78,5’ini finansal kuruluşlar, yüzde 21,5’ini ise finansal olmayan kuruluşlar üstlendi. Özel sektörün yurt dışından sağladığı toplam kredi borcu, Eylül sonu itibarıyla kalan vadeye göre incelendiğinde, 1 yıl içinde yapılacak anapara geri ödemelerinin toplam 54,3 milyar ABD doları olduğu kaydedildi.

Akbank’tan Türk Ekonomisine 1,6 Trilyon TL Kredi Desteği Haber

Akbank’tan Türk Ekonomisine 1,6 Trilyon TL Kredi Desteği

İSTANBUL (İHA) - Akbank, 2024 yılının ilk dokuz ayında Türk ekonomisine sağladığı finansal katkıyı açıkladı. Banka, bu dönemde toplam 1 trilyon 591 milyar TL tutarında kredi desteği sağladığını duyurdu. Akbank’ın ayrıca 6 milyar 784 milyon TL vergi karşılığı ayırdığı ve 33 milyar 135 milyon TL konsolide net kâr elde ettiği belirtildi. Akbank Genel Müdürü Kaan Gür, 2024’ün üçüncü çeyrek finansal sonuçları üzerine yaptığı değerlendirmede, global ekonomik koşullarda enflasyon oranlarındaki düşüşe bağlı olarak gelişmiş ülkelerde faiz indirimlerinin başladığını belirtti. Gür, bu gelişmenin küresel finansal ortamın gevşemesine katkı sağladığını ifade ederken, jeopolitik riskler ve faiz oranlarındaki belirsizliklerin hala devam ettiğine dikkat çekti. Türkiye’de ise ekonomi yönetiminin attığı adımların makroekonomik dengelere pozitif etkiler yarattığını ve önümüzdeki dönemde faiz indirimleri için uygun zeminin oluşmaya başladığını belirtti. Akbank’ın, bu süreçte güçlü finansal yapısını koruyarak Türkiye ekonomisine ve reel sektöre kaynak sağlamaya devam ettiğini vurgulayan Gür, önümüzdeki dönemde de bu desteğin süreceğini belirtti. KREDİ DESTEĞİ VE FİNANSAL PERFORMANS RAKAMLARI Gür, 2024 yılının ilk dokuz ayında Akbank’ın sağladığı kredi desteğinin detaylarını paylaşarak açıklamalarına devam etti. Bankanın, bu dönemde ekonomiye sağladığı toplam kredi desteğinin 1 trilyon 292 milyar TL’sinin nakdi kredi olarak sunulduğunu, toplam kredi desteğinin ise 1 trilyon 591 milyar TL seviyesine ulaştığını ifade etti. Gür ayrıca, Akbank’ın toplam mevduat miktarının 1 trilyon 575 milyar TL’ye, aktif büyüklüğünün ise 2 trilyon 404 milyar TL’ye ulaştığını belirtti. Bankanın sermaye yeterlilik oranının yüzde 19,6 düzeyinde gerçekleştiğini ifade eden Gür, Akbank’ın reel sektörün büyümesine katkıda bulunma konusunda kararlılıkla ilerlediğini söyledi. 2024 yılının ilk dokuz ayında elde edilen 33 milyar 135 milyon TL net kâr ile bankanın güçlü finansal performansını sürdürdüğünü belirten Gür, başarılı sonuçların Akbank çalışanlarının özverili çalışmaları ve müşterilerin bankaya duyduğu güven sayesinde elde edildiğini ifade etti.

TCMB Eylül Raporu: Okula Dönüş ve Kira Artışlarının Enflasyona Etkisi Haber

TCMB Eylül Raporu: Okula Dönüş ve Kira Artışlarının Enflasyona Etkisi

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), Eylül ayında gerçekleşen enflasyon gelişmeleri üzerine kapsamlı bir değerlendirme yaptı. Merkez Bankası, Eylül ayı Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısının özetini yayımlayarak, hizmet sektöründeki enflasyon dinamiklerine ve kira maliyetlerinin enflasyona etkilerine dikkat çekti. Toplantı özetine göre, Eylül ayında hizmet aylık enflasyonu üzerinde belirgin bir "okula dönüş" etkisi görüldü. Bu durum, özellikle eğitim giderlerinin artışıyla ilişkilendirildi. Kira kaleminin de bu dönemde öne çıktığı vurgulandı. Merkez Bankası’nın verileri, Ekim ayı enflasyonunun gıda fiyatlarının etkisiyle şekilleneceğine işaret ediyor. Öncü göstergeler, Ekim ayındaki enflasyon oranının artış gösterebileceğini, bu artışın da büyük ölçüde gıda fiyatlarındaki dalgalanmalara bağlı olabileceğini öngörüyor. Bu bilgiler, Eylül ayında gıda fiyatlarındaki değişikliklerin, Ekim ayında beklenen enflasyon üzerinde önemli bir rol oynayacağını ortaya koyuyor. KÜRESEL EKONOMİDE DURUM Küresel ekonomi, 2024 yılı itibarıyla sınırlı bir büyüme beklentisiyle dikkat çekmektedir. Yılın ikinci çeyreğinde, işgücü piyasalarında arz ve talep dengesindeki normalleşme eğilimi devam ederken, Türkiye’nin dış ticaret ortaklarının ihracat paylarıyla ağırlıklandırılan küresel büyüme endeksinin %2,0 artacağı, 2023’teki %1,8’lik büyümenin üzerinde bir performans sergileyeceği tahmin edilmektedir. Ancak, küresel iktisadi faaliyetin genel olarak zayıf seyrini sürdürmesi beklenmektedir. Hizmet sektöründeki olumlu gelişmelere karşın, imalat sanayindeki zayıflık devam etmektedir. ABD ekonomisi, diğer gelişmiş ülkelerden olumlu ayrışırken, Çin’in teşvik adımları ve jeopolitik gelişmeler emtia fiyatlarında genel bir artışa yol açmıştır. Enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesi amacıyla faiz indirim süreçlerinin temkinli bir şekilde ilerlemesi, jeopolitik belirsizlikler ise küresel iktisadi faaliyet üzerindeki risk faktörleri arasında yer almaktadır. Küresel enflasyondaki düşüş devam ederken, hizmet sektöründeki enflasyon katılığı da azalmaktadır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülke merkez bankalarının, enflasyon görünümündeki olumlu eğilimi koruyacak şekilde faiz indirimlerine temkinli yaklaşmaları beklenmektedir. Küresel belirsizliklerin etkisiyle risk iştahı ve gelişmekte olan ülke (GOÜ) hisse senedi piyasalarına yönelik portföy akımları dalgalı bir seyir izlemektedir. FAİZ DÜZENLEMELERİ Son Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında, gecelik faiz oranlarının politika faizi etrafında oluşması ve zorunlu karşılık düzenlemelerindeki değişiklikler neticesinde, mevduat faizleri 20 Eylül’den bu yana 31 baz puan düşerek %55,9 seviyesine gerilemiştir. Aynı dönemde TL ticari kredi faizleri %55,8’e yükselmiş, bireysel ihtiyaç kredisi faizleri %71,7’ye çıkarken, konut kredisi faizleri %41,6 seviyesine düşmüştür. Taşıt kredisi faizleri ise dalgalı bir seyir izleyerek %43,3 seviyesine ulaşmıştır. Bireysel kredilerin 4 haftalık büyüme oranları, %3,3’ten %2,0’ye gerilerken, TL ticari kredilerde ise %2,3 olarak gerçekleşmiştir. Kur etkisinden arındırılmış yabancı para ticari kredilerdeki 4 haftalık büyüme oranı %1,5 seviyesine düşmüştür. Makrofinansal istikrarı sağlamak amacıyla bazı makroihtiyati düzenlemeler yapılmıştır. 21 Eylül 2024 tarihli duyuruda, TL mevduat hesaplarına uygulanan zorunlu karşılık oranları vadesiz ve kısa vadeli mevduatta ’den ’e, daha uzun vadeli mevduatta ise %8’den ’a çıkarılmıştır. Yabancı para mevduat için gerekli zorunlu karşılık oranı ise %8’den %5’e indirilmiştir. Ayrıca, kredi kartı işlemlerinde uygulanacak aylık azami akdi faiz oranları da değişmiştir. İhracatın finansmanı için kullanılan reeskont kredilerinin günlük limiti 4 milyar TL’ye yükseltilmiştir. Yeni uygulama ile firmaların ihracatçı skorları, ihraç edilen ürünlerin teknolojik düzeyi ve firma ölçeği gibi kriterlere göre hesaplanacaktır. TALEP, ÜRETİM VE İŞGÜCÜ KATILIMI Ağustos ayında perakende ve ticaret satış hacim endeksleri aylık ve çeyreklik bazda artış göstermiştir. Hizmet üretiminin yanı sıra hizmet üretim endeksi, temmuzdan sonra ağustosta da sınırlı bir düşüş kaydetmiş ve çeyreklik bazda azalmayı sürdürmüştür. Eylül ayında kartla yapılan harcamaların artması, ekim ayının ilk haftasına ilişkin verilerin normalleşme sinyalleri vermesi, tüketim harcamalarının arttığını göstermektedir. Ancak, otomobil ve beyaz eşya satışları, üçüncü çeyrekte iç talepte kademeli bir yavaşlamaya işaret etmiştir. Sanayi üretim endeksi ise mevsim ve takvim etkilerinden arındırılarak %1,6 azalmıştır. İstihdam durumu da dikkat çekici bir şekilde iyileşmiştir. Ağustos ayı itibarıyla mevsimsellikten arındırılmış istihdam, çeyreklik bazda %0,3 artarak 32,8 milyon kişi olmuştur. İşgücüne katılım oranı sınırlı bir artış göstermiş, işsizlik oranı ise %8,6’ya düşmüştür. Cari işlemler dengesi, ağustosta 4,3 milyar ABD doları fazla vermiştir. Yıllıklandırılmış cari açık ise 11,3 milyar ABD dolarına gerilemiştir. Eylül ayında ise ihracatta sınırlı bir azalma, ithalatta ise ılımlı bir artış gözlemlenmiştir. Bu çerçevede, cari açıktaki düşük seviyenin seyahat gelirlerinin katkısıyla korunacağı öngörülmektedir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.