Hava Durumu

#Esnaf

TOURISMJOURNAL - Esnaf haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Esnaf haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Van turizmi savaşın etkisiyle geriledi Haber

Van turizmi savaşın etkisiyle geriledi

Van'da otel işletmecileri, savaşlar nedeniyle kent turizminin geçen yıla göre yüzde 50-60 oranında gerilediğini, otellerin doluluk oranının yüzde 20'lere düştüğünü, sektörün ve esnafın ciddi kayıp yaşadığını belirtti. ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a başlattığı savaş 39 gün sonra sona erdi. Türkiye'nin İran sınırında yer alan Van, savaştan en çok etkilenen kentler arasında yer aldı. İranlı turistlerin sıklıkla ziyaret ettiği kent savaşla birlikte turist kaybetti. Van'da otel işletmecisi Ebru Yeşilağaç, kentte turizmin geçen yıla göre yüzde 50–60 düştüğünü söyledi. ABD ve israil'in İran'ı vurmasının doğrudan Van'ı etkilediğini, bunun turizm ve esnaf üzerinde ciddi ekonomik kayıplara yol açtığını belirtti. Yeşilağaç, İran sınırına yakınlık nedeniyle İran'la birlikte gelişen turizmin de bu durumdan olumsuz etkilendiğini ifade ederek şunları söyledi: "İran'daki savaş ve ekonomik krizler bizleri de ister istemez etkiledi. Savaşla birlikte kapanan çok işletme var, devreden işletme sayısı da oldukça fazla. Otel sayımız geçmişte artmıştı ancak şu an oteller çalışmaz durumda. Devreden çok sayıda işletme var; bunu biliyoruz, görüyoruz ve üzülüyoruz. İran dışında kente maalesef çok fazla yabancı turist gelmiyor. Çünkü tek sınır kapımız İran. Farklı turizm alanlarımız olsaydı çok daha olumlu etkiler olurdu, bu kadar etkilenmezdik. Yerli turistler geliyor ancak savaş burada olmamasına rağmen birçok grubumuz iptal edildi. Sınıra yakın olmamız nedeniyle insanlar Van'a gelmek istemiyor, korkuyorlar. Turist çekme konusunda yeterli tanıtım yapılmadığını düşünüyorum. Van'ın turizm destinasyonu çok daha gelişmiş olabilir. Van'a gelmek için 101 sebep varken maalesef yeterince turist çekemiyoruz. Tanıtılmıyoruz; insanlar bizi bilmiyor, bilmedikleri için de gelmiyorlar." "OTELLER SÜRECİN EKONOMİK ETKİLERİ NEDENİYLE KAPANDI" Van Otelciler ve Turizmciler Derneği Başkanı Çetin Demirhan'da savaşın Van'ı etkilediğini kaydetti. Otellerde doluluk oranının yüzde 20 seviyesinde kaldığını ifade eden Demirhan, insanların savaş nedeniyle bölgeye gelmeye tereddüt ettiğini ve para harcamaya çekindiğini aktardı. Son 20 yılın "en kötü sezonunu" yaşadıklarını vurgulayan Demirhan şöyle konuştu: "Geçen yıl da çok iyi değildik ama bu yıl geçen yıla göre yüzde 50'ye varan bir düşüş var. O dönem yüzde 40'lar seviyesindeyken şimdi yüzde 20'lere geriledi. Kapanan işletmelerimiz var. Bazı otelci arkadaşlarımız sürecin ekonomik etkileri nedeniyle işletmesini kapattı. Ayrıca Van'da kayıtsız ve ruhsatsız oteller de vardı; bunlardan 10-15'i kapatıldı, bir kısmı mühürlendi, bazıları ise kaçak şekilde faaliyetini sürdürüyor. Van'da 17 bin yatak kapasitesi var ancak bunun çeyreğini bile dolduracak bir yoğunluk yok. Bir ile turist gelmesi için tanıtım şarttır. Ancak Van, fuarlarda genellikle geri planda kalıyor. Bölgeye gelen turistlerin çoğu Karadeniz'e, Trabzon'a yöneliyor. Van'dan turist akışı sağlanamıyor. Komşu ülkelerde de tanıtım yapılması gerekiyor. Özellikle Ermenistan ve Irak gibi bölgelerde Van'ın daha iyi tanıtılması şart. Çünkü insanlar burayı bilmiyor. Oysa Van'ın çok sayıda tarihi ve turistik değeri var. Tüm esnaf zor durumda. Yetkililerin bir araya gelerek bu süreçte ne yapılabileceğini, nasıl bir destek paketi oluşturulacağını değerlendirmesi gerekiyor. Türkiye'de bu süreçten en çok etkilenen illerden biri Van oldu." "VAN'DA 100 ACENTEDEN 30'A YAKINI KAPANDI" TÜRSAB Doğu Anadolu Bölge Başkanı Cevdet Özgökçe, Van turizminin savaştan olumsuz etkilendiğini belirterek, otel doluluk oranlarının yüzde 20-25'e kadar düştüğünü ifade etti. İran ve Irak'tan turist akışının iki yıldır düzenli olmadığını vurgulayan Özgökçe, Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu'dan gelen ziyaretçilerin de "risk algısı" nedeniyle bölgeyi tercih etmediğini söyledi. İç turizmde uçak seferlerinin yetersizliği ve tanıtım eksikliği sorunlarının sürdüğünü ifade eden Özgökçe, açıklamasını şu ifadelerle tamamladı: "Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA) ile bu konuları görüşüyoruz ancak Avrupa, Amerika ve Uzak Doğu'da yeterli tanıtım yapılamıyor. Van'da yaklaşık 100 acente vardı, şu an 70'i aktif, 30'a yakını ise kapandı. Esnafın durumu çok kötü. Giyimciden lokantacıya kadar herkes zor durumda. Her gün 'Ne olacak bu durum?' sorusunu alıyoruz. Biz de bu talepleri yetkililere iletiyoruz. İran ve Irak'taki çatışmalar da bölgeyi etkiliyor. Bu şartlarda turist gelmiyor. Uçak sefer sayıları yetersiz ve bilet fiyatları çok yüksek. İstanbul-Diyarbakır hattında 5-6 bin liraya bilet bulunabilirken, Van hattında 18-20 bin liraya kadar çıkıyor. Bu da turizm gruplarını olumsuz etkiliyor. Akaryakıt fiyatlarındaki artış da maliyetleri yükseltti. Mazot 60 liradan 70-80 lira bandına çıktı. Bir otobüsün İstanbul'a gidiş-dönüşü yaklaşık 1100 litre yakıt tüketiyor. Bu nedenle maliyetler ciddi şekilde arttı. 5 kişilik bir ailenin İstanbul-Van gidiş dönüş maliyeti 30 bin lirayı aşıyor. Bu da turizmi doğrudan etkiliyor."

10 günlük tatilden turizmci mutlu, esnaf mutsuz Haber

10 günlük tatilden turizmci mutlu, esnaf mutsuz

Özellikle yüksek enflasyon, artan maliyetler ve nakit akışı sorununun yaşandığı bir dönemde uzun tatillerin etkisi artık sadece sosyal değil, doğrudan ekonomik bir tartışma konusu haline geldi. Turizm bölgeleri hareketlendi, oteller kazandı Uzun tatilin en büyük kazananı yine turizm sektörü oldu. Antalya, Bodrum, Çeşme, Marmaris gibi destinasyonlarda oteller doluluklarını artırırken; havayolları, restoranlar, beach işletmeleri, araç kiralama şirketleri ve eğlence sektörü de hareketlendi. Özellikle şehir hayatından kaçmak isteyen orta ve üst gelir grubunun kısa tatil planları: İç turizmi canlandırdı,Sezonu erkene çekti,Tatil bölgelerinde günlük ekonomiyi büyüttü. Akaryakıt satışlarından hava yolu biletlerine kadar birçok kalemde geçici bir ekonomik canlılık oluştu. Ancak uzmanlara göre burada temel sorun, bu hareketliliğin tüm ekonomiye eşit dağılmaması. Çünkü aynı günlerde Türkiye’nin başka bir tarafında üretim yavaşladı, küçük işletmeler ise gider baskısıyla karşı karşıya kaldı. Küçük esnaf için tatil değil, durgunluk dönemi Uzun tatillerin en zorlayıcı etkisini küçük işletmeler hissediyor. Mahalle esnafı, atölyeler, küçük üreticiler, günlük nakit akışıyla çalışan işletmeler için 10 günlük durgunluk; çoğu zaman “dinlenme” değil, gelir kaybı anlamına geliyor. Çünkü işletmeler kapansa bile: Kira işlemeye devam ediyor,SGK primleri sürüyor,Personel maaşları durmuyor,Krediler ve çek ödemeleri devam ediyor. Özellikle perakende dışındaki sektörlerde birçok işletme için resmi tatil, fiilen 12-13 günlük ekonomik yavaşlama yaratıyor. Bazı işletmeler sipariş teslimlerini ertelemek zorunda kalırken, tahsilat zinciri de aksayabiliyor. Üretim durunca maliyet büyüyor Sanayi ve ihracat tarafında ise mesele daha farklı. Türkiye gibi üretim ve ihracata dayalı büyümek isteyen ekonomilerde uzun duruşlar; Teslim sürelerini uzatabiliyor,Lojistik zincirini yavaşlatabiliyor,İhracatçı için rekabet baskısı oluşturabiliyor. Özellikle Avrupa ve Orta Doğu’daki müşteriler çalışmaya devam ederken Türkiye’de üretimin yavaşlaması, bazı sektörlerde zaman kaybı ve ek maliyet yaratabiliyor. İhracatçıların en çok dile getirdiği sorunlardan biri ise şu: “Dünya çalışırken Türkiye’nin uzun süre durması.” Büyük şirketler yönetiyor, küçük işletme zorlanıyor Kurumsal şirketler ve büyük holdingler uzun tatilleri daha planlı yönetebiliyor. Ancak küçük ölçekli işletmeler için durum aynı değil. Özellikle: Borçla dönen,Personel maliyeti yüksek olan,Kirası ağırlaşan,Günlük satışla ayakta kalan işletmeler, tatil sonrası dönemde ciddi nakit baskısı yaşayabiliyor. Bugün birçok KOBİ’nin temel sorunu kârsızlık değil, nakit akışı. Uzun tatiller ise bu kırılgan yapıyı daha da hassas hale getiriyor. Çalışan tarafında ise farklı bir gerçek var Öte yandan çalışan kesim için uzun tatiller hâlâ önemli bir sosyal ihtiyaç. Ekonomik baskının yoğun olduğu bir dönemde insanlar: Aileleriyle zaman geçirmek,Şehirden uzaklaşmak,Psikolojik olarak nefes almak istiyor. Ancak burada da gelir farkı ortaya çıkıyor. Çünkü yüksek tatil maliyetleri nedeniyle milyonlarca kişi için “10 günlük tatil”, gerçekte evde geçirilen uzun bir resmi tatil anlamına geliyor. Bu nedenle uzun tatilin ekonomiye etkisi kadar, toplumun hangi kesiminin gerçekten tatil yapabildiği de ayrı bir tartışma konusu haline geliyor. Asıl soru şu: Türkiye bu modele hazır mı? Ekonomistler artık şu sorunun daha yüksek sesle sorulması gerektiğini söylüyor: Türkiye ekonomisi, üretim ve ticaret tarafında hâlâ kırılganlık yaşarken bu kadar uzun tatilleri kaldırabilecek yapıda mı? Çünkü bugün aynı tatil: Bir kesim için deniz, seyahat ve harcama,Başka bir kesim için ise kapanan dükkân, duran üretim ve artan borç anlamına geliyor. Türkiye’de uzun tatil ekonomisi büyüyor. Ama görünen o ki, herkes aynı tatili yaşamıyor.

Mardin’de "Tespih Fuarı" kapılarını açtı Haber

Mardin’de "Tespih Fuarı" kapılarını açtı

Mardin'de, Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Türkiye Tespihçiler Esnaf ve Sanatkarlar Federasyonu ve Mardin Antika Tespih ve Gümüşçüler Derneği iş birliğinde Artuklu Fuar Alanı'nda düzenlenen etkinliğin açılışı gerçekleştirildi. Açılışa, Mardin Valisi ve Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Tuncay Akkoyun, 70. Mekanize Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Yaşar Dener, İl Emniyet Müdürü Recep Tecimer, İl Jandarma Komutanı Tuğgeneral Tahsin Saruhan ile davetliler katıldı. Protokol üyeleri stantları gezerek sergilenen ürünleri inceledi. Vali Tuncay Akkoyun, Mardin'in barış, kardeşlik ve kültürel zenginlikleriyle öne çıkan bir şehir olduğunu belirterek, "Bu coğrafya sadece tarihi yapılarıyla değil, aynı zamanda önemli sanat ve zanaatlarıyla da dikkat çekiyor. Gümüş ve telkari işçiliğinin yanı sıra kehribar ve farklı materyallerden yapılan tespihler de bu mirasın önemli bir parçasıdır. Tespih, sabrın sanata dönüştüğü, geçmişin mirasını modern tasarımla buluşturan önemli bir değerdir" dedi. Fuarın hem ustaları hem de meraklıları bir araya getirdiğini ifade eden Akkoyun, 1-3 Mayıs tarihleri arasında açık olacak etkinliğe tüm vatandaşları davet ederek, bu tür organizasyonların desteklenmeye devam edeceğini kaydetti. Federasyon Başkanı Rezan Yılmaz da fuarın sektör temsilcilerini bir araya getirdiğini belirterek, "Mardin'e yakışır bir organizasyon oldu. Valimizin destekleriyle esnafımız burada buluştu. Tüm tespih severleri fuarımıza bekliyoruz" ifadelerini kullandı. Mardin Antika Tespih ve Gümüş Derneği Başkanı Ümit Demir ise kehribarın Baltık Denizi'nden çıkarıldığını ve işlenerek Türkiye'ye ithal edildiğini belirterek, "Türkiye genelinde bayilerimize dağıtım yapıyoruz, aynı zamanda ihracat da gerçekleştiriyoruz. Bu fuar sektör açısından oldukça verimli geçiyor. Türkiye'nin dört bir yanından, hatta yurt dışından katılım var. Tespih sektörü, Mardin turizmine de önemli katkı sağlayacaktır" dedi. Satıcı Muhammed Akkurt ise fuarda ağırlıklı olarak antika ve özel koleksiyon ürünlerinin yer aldığını ifade ederek, "Osmanlı dönemine ait, 100 yılı aşkın geçmişe sahip tespihler sergileniyor. Mikro art sanatı tekniğiyle, aylar süren çalışmalar sonucu hazırlanan özel koleksiyonlar da bulunuyor. Fuarda ayrıca yaklaşık 50 bin dolar değerinde, Esmaül Hüsna motifli özel bir tespih de yer alıyor" diye konuştu. Tespih satıcısı Hakan Şidim ise 15 yıldır sektörde olduğunu ifade ederek, "Mardin esnafının büyük bölümü tespih ve antika ile ilgileniyor. Mardin denince akla ilk gelenlerden biri kehribar tespihlerdir. Fuardan memnun kaldık" dedi. Şidim, Osmanlı dönemine ait "alman sıkması" olarak bilinen tespihlerin antika kategorisinde yer aldığını belirterek, "Bu ürünler gramla satılıyor ve gram fiyatı 100 ile 150 dolar arasında değişiyor. En düşük fiyatlı tespihlerimiz 1000 liradan başlayıp 5 bin liraya kadar çıkıyor" diye konuştu.

Rodos’ta turizm krizi: Rezervasyonlar iptal, esnaf zor durumda Haber

Rodos’ta turizm krizi: Rezervasyonlar iptal, esnaf zor durumda

Akdeniz’in önemli turizm merkezlerinden Rodos Adası’nda esnaf, rezervasyon iptalleri ve turist sayısındaki düşüş nedeniyle ciddi kayıp yaşadıklarını belirtiyor. Bazı işletmelerde iş hacmi %25’e kadar gerilerken, genel düşüşün %75 seviyesinde olduğu ifade ediliyor. Bölge halkı ise savaşın sona ermesini umut ediyor. CNN TÜRK Muhabiri İlayda Karaca ve Caner Emre Kınacı Rodos Adası'ndan aktardı. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı savaş ikinci ayına yaklaşırken, sahadaki çatışmalar kadar küresel etkileri de büyüyor. Bir yanda barış umutları korunurken, diğer yanda artan saldırılar endişeyi derinleştiriyor. Savaşın doğrudan etkileri bölgeyle sınırlı kalmazken; petrol, altın ve birçok sektörde dalgalanmalar dikkat çekiyor. Bu etkilerin hissedildiği noktalardan biri de Akdeniz’in önemli turizm merkezlerinden Rodos Adası. Yaklaşık 1400 kilometrekare yüz ölçümüne sahip ada, özellikle uluslararası turistler açısından Yunanistan’ın öne çıkan destinasyonlarından biri. Ancak savaşın yarattığı belirsizlik, turizm hareketliliğini ciddi biçimde etkilemiş durumda. Rodos esnafı, yaşanan durumu şu sözlerle anlattı: “Genelde bizim müşterilerimiz hep yurt dışından geliyor. Türkiye olsun, İran'dan geliyor ama şu anda Ege tarafı, Akdeniz tarafı bayağı bitik şu anda %75 düşüş var.” “Amerikalı çok rezervasyonumuz. Cruise gemisiyle geliyorlar.” “Ancak şu anda bazı yolcu gemileri kaldığı için gelemediği için biraz daha normale göre az. Bekliyoruz, ümit var. Rodos adası yani turizmde Yunanistan'da 1. numara.” “%25 çalışıyoruz şu anda. Yani rezervasyonlarımız iptal oluyor. Motorlarımızı elimizden geldiği kadar müşteriye düşük fiyatlar vermeye çalışıyoruz. Hizmet açısından her şeyi sunuyoruz ama gel gelelim yine olumsuz.” Turizmde yaşanan bu daralma, bölge ekonomisini doğrudan etkilerken; esnafın ortak beklentisi savaşın bir an önce sona ermesi ve turizm hareketliliğinin yeniden canlanması.

Mardin’de, Turizm Sezonu Öncesi Ziyaretçi Artışı Haber

Mardin’de, Turizm Sezonu Öncesi Ziyaretçi Artışı

Mardin’de sezon başlamadan turist sayısında artış yaşanırken, mart sonu itibarıyla ziyaret eden yerli ve yabancı turist sayısındaki artış dikkati çekiyor. Esnaf ise turizm hareketliliğinin artmasını bekliyor. İş seyahati dolayısıyla kente gelen Murat Dadaş, ANKA Haber Ajansı'na, "Evler çok eski, binalar hep taştan. Gayet iyi. Sokaklar tertemiz, çarşısı çok iyi. Bir insanın canı sıkılmaz burada. Biz iş için geldik ama daha sonra gezmek ve tatil için kesinlikle geleceğimiz bir yer. Çok iyi, aradığınız her şeyi bulabiliyorsunuz burada. Buram buram tarih kokuyor, baharat kokuyor. Dört dörtlük bir şehir. Gelmeden, görmeden anlayamazlar buranın güzelliğini" dedi. Kentte esnaf olan Hüseyin Ballar ise hareketliliğin nisanda başlayacağını ifade ederek, şunları söyledi: "Mardin'de mart bittikten sonra inşallah hareketlilik başlayacak. Nisan, mayıs, haziran diye de devam edeceğiz. Savaşın etkisi biraz vardır. Ama burası temiz, Mardinimiz güzel bir memleket. Gelen misafirlerimize can veririz, onlar da bize can verirler. Esnafı zaten görüyorsunuz; hepsi hoşgörülü, güzel konuşuyorlar. Misafirlerimizi bekleriz, Mardin halkı misafirperverdir. Bizim yazımız da güzel, kışımız da güzel. Yazın ayrı bir havası var, kışın ayrı bir havası var. Mezopotamya bölgesi olduğumuz ve çok güzel bir memlekete sahip olduğumuz için insanlarımız da çok iyi, hoşgörülü ve saygılıdır. Burada öyle kötü niyetli insanlar bulamazsınız, çok nadirdir; daha doğrusu hiç bulamazsınız. Mardin halkı temiz insandır, misafirperverdir." "Görüp gezilecek, anılar biriktirilecek güzel bir yer" Tayin nedeniyle iki yıldır Mardin’de yaşayan Mersinli Derya Erol ise "kentin keşfedilmekle bitmeyen bir tılsımı olduğunu" söyleyerek, "Düzenimizi kurduk. Çok güzel, otantik bir şehir. Her hafta sonu buradayız. Şehir için çok küçük diyorlar ama biz iki yıldır geziyoruz, hâlâ gez gez bitmiyor bence. Her bir mekânda ayrı bir güzellik, ayrı bir tılsım var. Keşfetmekle biteceğini sanmıyorum. Görüp gezilecek, anılar biriktirilecek güzel bir yer. Farklı bir havası var, hem gecesi hem gündüzü ayrı güzel" diye konuştu. Makbule Turgut adlı yurttaş Mardin'e yılda 2-3 kez geldiklerini anlatarak, "Çok güzel, seviyoruz burayı. Kahveleri çok güzel, bayılıyoruz" derken, Balıkesir'den gelen Cebrail Özel de kentin tarihi derinliğinden memnuniyet duyduklarını ve düzenli olarak ziyarete geldiklerini kaydetti.

Alp Özel, Antalya’da Yatak Artışı Şehir Ekonomisini Zorluyor Haber

Alp Özel, Antalya’da Yatak Artışı Şehir Ekonomisini Zorluyor

Antalya Turistik Otelciler ve Pansiyoncular Birliği (ANTOB); bir turistin 1 günlük her şey dahil sistemde 5 yıldızlı otele ödeyeceği ücret ile şehir merkezinde turistik bir otele ödeyeceği ücret, şehir merkezi gezisi ve harcamalarının 2020 ile 2026 yılları arasındaki farkına yönelik bir çalışma yaptı. Konuyla ilgili açıklama yapan ANTOB Başkanı Alp Özel, şehir merkezi bakımından fiyatların 2020 yılına göre yükseldiğini söyledi. Özel, 2020 yılında ATSO meslek komitesinde yaptıkları hesaplamalarda, kent merkezindeki otellerde konaklayan bir turistin harcama ortalaması 80-82 avro iken, bugün 180 avroya yükseldiğini, 5 yıldızlı her şey dahil otellerde ise o gün 130 avro civarı olan kişi başı ücretin bugün de aynı seviyelerde olduğunu belirtti. Özel, “O dönem meslek komitemizde, 5 yıldızlı otelde konaklayan bir turistin verdiği parayla, şehir merkezinde alabileceği hizmeti sorgulamış, 770 TL ve o günkü kura göre yaklaşık bu 80-82 avro civarına geldiğini hesaplamıştık" dedi. "TL OLARAK ARTIŞ VAR" Alp Özel; Bugün yapılan hesaplamalara göre şehir merkezinde bir turistin konaklama ücreti ise 1500 TL'den başladığını, 2020'deki aynı kalemleri hesapladığımızda 9 bin TL'lik bir fiyatın çıktığını bunun da 180 avroya denk geldiğini ifade etti. Avro bazında yaklaşık 2,2 kat, TL bazında ise 11-12 kata yakın artışın söz konusu olduğunu ve 2020'de esnafın o fiyatlarla para kazandığını ama bugün esnaf ve şehir merkezindeki otelciler kazanamadığını söyledi. "ESNAF VE ŞEHİR MERKEZİNDEKİ OTELLERİN PARA KAZANAMAMA SEBEBİ YENİ OTEL YATIRIMLARI" Bu sorunun en büyük nedeninin 5 yıldızlı otellerin sayısındaki artış olduğunu söyleyen Özel, “Katma değer gibi gözükse de artık Antalya'da 5 yıldızlı otel sayısı çok fazla ve şehir ekonomisine zarar veriliyor. Aralarında çok ciddi rekabet var. Haddinden fazla yatak kapasitemiz var ve yatak kapasiteleri doldurulmak için fiyatlar aşağı çekiliyor, 2020 fiyatlarına göre satış yapabiliyor. Çünkü çok fazla miktarda yatak var ellerinde. Karlılıklarından da feragat ediyorlar. Yani neticede esasında para kazanamayıp maliyetine satış yapmak durumunda kalıyorlar. Bu da şehir merkezine turistin gelmesini engellemekte" dedi. YENİ OTEL YATIRIMLARI YERİNE ESKİ TESİSLERİN YENİLENMESİ TEŞVİK EDİLMELİ Şehir merkezindeki küçük ve orta ölçekli otellerin boş kalması her kesime olumsiz yansıdığını ifade eden Özel, “Şehirdeki esnaf para kazanamıyor. Çünkü eskisi gibi şehirde turist yok, nakit akışı yok. Bu sıkıntıyı ortadan kaldırmanın tek yolu yatak sayımızı artırmayı durdurmamız lazım. Arz-talep dengesi ticaretin birinci kuralıdır. Talep sabit kalmakla beraber arzımız katlanarak artıyor. Her yıl görüyoruz ki yeni oteller açılıyor. Buna dur dememiz lazım. Yoksa bu şehir ciddi anlamda büyük bir krize gitmekte. Teşvik ve tahsisin kaldırılması lazım. Antalya gelişimini bu noktada tamamladı. Bu gidişatı yavaşlatmak, durdurmak, elimizdeki fazla yatak kapasitesinin nitelikli turistle buluşabilmesi için bölgemizde tahsislerin, teşviklerin kaldırılması eğer verilecekse de turizmin gelişmekte olan noktalarına ve lüzumlu noktalarına verilmeli. Şehrin nitelikli turistle buluşması için yapılacak yatırımların teşviki çok daha değerli. Şehrimiz çok ciddi kan kaybediyor, düşük faizli krediler verilerek, kadim işletmelere renovasyon kredilerinin çok acil çıkmasını istiyoruz" dedi. KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ OTELLER MALİYET BASKISI NEDENİYLE SIKINTIDA ANTOB'un raporunda, Antalya ekonomisini ayakta tutan küçük ve orta ölçekli otellerin boş kaldığı, maliyetlerin yarattığı baskı ve sınırlı kapasite nedeniyle fiyatlarını çoğu zaman maliyetin altına indirmek zorunda kaldığı belirtilerek, konuyla ilgili Özel şunları söyledi: “Şehir merkezine gelen turistin harcama eğilimi düşmekte, nitelikli turist için şehir merkezi cazibesini kaybetmektedir. Esnafın cirosu her geçen gün erimekte, karlılık yok olmakta, geliri büyük oranda turizm olan bu şehirde yoksulluk çarşının tam ortasında en yoğun şekilde hissedilmektedir. Bu geçici bir mesele olmadığı gibi, turizmin kentten koparılması anlamına gelmektedir. Bu, Antalya'nın ekonomik damarlarının yavaş yavaş kurutulmasıdır. Bir önce önce vahşi turizm yatırımlarının, kontrolsüz yeni otel yapma iştahının acilen durdurulması gerekmektedir. Antalya'da yapılan her yeni otel yatırımı, her ilave yatak kapasitesi; Antalya turizminin tabutuna çakılan bir çividir. Yatak kapasitemizin kontrol dışı artması altyapı başta olmak üzere karayolları ve belediye hizmetlerinin artmasına da sebep olmaktadır. Eğer bu gidişat kontrol altına alınmazsa; 5 yıldızlı oteller düşük karlılıkla dolarken, şehir merkezi karanlıkta kalacaktır. Turizm, yalnızca otel odalarında değil; sokakta, restoranda, dükkanda, kent yaşamının tamamında var olmalıdır. Aksi halde, vahşi otel yatırımcılarının her şey dahil ile sisteme soktukları ilave yatak kapasitesi en başta şehir otellerini, ardından şehrin esnafını, işletmelerini ve sosyal hayatını, yani koskoca bir şehri yok edecektir. Bu tablo raporlanmalı, yok olan şehir ekonomisini kurtarmak için tüm dinamikler ayağa kaldırılmalıdır."

Kahramanmaraş’ta yorgancılık yok olma tehlikesinde Haber

Kahramanmaraş’ta yorgancılık yok olma tehlikesinde

Kahramanmaraş’ta el emeğine dayalı yorgancılık mesleği, değişen tüketim alışkanlıkları ve çırak yetişmemesi nedeniyle yok olma noktasına geldi. Dulkadiroğlu ilçesi Kanlıdere Caddesi’nde yaklaşık yarım asırdır esnaflık yapan 62 yaşındaki Ali Kösesakal, mesleğin yok olmaya tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ifade etti. Çocuk yaşlarda mesleğe başladığını belirten Kösesakal, 40 yıldır aynı iş yerinde hizmet verdiğini söyledi. Kanlıdere Caddesi’nin zamanla Kahramanmaraş’ın "Yorgancılar Çarşısı" haline geldiğini anlatan Kösesakal, "Biz buraya dükkan açtıktan sonra diğer yorgancı arkadaşlar da geldi. Burası el emeği göz nurunun merkeziydi" dedi. "El emeği bittiği için artık çıkarta gelmiyor" Kösesakal, "Eskiden çok kalfamız vardı, çok insan yetiştirdik. Maraş'ta ve Türkiye genelinde el emeği bittiği için artık çırak bile gelmiyor, eleman yetişmiyor. Bizim burada yorgancılığı en fazla 3 yıl daha yapabiliriz. Ondan sonra bu insanlara hizmet edecek kimse kalmayacak. Ben burada en az 3 tane kalfa yetiştirdim. Bu insanlar evliydi ve evlerini geçindirebilecek durumdaydı. Eskiden kalfa, evini geçindirirdi. Emeğimizin karşılığını alamıyoruz" dedi. "Herşey naylonlaştı" Kösesakal, şöyle devam etti: "Atalarımız bu yünlerle nasıl yaşamışsa, ben de öyle yaşamayı tavsiye ederim. Yün ve pamuk sağlık açısından çok önemlidir. Naylon çıktı, sentetik ürünler çıktı. Ama o naylonların içindeki hücre yapısı yıllar geçse de bozulmuyor. Yün ise yıkandıkça canlılığını korur, insanın rahat uyumasını, dinç kalkmasını sağlar. Sağlık açısından yün ve pamuk her zaman tercihimdir. Tercih edilmemesinin sebebi ise şimdiki neslin makineye atalım, yıkayalım düşüncesi. Değer veren yok, önemseyen yok. Oysa ben döşeğin de, yorganın da, yastığın da yün olmasını tavsiye ederim. Beş kiloluk bir yün döşekle, yün yorganla yatan insan sabah yaylada kalkmış gibi dinç uyanır. Ama bunları anlatamıyoruz. Her şey naylonlaştı. Hazır al, makineye at, yıka. Üç sene sonra yenisini al." Maraş'ta sadece 5 usta kaldığını dile getiren Kösesakal, "Hepsinin yaşı 60’ın üzerinde. Diğer ilçelerde usta neredeyse yok. İç Anadolu’da yün yorgan hala revaçta ama Kahramanmaraş’ta en çok tutulan şey çeyiz yorganı. Bizde 'sarıklı yorgan' derler. Kadife çeyiz yorganları çok işliyoruz. Kadife yorganlarda yaklaşık yüze yakın modelimiz var. Müşterilerimiz geliyor, rengine ve modeline karar veriyor. Maraş’ın genç kızları gelir, seçimini yapar. Biz de bir hafta, on gün içinde teslim ederiz. Bir yorganın yapımı yaklaşık bir buçuk gün sürer. Altı ilikli, düğmeli melefesiyle birlikte hazırlanır. Bir yorganın fiyatı 4 bin ile 4 bin 500 lira arasında. Bize kalan ise yaklaşık 2 bin 500 lira. Akşama kadar emek veriyoruz ama emeğimizin karşılığını alamıyoruz" diye konuştu.

Kapalıçarşı’da 50 ve 100 Dolarlık Banknot Endişesi Turizmi Zorluyor Haber

Kapalıçarşı’da 50 ve 100 Dolarlık Banknot Endişesi Turizmi Zorluyor

Türkiye’nin turistik merkezlerinde ve İstanbul Kapalıçarşı çevresinde, son aylarda 50 dolarlık ve bazı eski basım 100 dolarlık banknotların reddedildiği ya da 2-3 lira daha düşük kurdan bozulduğu yönünde şikâyetler arttı. Kapalıçarşı kaynakları, son bir yılda ciddi miktarda sahte 50 ve 100 dolar tespit edildiğini, bu nedenle bazı döviz bürolarının bu kupürleri temkinli aldığını ifade etti. Türkiye gazetesinin aktardığına göre, esnaf, turistlerin ödeme yapmakta zorlandığını, kabul edilmeyen banknotlar nedeniyle alışverişten vazgeçenler olduğunu belirtti. Bu durumun hem satış kaybına yol açtığını hem de perakende sektörü ve turizmde güvensizlik oluşturduğunu dile getirdi. İşletme sahipleri, konunun resmî kurumlar tarafından netleştirilmesini, sahte banknotlarla mücadele için denetimlerin artırılmasını ve güncel bir yol haritası açıklanmasını talep etti. Esnafa göre, belirsizliğin devam etmesi hâlinde turizm gelirleri ve ticaret daha fazla zarar görebilir. 2024 YILINDA DA YAŞANMIŞTI Geçen sene de piyasada benzer bir durum yaşanmıştı. O dönemde birçok döviz bürosu para sayma makinelerini yenilemiş, bankalar ise sahte para riskine karşı ilave güvenlik tedbirleri uygulamaya başlamıştı. Ancak bu tedbirler uzun süreli koruma sağlayamadı; piyasada dolaşıma sokulan sahte 50 ve 100 dolar banknotlarının sayısı yeniden artınca, bazı bürolar bu banknotları kabul etmeme ya da düşük kurdan alış yapma yoluna gitti. Bazı döviz bürolarından edinilen bilgilere göre, o dönem yapılan harcamalar ve teknik iyileştirmeler belli bir süre için sorunu çözdü. Ancak günümüzde, sahtecilik yöntemlerinin gelişmesi ve denetim mekanizmalarının yetersizliği, eski uygulamaların etkisini kaybetmesine yol açtı. Bu da hem büroları hem de tüketicileri yeniden tedirgin etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.