Hava Durumu

#Enflasyon

TOURISMJOURNAL - Enflasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enflasyon haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Birleşik Kamu-İş: Açlık 36 bin, yoksulluk 108 bin TL’yi aştı Haber

Birleşik Kamu-İş: Açlık 36 bin, yoksulluk 108 bin TL’yi aştı

Türkiye’de yaşam maliyetindeki artış, Nisan 2026 itibarıyla açlık ve yoksulluk sınırında yeni eşiklerin aşılmasına yol açtı. Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun cuma günü yayımladığı nisan ayı araştırmasına göre açlık sınırı, bir önceki aya göre 494 lira artarak 36 bin 313 liraya yükseldi. Açlık sınırı, dört kişilik bir ailenin yalnızca dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için yapması gereken aylık harcama olarak belirtiliyor. Aynı dönemde gıda dışı temel ihtiyaçlardaki artışın da etkisiyle yoksulluk sınırı 108 bin 820 liraya kadar çıktı. Böylece yoksulluk sınırı 109 bin liraya yaklaşarak son yılların en yüksek seviyelerinden birine ulaştı . Araştırma, yalnızca fiyat artışlarını değil, aynı zamanda ücretlerin bu artış karşısında ne ölçüde yetersiz kaldığını da ortaya koyuyor. Yıl başında 28 bin 75 lira olarak belirlenen asgari ücret, Nisan itibarıyla açlık sınırının 8 bin 238 lira altında kaldı. En düşük emekli aylığı ise açlık sınırının 16 bin 313 lira gerisinde bulunuyor. Bu tablo, sabit gelirli kesimlerin temel gıda ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlandığını gösterirken, ücret artışlarının yılın ilk aylarında hızla eridiğine işaret ediyor. Nitekim veriler, asgari ücretin dört kişilik bir ailenin yalnızca 23 günlük beslenme giderini karşılayabildiğini, en düşük emekli aylığının ise sadece 16 günlük gıda ihtiyacına yettiğini ortaya koyuyor. Son bir yıllık değişim ise artışın boyutunu daha net ortaya koyuyor. Açlık sınırı bir yılda 10 bin 135 lira artarken, gıda dışı harcamalar 19 bin 273 lira yükseldi. Yoksulluk sınırındaki toplam artış ise 29 bin 407 lirayı buldu. Hane gelirinin artırılması da yoksulluk sınırını aşmak için yeterli olmuyor. Araştırmaya göre üç kişinin asgari ücretle çalıştığı bir ailede toplam gelir dahi yoksulluk sınırının 24 bin 595 lira altında kalıyor. Memur maaşları da yoksulluk sınırının altında Bu durum, çalışan sayısı artsa bile gelirlerin temel yaşam maliyetlerini karşılamaya yetmediğini ve yoksulluğun daha geniş kesimlere yayıldığını gösteriyor. Kamu çalışanları açısından da tablo farklı değil. En düşük memur maaşı yoksulluk sınırının yalnızca yüzde 56,8’ini, ortalama memur maaşı ise yüzde 62’sini karşılayabiliyor. Bu oranlar, kamu çalışanlarının da ciddi bir alım gücü kaybı yaşadığını ortaya koyuyor . Açlık sınırındaki artışın arkasında gıda fiyatlarındaki yükseliş belirleyici rol oynarken, özellikle protein kaynaklarındaki artış dikkat çekiyor. Et, balık ve yumurta için yapılması gereken aylık harcama 10 bin 792 liraya ulaşırken, süt, yoğurt ve peynir grubu için gereken harcama 7 bin 444 liraya çıktı. Meyve harcamaları 3 bin 417 liraya yükselirken, sebze harcamaları aylık bazda sınırlı bir gerileme gösterse de yıllık bazda artışını sürdürdü. Ekmek, un ve makarna gibi temel ürünler için yapılması gereken harcama da 2 bin 904 liraya ulaştı. Bu veriler, gıda enflasyonunun hanelerin bütçesi üzerindeki baskısını sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Gıda dışı harcamalar yoksulluk sınırını yukarı çekti Yoksulluk sınırındaki yükselişin temel nedenlerinden biri ise gıda dışı harcamalardaki hızlı artış oldu. Dört kişilik bir ailenin barınma, ulaştırma, sağlık, eğitim ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için yapması gereken aylık harcama 72 bin 507 liraya çıktı. Özellikle kira dahil barınma giderlerinin 20 bin 979 liraya, ulaştırma harcamalarının ise 17 bin 235 liraya ulaşması, toplam maliyetin hızla yükselmesine neden oldu. Ev eşyası, giyim, iletişim ve eğitim gibi kalemlerdeki artış da hane bütçesi üzerindeki baskıyı artıran diğer unsurlar arasında yer aldı. Bu artışta hem Türkiye ekonomisine özgü yapısal sorunların hem de küresel ölçekte enerji fiyatlarındaki yükselişin etkili olduğu değerlendiriliyor. Enerji maliyetlerindeki artışın ulaştırma başta olmak üzere pek çok sektöre yansıması, fiyatların genel seviyesini yukarı çekmeye devam ediyor. Araştırmanın ortaya koyduğu tablo, Türkiye’de geniş kesimlerin yalnızca yoksulluk sınırının değil, açlık sınırının da altında yaşam mücadelesi verdiğini gösteriyor. Gıda ve temel ihtiyaç fiyatlarındaki artış sürerken, gelirlerdeki artışın bu yükselişi telafi edememesi, özellikle düşük ve sabit gelirli gruplar için geçim sıkıntısının derinleşmesine yol açıyor. Ekonomik göstergeler, hane halkı üzerindeki baskının kısa vadede azalmasının zor olduğunu ortaya koyarken, yaşam maliyetindeki artışın sosyal etkilerinin de giderek daha görünür hale geldiğine işaret ediyor. Hanehalkının enflasyon beklentisi yüzde 50’ye yaklaştı TCMB’nin Mart 2026 Hanehalkı Beklenti Anketi’ne göre hanehalkının 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 50 sınırına yaklaştı. Mart ayında 1,08 puan artan beklenti yüzde 49,89’a yükselirken, ocak ve şubat aylarında yüzde 48,81 seviyesinde yatay seyretmişti. 5-13 Mart tarihleri arasında 2 bin 985 hanenin katılımıyla yapılan ankette, katılımcıların yüzde 69,3’ü gelecek 12 ay sonunda enflasyonun mevcut seviyenin üzerinde gerçekleşeceğini öngördü. Beklentiler demografik gruplara göre farklılaştı. Kadınların 12 ay sonrası enflasyon beklentisi yüzde 52,2 ile erkeklerin beklentisi olan yüzde 48,1’in üzerinde gerçekleşti. Yaş gruplarında en yüksek beklenti yüzde 51,5 ile 55 yaş ve üzeri kesimde görülürken, gelir düzeyi düştükçe enflasyon beklentisinin yükseldiği dikkat çekti. Asgari ücret ve altında gelir elde edenlerde beklenti yüzde 51,8 olurken, iki asgari ücret ve üzeri gelire sahip grupta bu oran yüzde 48,6’da kaldı. Ankette yatırım tercihlerinde ise altın açık ara ilk sırada yer aldı. "Elinde nakit olsa ne yapardın?" sorusuna katılımcıların yüzde 55,2’si "altın alırım" yanıtını verdi. Gayrimenkul yüzde 28,5 ile ikinci sırada kalırken, bu tercihin ocaktan bu yana gerilemesi yüksek konut fiyatları ve finansmana erişimdeki zorlukların etkisine işaret etti. Borsa, döviz, vadeli mevduat ve yatırım fonları ise altın ve gayrimenkulün oldukça gerisinde kaldı.

Turistler Dünya Kupası’na ilgi göstermedi Haber

Turistler Dünya Kupası’na ilgi göstermedi

Lighthouse Intelligence verilerine göre; Atlanta, Dallas, Miami, Philadelphia ve San Francisco gibi ev sahibi şehirlerde maç günleri için oda fiyatları, yıl başındaki zirve noktasına kıyasla yaklaşık üçte bir oranında geriledi. Beklenen ziyaretçi akını gerçekleşmedi FIFA Başkanı Gianni Infantino'nun 2024 yılında yaptığı "yüz binlerce ziyaretçi" öngörüsüne rağmen, talep beklentilerin çok altında kaldı. New York Otelciler Birliği Başkanı Vijay Dandapani, ziyaretçi sayısında bir artış olsa da bunun FIFA'nın vaat ettiği "bereket" seviyesinde olmadığını belirtti. CoStar verilerine göre, FIFA'nın teknik personel ve takımlar için ayırdığı binlerce odayı iptal etmesi, otellerde maç aralarındaki dönemlerde ciddi boşluklar oluşmasına neden oldu. Rezervasyonları engelleyen temel faktörler ABD Başkanı Trump’ın göçmenlik politikalarına yönelik tepkiler ve İran ile yaşanan savaşın yarattığı istikrarsızlık, yabancı turistleri caydırıyor. Football Supporters Europe'a göre, bir taraftarın takımını finale kadar takip etmesinin maliyeti en az 6 bin 900 doları buluyor. Bu rakam, Katar'daki bir önceki turnuvanın yaklaşık beş katı seviyesinde. Orta Doğu'daki çatışmaların tetiklediği enerji krizi, hem enflasyon korkusunu artırıyor hem de uçak bileti fiyatlarını yukarı çekiyor. "Otellerin beklentisi çok yüksekti" Tourism Economics analizleri, ABD'ye gelecek uluslararası ziyaretçi artış oranını yüzde 3,9'dan yüzde 3,4'e revize etti. Analistler, otellerin "premium fiyatlarla uzun süreli konaklama" beklentisinin gerçeklerle örtüşmediğini, Avrupalı taraftarların bu yüksek maliyetler nedeniyle 2030'da İspanya, Portekiz ve Fas'ta yapılacak turnuvayı beklemeyi tercih edebileceğini belirtiyor.

İran savaşı sonrası turizmde yeni kazananlar öne çıkıyor Haber

İran savaşı sonrası turizmde yeni kazananlar öne çıkıyor

28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in saldırılarıyla başlayan İran merkezli savaş, küresel turizm sektöründe pandemi sonrası yakalanan toparlanma ivmesini sekteye uğrattı. UN Tourism verilerine göre 2025’te 1,5 milyarı aşan uluslararası turist sayısı, talebin güçlü kaldığını gösterse de sektörün temel dinamiği artık değişmiş durumda. Sektör için kritik konu artık “kaç kişinin seyahat ettiği” değil, “nereye seyahat ettiği.” Güvenlik algısı ve risk yönetimi, destinasyon tercihinde belirleyici faktör haline geldi. Hava bağlantılarında sistemik kırılma Savaşın ilk etkisi, küresel havacılık ağının en kritik bölgelerinden biri olan Körfez’de hissedildi. Hava sahalarının aniden kapanması, uçuş rotalarının değişmesine ve ciddi operasyonel aksamalara yol açtı. Oxford Economics verilerine göre, krizin ilk 48 saatinde 5 binden fazla uçuş iptal edildi. Küresel yolcu trafiğinin yaklaşık %14’ünü taşıyan Körfez hub’larının devre dışı kalması, Avrupa-Asya bağlantılarında ciddi maliyet artışlarına neden oldu. Körfez’in turizm liderliği sorgulanıyor Savaş öncesinde Orta Doğu, turizmde güçlü bir büyüme hikayesi yazıyordu. Dubai 2025’te yaklaşık 20 milyon ziyaretçi ağırlarken, Doha 2026 yılı için “Körfez Turizm Başkenti” ilan edilmişti. Ancak turizmin iki temel unsuru olan güvenlik ve erişilebilirlik ciddi şekilde zedelenmiş durumda. Sektörde yaygın kabul gören görüşe göre, algılanan risk çoğu zaman gerçek risk kadar etkili. Bu nedenle çatışma bölgesine doğrudan dahil olmayan destinasyonlar bile talep kaybı yaşayabiliyor. Talep yok olmuyor, yer değiştiriyor Turizm talebi tamamen ortadan kalkmıyor; sadece daha güvenli ve öngörülebilir bölgelere yöneliyor. Bu çerçevede Akdeniz destinasyonları ve Atlantik adaları öne çıkıyor. Özellikle Kanarya Adaları gibi bölgelerde kapasite artışları dikkat çekerken, büyük tur operatörleri Batı Asya pazarındaki operasyonlarını kademeli olarak azaltıyor. Bu değişim, destinasyon tercihinin artık doğal çekicilikten çok jeopolitik istikrar, vize kolaylığı ve hava bağlantılarıyla şekillendiğini ortaya koyuyor. Enerji krizi turizmi dolaylı vuruyor Savaşın ekonomik etkileri de turizm üzerinde baskı oluşturuyor. Jet yakıtı maliyetlerindeki artış, havayollarının operasyonlarını zorlaştırırken, Hürmüz Boğazı üzerindeki riskler küresel enerji arzını tehdit ediyor. Avrupa’nın önde gelen taşıyıcılarından Lufthansa başta olmak üzere birçok havayolu, yakıt tedariki ve maliyet artışları nedeniyle kriz senaryoları üzerinde çalışıyor. Artan enflasyon ve yaşam maliyetleri de orta vadede turizm talebini baskılayabilecek faktörler arasında gösteriliyor. Havacılıkta güç dengesi değişiyor Batılı havayolları krizi fırsata çevirmeye çalışıyor. United Airlines ve Delta Air Lines gibi şirketler, uzun menzilli uçuş kapasitelerini artırarak Hindistan, Tayland ve Singapur gibi pazarlara yöneliyor. Ancak yeni hat açmak zaman alırken, Rus hava sahasının kapalı olması ve İran krizi, Avrupa-Asya uçuşlarını tarihin en karmaşık dönemlerinden birine sokmuş durumda. Bu durum, küresel uçuş ağının kalıcı olarak yeniden şekillenebileceğine işaret ediyor. Uluslararası güvenlik arayışları hızlandı Artan riskler karşısında uluslararası iş birlikleri de hız kazanmış durumda. Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin sağlanması için çok uluslu bir koalisyon kurulması çağrısında bulundu. İngiltere, Fransa, Almanya ve İtalya gibi ülkelerin dahil olduğu diplomatik girişimler, küresel ticaret ve turizm akışını korumayı hedefliyor. Ancak sivil altyapıya yönelik riskler, turizm talebini sınırlayan temel unsur olmaya devam ediyor. B2B perspektif: Turizmin coğrafyası yeniden çiziliyor Mevcut tablo, turizm sektörünün yapısal bir dönüşüm sürecine girdiğini gösteriyor. Sektör tamamen daralmaktan ziyade yeniden konumlanıyor. Uzmanlara göre seyahat talebi varlığını sürdürecek ancak yeni dönemde kazanan destinasyonlar; güvenlik, erişilebilirlik ve istikrar sunabilenler olacak. Orta Doğu’daki krizin süresi uzadıkça, küresel turizm haritasındaki bu kaymanın kalıcı hale gelmesi ihtimali güçleniyor.

2026'da Turizm Rüzgarı, Güvenlik ve Kalite Odaklı Esecek Haber

2026'da Turizm Rüzgarı, Güvenlik ve Kalite Odaklı Esecek

POYD Bodrum Temsilcisi ve Doria Hotel Bodrum Genel Müdürü Yiğit Girgin, Türkiye'nin çevresinde bir biri ardına yaşanan savaşların 'Türkiye, turizmde güvenli liman' algısını yaratsa da rehavete kapılmamak gerektiğini söyledi. 2026 yılını sadece savaş ekseninde okumanın eksik olacağını belirten Girgin, asıl belirleyici olanın gerçekçi ve hızlı aksiyon alabilen bir anlayışla Bodrum'daki işletmeler ve turizmi doğru konumlandırmaktan geçtiğini dile getirdi. Krizlerin her zaman fırsat yaratmadığının altını çizen Yiğit Girgin, “Son günlerde Dubai ve çevresindeki gelişmeler üzerinden, bölgedeki jeopolitik gerilimin Türkiye’ye, özellikle de Bodrum gibi destinasyonlara talep kaydırabileceği yönünde yorumlar yapılıyor. Elbette turizmde güvenlik algısı önemlidir ve bazı dönemlerde talep bir destinasyondan diğerine yön değiştirebilir. Ama burada çok dikkatli olmak gerekir. Çünkü turizm, bir yerin sendelemesiyle diğer yerin otomatik olarak güçlendiği kadar basit bir denklem değildir. Sürecin arz, talep, fiyat ve fayda denkleminde sonuçlarını görüyoruz. Asıl mesele fiyat - kalite denkleminde bitiyor” diye konuştu. RUSLAR PAHALI, AVRUPALI GÜVENLİ BULUYOR Yiğit Girgin, şöyle devam etti: “Konuya Rusya cephesinden baktığımızda Türkiye artık “uygun fiyatlı tatilin değişmez adresi” olarak değil, giderek pahalılaşan bir destinasyon olarak görülüyor, şeklinde sesler yükseliyor. Turizmdays’te aktarılan Rus kaynaklı değerlendirmede, Orta Doğu’daki savaşın yarattığı belirsizlik, artan ulaşım maliyetleri, iç enflasyon, enerji ve işletme giderleriyle birleşince Türkiye paketlerinde ciddi fiyat baskısı oluştuğu belirtiliyor; hatta iki kişilik bir haftalık paketlerin 200 bin rubleden başladığı ifade ediliyor. Avrupa tarafındaki ton ise daha serinkanlı. Bentour Reisen CEO’su Deniz Uğur, Türkiye’nin Akdeniz ve Ege kıyılarındaki popüler tatil bölgelerinde herhangi bir kısıtlama olmadığını, operasyonların normal şekilde sürdüğünü ve misafirlerin tatillerine sorunsuz devam ettiğini söylüyor. Bu önemli. Çünkü Avrupa pazarı refleksle değil, güven, istikrar ve operasyon kabiliyetiyle hareket eder. Ayrıca UK online tatil satınalma platformu “on the beach” Ege Bölgesi'ni pozitif duruma getiren açıklamalarda bulundu” TURİZMDE HER KRİZ, GERÇEKTEN FIRSAT MIDIR? Bu dönemi değerlendirirken bazı pazarlarda yön değişimi olabileceğini, doğru anlatılırsa Türkiye'nin bir avantaj elde edebileceğini kaydeden Girgin, “Ama, bu tabloyu “savaş bize yarar” gibi bir cümleyle açıklayamayız. Çünkü Bodrum, Ege ve genel anlamda Türk turizminin yaşadığı hassasiyetin tamamı savaşla ilgili değil. Hatta asıl mesele savaş değil. Asıl mesele; bizim uzun süredir konuştuğumuz ama tam anlamıyla çözemediğimiz başlıklardır. Fiyat-kalite dengesi, destinasyonun ortak bir akılla yönetilememesi, pazarlama dilindeki dağınıklık, sezonu 10-12 aya yayamamak, deneyim ekonomisini doğru okuyamamak. Sosyal medyada oluşan pahalı algısına karşı güçlü bir karşı anlatı kuramamak. En önemlisi de, Bodrum’un sadece tesisleriyle değil, bütüncül destinasyon kimliğiyle anlatılamaması. Bu yüzden Bodrum için artık yeni bir hikâye yazma zamanı derken kastettiğimiz şey tam da budur. Yeni hikâye, pembe bir slogan değildir. Yeni hikâye; doğru ürün, doğru fiyat, doğru hedef pazar, doğru ulaşım, doğru iletişim ve doğru koordinasyon demektir” diye konuştu. ÖNCE KENDİMİZE, SONRA DIŞARIYA BAKALIM Yiğit Girgin son olarak şu değerlendirmede bulundu: “Turizm huzur sever. Bunu unutmamak gerekir. İnsanlar savaşın olduğu coğrafyaya değil; kendini güvende hissettiği, belirsizlik yaşamadığı, deneyiminden memnun ayrılacağı destinasyonlara yönelir. Eğer biz Bodrum’u ve Türkiye’yi bu dil üzerinden anlatabilirsek, bu süreci en az hasarla geçmekle kalmayız, bazı alanlarda kazanç da sağlayabiliriz. Yapmamız gereken şey krizde durumdan vazife çıkarmamak, rakibi küçümsememek, bahane üretmemek ve aynaya bakmaktan kaçmamak. Ama bunu dışarıdaki krizlere bakarak değil, içerideki hazırlığımızı güçlendirerek yapabiliriz. Önce kendimize, sonra dışarıya bakalım. Gerçek şu ki; bir destinasyon rakibinin problemiyle değil, kendi hazırlığıyla yükselir”

Türklerin Yurt Dışı Harcamaları Artıyor, Geceleme Süresi Düşüyor Haber

Türklerin Yurt Dışı Harcamaları Artıyor, Geceleme Süresi Düşüyor

2022’den bu yana yurtdışına giden Türk sayısı yüzde 64 artarken, turizm gideri yüzde 88 artarak 9,6 milyar dolara ulaştı. Bu süreçte ortalama geceleme sayısı 15’ten 9,1’e inerken, kişi başı harcama ise yüzde 15 artarak 807 dolara yükseldi. Yurtdışında giyim-ayakkabı ve halı alışverişlerinde yaşanan artış ise dikkat çekti. Yüksek enflasyon ve dolar kurunun baskılanması ile yurt içinde artan pahalılık Türk vatandaşlarının yurtdışı ziyaretlerinde gerçekleştirdikleri harcamaların kompozisyonunu da değiştirdi. Vatandaşların yurtdışı geceleme süreleri pandemi sonrası süreçte gerilerken, yaptıkları harcamalarda da özellikle giyim-ayakkabı ve halı-kilim alışverişi patladı. Öte yandan Türkiye’den yurtdışına giden ziyaretçi sayısındaki artış bu dönemde Türkiye’ye gelen yabancı ziyaretçi artışı solladı. EKONOMİ’nin 2025 yılına ilişkin Turizm İstatistikleri’nden yaptığı araştırmaya göre, turizm gideri pandemi sonrası süreçte 4 yılda yüzde 88 artarak 9,6 milyar dolara ulaştı, yurtdışına giden vatandaş sayısı da yüzde 64 artarak 11 milyon 897 bin 355’e çıktı. Türkiye’ye geçen yıl 63 milyon 917 bin 57 turist geldiği düşünüldüğünde, her gelen yaklaşık 5 turiste karşılık 1 Türk vatandaşı yurt dışına seyahate gitmiş. Yurt dışına seyahate giden vatandaşların, Türkiye’ye yurtdışından gelen ziyaretçilere oranı da 2022 yılında yüzde 14 iken, geçen yıl bu oran yüzde 18’e yükseldi. Aynı zamanda 2022-2025 arasında Türkiye’ye gelen turist sayısı yaklaşık yüzde 24 artarken, yurtdışına çıkan Türk vatandaşlarının sayısı yaklaşık yüzde 64 artarak çok daha hızlı yükseldi. Bu tablo, küresel turizmde Türkiye’nin artan çekiciliğinin yanı sıra Türklerin yurtdışı seyahatlerine olan talebinin de belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor. Yanı sıra bu tablo Türk vatandaşlarının yurt içinde tatil yapmaktansa yurt dışını görece daha ulaşılabilir bulmaya başladığına da işaret ediyor. Yeme-içmeye 1,9 milyar dolarlık hesap geldi Öte yandan, yurtdışına ziyarete giden Türk vatandaşların kişi başı ortalama harcama tutarı 2022-2025 döneminde yüzde 15 artarak 807 dolara yükseldi, ortalama geceleme sayısı ise 15’ten 9,1’e indi. Verilere göre, turizm giderinin 7,3 milyar dolarını kişisel harcamalar; yaklaşık 2,3 milyar dolarını da paket tur harcamaları oluşturdu. Harcamaların altı kırılımları incelendiğinde, en yüksek tutar yaklaşık 2,5 milyar dolarla ‘diğer mal ve hizmetler’ kategorisinde oldu. Bu kalemde artış 4 yılda yüzde 160 olarak hesaplandı. En fazla harcamanın yapıldığı ikinci kategori 1,9 milyar dolarla ‘yeme-içme’ olurken, burada 2022’den bu yana artış yüzde 18 oldu. En fazla harcamanın yapıldığı üçüncü kategori ise 4 yılda yüzde 44 artarak 1,9 milyar dolara yaklaşan ‘konaklama’ oldu. Giyim-ayakkabı alışverişi 829,3 milyon dolar Bu dönemde Türk vatandaşlarının yurtdışı turizm harcamalarında da ilginç değişiklikler göze çarptı. Buna göre, son 4 yılda en yüksek artış yüzde 929 ile tur harcamalarında olurken, bu kalemdeki gider 22,8 milyon dolara ulaştı. Vatandaşların halı- kilim alışverişi de 2022’den bu yana yüzde 532 artarak 52,8 milyon dolara dayandı. Diğer bir çarpıcı artış da giyecek ve ayakkabıda oldu. Türk vatandaşlarının yurtdışı ziyaretlerinde yaptıkları giyim ve ayakkabı harcaması 4 yılda yüzde 261 artarak 829,3 milyon dolara dayandı. İş amaçlı seyahatlerde belirgin düşüş Türk vatandaşları en çok ‘Gezi, eğlence, sportif ve kültürel faaliyetler’ için yurtdışına çıkarken, bu amaçla yurtdışına çıkan vatandaş sayısı 4 yılda yüzde 141 artarak 6 milyon 476 bin 968’e yükseldi. 2022’de yurtdışına çıkan vatandaşların yüzde 36 bu nedenle seyahat ederken, bu oran 2025’te yüzde 54’e çıktı. Öne çıkan ikinci ziyaret sebebi ise akraba ve arkadaş ziyareti… Bu nedenle yurtdışına giden vatandaşların sayısı son 4 yılda yüzde 16 artarak 2 milyon 96 bin 358 oldu. Geçen yıl iş amaçlı (konferans, toplantı, görev vb.) yurtdışına gidenlerin sayısı 1 milyon 368 bin 923 olurken, bu kırılımda ise son 4 yılda yüzde 21’lik düşüş yaşandı. 2022’de yurtdışına gidenlerin yüzde 24’ü iş için seyahat ederken, bu oranın 2025’e gelindiğinde yüzde 11’e gerilediği göze çarpıyor. Alışveriş amacıyla yurtdışına çıkanların sayısında da dikkat çekici artış söz konusu… Buna göre, alışveriş amacıyla yurtdışına çıkan vatandaşların sayısı 2022- 2025 döneminde yüzde 149 artışla 810 bin 18’e tırmanırken, yurtdışına çıkış nedeni alışveriş olanların oranı 2022’deki yüzde 4 seviyesinden geçen yıl yüzde 7’ye çıktı.

Kuşadası, Serdar Akdoğan 2025 Turizm Sezonunu Değerlendirdi Haber

Kuşadası, Serdar Akdoğan 2025 Turizm Sezonunu Değerlendirdi

Kuşadası Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdar Akdoğan, 2025 yılını değerlendirdiği açıklamasında; "Ekonomisi turizme bağlı, dünyaca bilinen bir turizm destinasyonu olan ilçemiz, 2025 yılında iyi bir sezon geçirdi, ancak işletme karlılıkları bakımından beklenen rakamlara ulaşılamadı. Bunun en önemli nedeni maliyetlerdeki artışlar, döviz girdisi çok olan ilçemizde döviz kurunun düşük kalması ve enflasyonist ortam oldu" dedi. Akdoğan açıklamasına şu sözlerle devam etti: "2026 Yılına olumlu ve umutlu bir bakışla giriyoruz, ancak yükselen işletme maliyetleri, enflasyon baskısı ve uluslararası rekabet gibi faktörler, turizm sektörü üzerinde hala önemli bir baskı oluşturuyor. 2025 Yılında kruvaziyerde rekor kırdık, 2026’da ise daha da çok yükseliş bekliyoruz. Aynı zamanda ilçemize yatırımlar da devam ediyor. Tüm bunların her sektörden üyelerimize olumlu yansımaları olacağını düşünüyorum" diye konuştu. 2025 Yılında yapılan kurum çalışmalarıyla ilgili de bilgi veren Akdoğan; "Biz üyeleriyle güçlü bağ kuran bir meslek örgütüyüz. Kanunun öngördüğü görevlerimizin yanında, bölge ekonomimize katkı sağlamaya 2025 yılında da devam ettik. Son dönemde üyelerimizin en fazla talep ettiği konu olan finansmana erişim ile ilgili olarak taleplerimiz neticesinde 2025 yılında da, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği öncülüğünde "Nefes Kredisi" yeniden hayata geçirildi ve kredi ihtiyacı olan üyelerimiz, uygun şartlarda kredi çekme imkanına kavuştu. Aynı zamanda ilçemizin tanıtımında ve sürdürülebilir kalkınmasında uzun yıllardır etkin rol alıyoruz ve almaya da devam edeceğiz. Bölgemizi turizm açısından 12 ay boyunca cazibe merkezi haline getirecek tanıtımlarla, yerli ve yabancı turistlerin potansiyelini arttırmayı, Kuşadası’nın en çok turist alan kent olmasında öncülük etmeyi hedefledik ve bunun için de Kuşadası Güvercin isimli sosyal medya sayfalarımızda yoğun çalışmalar yürütmeye devam ediyoruz. Odamızın fiziki şartlarıyla da bölgemize büyük katkı sağlıyoruz ve halen devam eden, hem üyelerimiz hem de tüm Kuşadası halkının yararlandığı sertifikalı ve sertifikasız eğitimlerimiz 2026 yılında da devam edecek" Başkan Akdoğan, açıklamasının sonunda 2026 yılının tüm dünyada ve ülkemizde 2025'den çok daha iyi geçmesini, ülkemiz ve Kuşadası için öncelikle sağlık ardından bolluk, bereket, barış ve umut dolu güzel günler getirmesini dilerim dedi ve tüm üyelerinin ve Kuşadası halkının yeni yılını kutladı.

Ekimde Enflasyon, Yıllık Bazda %32,87’ye Geriledi Haber

Ekimde Enflasyon, Yıllık Bazda %32,87’ye Geriledi

Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) pazartesi günü açıkladığı verilere göre, ekim ayında yıllık enflasyon yüzde 32,87'ye gerilerken, aylık bazda ise 2,55 oldu. Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), Ekim 2025'te aylık yüzde 2,55, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) ise yüzde 1,63 artış kaydetti. TÜİK verilerine göre, ekimde 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 37,15, yurt içi üretici fiyatları yüzde 25,49 arttı. Verilerde en yüksek ağırlığa sahip üç ana harcama grubunun yıllık değişim oranları ise gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 34,87, ulaştırmada yüzde 27,33 ve konutta yüzde 50,96 artış olarak gerçekleşti. Bu grupların yıllık enflasyona katkıları ise sırasıyla yüzde 8,44, yüzde 4,34 ve yüzde 7,75 puan oldu. Aylık bazda ise aynı gruplardaki değişimler; gıda ve alkolsüz içeceklerde yüzde 3,41, ulaştırmada yüzde 1,07 ve konutta yüzde 2,66 artış olarak kaydedildi. Aylık enflasyona etkileri de yüzde 0,83, yüzde 0,16 ve yüzde 0,45 puan şeklinde gerçekleşti. ENAG'a göre enflasyon Bağımsız akademisyenlerin oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu'nun (ENAG) TÜİK'ten yarım saat önce açıkladığı verilere göre, Ekim 2025'te Tüketici Fiyat Endeksi yüzde 3,74 oranında arttı. Yıllık bazdaki artış oranı ise yüzde 60,00 oldu. ENAG'ın açıklamasında, "ENAG, topladığı günlük 230 binden fazla fiyat verisiyle önce günlük, sonra da aylık ve yıllık enflasyon oranlarını hesaplamaktadır," ifadeleri yer aldı. Ekim ayı enflasyon verilerinin açıklanmasıyla yasal kira artış oranı da belli olurken, kasım ayında ev ve iş yerleri için uygulanacak kira artış oranı yüzde 37,15 olarak belirlendi. Yani mülk sahiplerinin yapabileceği 'tavan' zam oranı yüzde 37,15'i geçemeyecek. Öte yandan, tüketici fiyatlarında beklentinin altında bir enflasyon görülürken, üretici fiyatları tarafında da önceki aya göre ekimde yavaşlama izlendi. TÜİK, eylül ayında enflasyonu yüzde 3,23; yıllık enflasyonu ise yüzde 33,29 olarak açıklamıştı. ENAG ise eylülde enflasyonun aylık yüzde 3,79 arttığını, yıllık bazda ise yüzde 63,23 olduğunu bildirmişti. TÜİK verilerine göre Mayıs 2024'ten itibaren her ay gerileyen yıllık enflasyon, 16 ay aradan sonra Eylül 2025'te ilk kez bir önceki aya kıyasla artış göstermişti. Bu nedenle ekonomistler, ekim verilerinin kritik önem taşıyacağı görüşündeydi. Anadolu Ajansı'nın (AA) ekim ayı enflasyon beklenti anketine katılan ekonomistler, TÜFE'nin aylık bazda yüzde 2,69 artacağı tahmininde bulunmuştu. Ekonomistlerin beklentileri doğrultusunda, bir önceki ay yüzde 33,29 olan yıllık enflasyonun ise ekimde yüzde 33,05'e ineceği öngörülmüştü. Bloomberg HT'nin yaptığı enflasyon anketine göre ise ekim ayında aylık enflasyon beklentisi yüzde 2,71; yıllık enflasyon beklentisi ise yüzde 33,1. ENAG ve TÜİK verileri arasındaki uçurum neden kaynaklanıyor? ENAG ile TÜİK arasında açıklanan enflasyon verileri arasındaki farkın bu denli büyük olmasının temelinde farklı veri toplama ve hesaplama yöntemleri yatıyor. TÜİK, belirli mağazalardan ve sabit zaman aralıklarında toplanan fiyatlarla oluşturulan sabit bir tüketim sepetine dayanarak enflasyonu aylık olarak hesaplıyor. Sepetteki mal ve hizmetlerin ağırlıkları yılda bir kez güncelleniyor ve fiyat değişimleri bu yapı üzerinden izleniyor. ENAG ise internet üzerinden toplanan günlük fiyat verilerini kullanarak daha dinamik ve hızlı değişen bir sistemle enflasyonu ölçüyor. Tüm bu teknik farkların ötesinde, TÜİK’in hükümete bağlı bir kurum olması nedeniyle verilerin siyaseten manipüle edildiğine dair kamuoyunda zaman zaman şüpheler oluşuyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.