Hava Durumu

#Ekonomi

TOURISMJOURNAL - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Fransa, Turist Sayısında Rekor Kırdı Haber

Fransa, Turist Sayısında Rekor Kırdı

Fransa, turist sayılarında kendi ulusal rekorunu kırarak dünyanın en çok ziyaret edilen ülkesi olmayı sürdürüyor. Resmi verilere göre ülke 2025 yılında 102 milyon ziyaretçi ağırladı. 2024'te Paris Olimpiyat Oyunları, Fransa'nın 100 milyon ziyaretçi sınırına ulaşmasına katkı sağladı. Ekonomik getirisi yüksek olsa da artan ziyaretçi sayıları ülkenin gözde turistik noktaları üzerindeki baskıyı artırdı. Fransa dünyanın en çok ziyaret edilen ülkesi Geçen yıl Fransa, 743 milyon gecelemeye karşılık gelen 102 milyon uluslararası turisti ağırladı, diye açıkladı ülkenin Ekonomi Bakanlığı perşembe günü. Bu yabancı tatilcilerin üçte ikisi (yüzde 76'sı) Avrupa'dan geldi. Otel ve diğer ticari konaklama türlerindeki geceleme sayısı 2024'e kıyasla yüzde 7,5 arttı. Ziyaretçi akını, 2024'e göre yüzde 9, 2019'a göre ise yüzde 37 artışla 77,5 milyar avro ile rekor düzeyde turizm geliri yarattı. Açıklama sırasında yetkililer, Fransa'nın 2030 yılına kadar yıllık turizm gelirini 100 milyar avroya çıkarmayı ve öncü bir sürdürülebilir turizm destinasyonu hâline gelmeyi hedeflediğini bir kez daha vurguladı. Fransa dünyanın en çok ziyaret edilen ülkesi unvanını korurken, İspanya 96,8 milyon yabancı turistle hemen arkasından geldi. İspanya ayrıca 2025'te 105 milyar avroluk turizm geliriyle Fransa'yı geride bıraktı. Fransa'nın turizm stratejisi ivme mi kaybediyor? Fransa son yıllarda en çok ziyaret edilen destinasyonlar sıralamasının hep zirvesinde yer almasına rağmen, aşırı turizmle ilgili dikkat çekici derecede az sorun yaşadı. Buna karşılık İspanya'da, sürdürülemez ziyaretçi sayılarının yol açtığı ekonomik sıkıntıları, soylulaştırmayı ve kötü davranışları hedef alan protestolar ülke çapında patlak verdi. Fransa'nın aşırı turizmi kontrol altında tutma konusundaki başarısı, yıllar önce hayata geçirilen ileri görüşlü bir stratejiye ve ülkenin bölgesel ile mevsimsel çeşitliliğine bağlanıyor. Ancak bu iyi tasarlanmış planlar bile artık tökezlemeye başlamış olabilir. Paris'in en popüler turistik semtlerinden biri olan Montmartre sakinleri, geçen yaz kentin bir zamanlar bohem olan bu köşesinin "Disneyleştirilmesi" olarak adlandırdıkları süreci protesto ederek seslerini yükseltti. Sacré-Cœur Bazilikası artık yılda 11 milyona kadar ziyaretçi çekiyor; bu sayı Eyfel Kulesi'nden bile fazla. Bölgedeki gündelik yaşam ise tuk-tuklar, tur grupları, fotoğraf kuyrukları ve kısa süreli kiralamalar tarafından adeta işgal edilmiş durumda. 2023'te Fransa Turizm Bakanı Olivia Grégoire, özellikle gelgit adası Mont Saint Michel gibi aşırı kalabalıklaşan noktalarda ziyaretçi akışını düzenlemek için ulusal düzeyde acil önlemler alınması gerektiğini söylemişti.

Antalya’da Turizm Personeli İçin 12 Ay Gelir Çağrısı Haber

Antalya’da Turizm Personeli İçin 12 Ay Gelir Çağrısı

Antalya Ekspres Gazetesi'nden Selim Çelik'in haberine göre, her yıl turizm meslek liselerinde ve üniversitelerin ilgili bölümlerinden 20 bin öğrenci, turizm sektöründe çalışabilmek amacıyla mezun olarak sektöre atılmayı bekliyor. Ancak bu öğrencilerin çok büyük kısmı ya hiç sektöre atılıp meslek hayatına başlamıyor ya da birkaç ay gibi kısa süreler çalıştıktan sonra maaş sürekliliği olmadığı için sektörden çıkıyorlar. TEŞVİKLER YERİNE ALTERNATİFE YÖNELİNMELİ Konu ile ilgili konuşan Antalya Kaleiçi Otelciler ve Esnaflar Derneği (AKOED) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yetkil, “Antalyalı turizmcinin Antalya turizmini 12 aya yayması gerekiyor. Sürekli ‘12 ay turizm’ ifadesi kullanılıyor ancak bunun için ciddi bir gayret ya da projeye yansıyan somut bir adım görünmüyor. Kendim de bir otelci olarak söylüyorum; otel teşviklerinden ziyade alternatif turizme ağırlık verilmeli. ‘12 ay turizm’ sözü çok konuşuluyor. 12 ay turizm yapabilmek için Antalya’nın turizm sezonunun uzaması gerekiyor” diye konuştu. ‘BİR FORMÜL BULUNMALI’ Antalya Kaleiçi Otelciler ve Esnaflar Derneği (AKOED) Yönetim Kurulu Başkanı Hasan Yetkil, bunun yanında belki de turizmin 12 aya yayılmasının en önemli gerekçesinin turizm personeli olduğunu belirterek, “Turizm personelinin bu yüksek enflasyonist dönemde 12 ay yaşayabilmesini sağlayacak, 12 ay gelir elde edecek istihdamı sağlamalıyız. 10 ay açık kalıyorsak, 10 ay iş yapıyorsak dahi turizm personeli 12 ay gelir elde etmek zorunda. Personelimizle ya 12 ay boyunca çalışacağız ya da onlara 12 ay boyunca gelir elde edecek bir formül bulmalıyız” dedi. ‘KİMSE ÇOCUĞUNU GÖNDERMEZ’ “Aksi takdirde bu düzenle turizmde çalışacak personel bulamayacağız” diyen Antalya Ticaret ve Sanayi Odası 36. Grup Meslek Komitesi Üyesi Hasan Yetkil, “Turizmin duayenleri bile, bu işi en temelinden yapan ve uzun süredir bu sektörde olanlar bile turizmden ayrılırken, kimse çocuğunun 8 ay çalışıp kalan sürede maaşsız ve parasız kalacağını düşündüğü bir sektöre girmesini istemez” dedi. ‘DESTEKLENMELİ’ Hasan Yetkil, bu konu ile ilgili yapılan çalışmaların desteklenmesi gerektiğini ifade ederek, “Bu tarz bir projede yasal düzenlemeler ile devlet desteğine ihtiyaç var. Devletin bu noktada yanımızda olması hem ekonomi hem turizm hem de istihdam açısından oldukça önemli diye düşünüyorum. Bu konuda Profesyonel Otel Yöneticileri Derneği (POYD) Başkanı Hakan Saatçioğlu’nun öncülüğünde bir çalışma var. Ancak bu çalışmada Başkan Saatçioğlu yalnız kalıyor. Başkana destek olunursa ciddi bir adım atılmış olacaktır” diye konuştu. SAATÇİOĞLU NE DEDİ? Çocukların turizm sektöründe kalabilmesi için yapılması gerekenin sigorta üzerinden karşılanan işsizlik geliri veya benzeri ödenekler olması gerektiğini belirten POYD Başkanı Hakan Saatçioğlu, “Antalya’da önümüzdeki 8-10 yıl süre boyunca hem iklim şartları hem de rakip ülkelerin fiyat avantajlarından dolayı turizmi 12 aya yaymamız çok zor. Bu sebeple komşu ülkeler gibi çözüm önerileri üretmeliyiz. Komşu ülke Yunanistan’da askıya alınan turizm çalışanı, sezon sonu 4 ay işsizlik sigortasından veya kısa çalışma ödeneğinden faydalanmaktadır” diye konuştu. ASGARİ ÜCRETİN YÜZDE 60’I OLABİLİR “Gençlerimizi geçici uygulamalar ile değil, kalıcı ve sürdürülebilir mevzuat değişikliğine giderek desteklememiz gerekiyor” diyen Saatçioğlu, “Sezonluk bir sektörde olmamızdan dolayı gençlerimizin elde etmiş oldukları turizm diplomasının bir değeri olması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun için; 18-30 yaş grubu, turizm meslek lisesi diploması veya üniversite diplomasına sahip olan, fiilen turizm sektöründe 180 gün çalışmış kişilerin, kısa çalışma ödeneği gibi veya buna benzer bir ödenekten asgari ücretin minimum yüzde 60’ı oranında faydalanması gerekmektedir. Bu çözüm önerisi sektöre faydalı olacak ve gençlerimizin sektöre bakışını az da olsa değiştirecektir. Bu tarz çalışmalar sektördeki eğitimli ve deneyimli personelin korunmasını sağlayacaktır. Gençlerimizin almış oldukları diploma anlam kazanacak, turizm sektörüne 12 ay istihdam güvencesi kazandıracaktır. Sezon başlarında oteller arasındaki sirkülasyon kontrol altına alınacak ve gençlerin sektöre güveni artacaktır. Ayrıca turizm sektörünün sezon başında rekabet gücü de artacaktır” ifadelerini kullandı.

2026’da yapay zekâ atağı: Avrupa için alarm mı? Haber

2026’da yapay zekâ atağı: Avrupa için alarm mı?

Son haftalarda birçok büyük teknoloji şirketi finansal sonuçlarını açıklarken, 2026 yılı için yapmayı planladıkları harcamalara dair tahminlerini de paylaştı. Analist projeksiyonlarına göre en dikkat çekici veri, yapay zekâ altyapısına yönelik sermaye harcamalarının (CapEx) toplamda 700 milyar doların (yaklaşık 590 milyar euro) üzerine çıkacak olması. Bu rakam, Uluslararası Para Fonu tahminlerine göre 2025 yılında İsveç’in nominal gayrisafi yurt içi hasılasından bile daha yüksek. Ayrıca ABD Yarı İletken Endüstrisi Birliği, küresel çip satışlarının bu yıl ilk kez 1 trilyon dolara ulaşacağını öngörüyor. JPMorgan Chase ve McKinsey & Company gibi finans ve danışmanlık devleri ise yapay zekâya yönelik toplam sermaye harcamalarının 2030 yılına kadar 5 trilyon doları aşacağını tahmin ediyor. Sermaye harcaması (CapEx), şirketlerin bina, ekipman ve teknoloji gibi uzun vadeli varlıklar için yaptığı yatırımları ifade ediyor. Bu harcamalar şirketlerin uzun vadeli büyüme kapasitesi ve operasyonel gücünün önemli göstergelerinden biri olarak görülüyor. 2025 yılında büyük teknoloji şirketlerinin yapay zekâ için yaklaşık 400 milyar dolar harcadığı tahmin edilirken, 2026’da bu yatırımların keskin biçimde artması sektörde yeni bir dönemin başladığına işaret ediyor. Jensen Huang, bu süreci “insanlık tarihindeki en büyük altyapı yatırımı” olarak tanımlıyor. Yapay zekâ yarışında dev harcamalar 2026’da en yüksek yatırım planı açıklayan şirket Amazon oldu. Şirketin yaklaşık 200 milyar dolarlık yapay zekâ altyapı harcaması planladığı açıklandı. Bu rakam, IMF tahminlerine göre Baltık ülkelerinin toplam ekonomik büyüklüğünü geride bırakıyor. Alphabet 185 milyar dolar, Microsoft 145 milyar dolar ve Meta 135 milyar dolar yatırım planlıyor. Oracle da 2026 yatırım hedefini 50 milyar dolara yükseltti. Tesla ise yaklaşık 20 milyar dolarlık yatırım planıyla robotaksi filosunu büyütmeyi ve Optimus adlı insansı robot projesini geliştirmeyi hedefliyor. Şirketin kurucusu Elon Musk’ın bir diğer şirketi xAI de 2026’da en az 30 milyar dolar yatırım yapacak. xAI, ABD’nin Mississippi eyaletinde MACROHARDRR isimli 20 milyar dolarlık veri merkezi kurmayı planlıyor. Ayrıca şirket, Tennessee eyaletindeki Colossus veri merkezi kümesini genişletmeyi hedefliyor. Musk bu sistemi dünyanın en büyük yapay zekâ süper bilgisayarı olarak tanımlıyor. xAI’nin, bu ay başında SpaceX tarafından satın alınmasıyla oluşan birleşik şirketin değerinin 1,25 trilyon dolara ulaştığı belirtiliyor. Musk, uzun vadede yapay zekâ, roket teknolojisi ve uydu internetini birleştiren “entegre inovasyon motoru” kurmayı hedeflediklerini ve uzay tabanlı veri merkezleri planladıklarını söyledi. Apple farklı strateji izliyor Apple, diğer teknoloji devlerine kıyasla yalnızca 13 milyar dolarlık yatırım planıyla geride kaldı. Ancak şirket, geçtiğimiz ay Google ile yapay zekâ iş birliği anlaşması imzaladı. Bu ortaklık kapsamında Gemini yapay zekâ modellerinin Apple Intelligence platformuna entegre edilmesi ve Siri’nin yeniden yapılandırılması hedefleniyor. Bu durum Apple’ın yapay zekâ yatırımlarının bir bölümünü dış kaynak kullanımıyla gerçekleştirdiği şeklinde yorumlanıyor. Nvidia büyük kazanan olabilir Nvidia, yapay zekâ çipleri üretimi nedeniyle yatırımların en büyük kazananlarından biri olarak görülüyor. Huang, veri merkezlerinin her gigawatt kapasitesinin 50 ila 60 milyar dolar maliyet oluşturduğunu ve bunun yaklaşık 35 milyar dolarının Nvidia donanımına gittiğini ifade etti. Dev harcamalar endişe yaratıyor Wall Street yatırımcıları, yapay zekâ yatırımlarının büyüklüğüne temkinli yaklaşıyor. Analistlere göre bu yatırımların geri dönüşünün kanıtlanması gerekiyor. Morgan Stanley, teknoloji devlerinin 2026’da yaklaşık 400 milyar dolar borçlanacağını öngörüyor. Bu durum ABD şirket tahvil ihracının rekor seviyeye ulaşmasına yol açabilir. Bazı uzmanlar ise yapay zekâ yatırımlarının balon riski taşıdığı görüşünde. 2008 finans krizini önceden tahmin eden yatırımcı Michael Burry, mevcut yapay zekâ harcamalarının sürdürülemez olabileceğini savundu. Avrupa rekabette zorlanıyor ABD merkezli şirketler tek bir yılda yaklaşık 600 milyar euro yatırım yaparken, Avrupa Birliği’nin koordineli yatırımları bu seviyelerin oldukça altında kalıyor. AB’nin yapay zekâ fabrikaları ve AI Continent Action Plan girişimleri bulunuyor. Ancak Avrupa’nın egemen bulut veri altyapısına yönelik toplam harcamalarının 2026’da yalnızca 10,6 milyar euroya ulaşacağı tahmin ediliyor. Fransız yapay zekâ şirketi Mistral AI, Avrupa’nın bu alandaki en önemli girişimlerinden biri olarak görülüyor. Şirket 2026 için 1 milyar euroluk yatırım planladı ve İsveç’in Borlänge kentinde veri merkezi kuracağını açıkladı. Şirket CEO’su Arthur Mensch, ABD şirketlerinin her yıl yeni bir Apollo programı büyüklüğünde yatırım yaptığını belirterek, Avrupa’nın yalnızca düzenlemelerle teknoloji üstünlüğü kuramayacağını söyledi.

ATO Başkanı Baran’dan Yeşil Pasaport Çağrısı Haber

ATO Başkanı Baran’dan Yeşil Pasaport Çağrısı

Ankara Ticaret Odası Başkanı Gürsel Baran, "Yeşil pasaport hem Avrupa Birliği'ne erişimin anahtarı, hem de kayıtlı ticaretin ödülü olarak değerlendirilmeli" dedi. Ankara Ticaret Odası 29. Dönem Ocak Ayı Olağan Meclis Toplantısı, ATO Meclis Başkanı Mustafa Deryal'in başkanlığında Meclis Üyeleri'nin katılımıyla, ATO Meclis Salonu'nda yapıldı. Toplantıda yaptığı konuşmada, ekonomi gündemine ilişkin konuları değerlendiren ve faaliyetleri hakkında bilgi veren Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran, tüm dünyanın 2026 yılına yeni normal olan ‘belirsizlik' ile başladığını söyledi. Baran, Türkiye'nin Avrupa Birliği pazarına erişimde, iş dünyasının yaşadığı vize sorunlarını aşmak ve kayıtlı ekonomiyi teşvik etmek amacıyla yeşil pasaport önerisinde bulundu. Küresel düzeyde, Savaş ihtimali dâhil her konunun olabilirliğinin gündeme geldiğini anlatan Baran, "Davos'ta yayımlanan ‘2026 Küresel Riskler Raporu'nda da vurgulandığı üzere; jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerindeki bloklaşma, yapay zekâ odaklı teknolojik dönüşüm, dünyayı etkisi altına almış durumda. Bu ortamda ticaretin kuralları da yeniden yazılıyor. İklim krizini unutmadan yeşil dönüşüme uyum sağlamak ve dijitalleşmeyi iş süreçlerimizin merkezine koymak zorundayız" diye konuştu. "Vize konusunda yaşanan sıkıntılar, ülkemizin ticaretinin önünde ciddi bir engel oluşturuyor" Türkiye'nin ihracat verilerini değerlendiren ve mevcut konjonktürde ihracatı artırmanın büyük bir başarı olduğunu kaydeden Baran, Türkiye'nin dış ticaretinin yüzde 40'tan fazlasını gerçekleştirdiği Avrupa Birliği ile iş dünyasının yaşadığı vize sorununu hatırlattı. Baran, "Ticaretimizi sürdürebilmemiz için karşılıklı görüşmeleri başlatabilmemiz, fuarlara katılabilmemiz gerekiyor. Ancak vize konusunda yaşanan sıkıntılar, ülkemizin ticaretinin önünde ciddi bir engel oluşturuyor" dedi. "Yeşil pasaport hem Avrupa Birliği'ne erişimin anahtarı, hem de kayıtlı ticaretin ödülü olarak değerlendirilmeli" Mevcut ekonomik konjonktürde kayıtlı ekonominin güçlendirilmesinin, vergiye gönüllü uyumun artırılmasının ve dürüst mükellefin daha görünür ve değerli hale getirilmesinin her zamankinden daha önemli olduğuna işaret eden Baran, "Yeşil pasaport hem Avrupa Birliği'ne erişimin anahtarı, hem de kayıtlı ticaretin ödülü olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, ticaret hayatına başladığı tarihten itibaren en az 15 yıl boyunca vergisini, sosyal güvenlik ödemelerini aksatmadan ödeyen, devlete borcu bulunmayan, ticari faaliyetlerini düzenli ve şeffaf biçimde sürdüren mükelleflere yeşil pasaport imkânı tanınması son derece yerinde, yapıcı ve özendirici bir adım olacaktır" diye konuştu. "Devletimiz, vergiye uyumu cezayla değil, teşvikle güçlendiren bir yaklaşımı tesis etmiş olur" Bu yaklaşımın, vergiye uyumu yalnızca denetim ve yaptırımlarla değil; teşvik, ödül ve itibar mekanizmalarıyla destekleyen bir anlayışı ortaya koyacağını vurgulayan Baran, "Bu şekilde devletimiz, vergiye uyumu cezayla değil, teşvikle güçlendiren bir yaklaşımı tesis etmiş olur. Hem kayıt dışılıkla mücadelede hem de vergi ahlakının güçlendirilmesinde çok daha kalıcı sonuçlar elde edilebilir" dedi. Vergisini ve primini zamanında ödeyen mükellefle yükümlülüklerini yerine getirmeyenlerin aynı şekilde değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Baran, "Vergisini ve primini zamanında ödeyenle ödemeyen aynı tutulmamalı. Yani suyu getirenle testiyi kıran aynı muameleyi görmemeli" diye konuştu. Baran, iş dünyasının uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştıracak bu tür düzenlemelerin, ihracata ve yatırıma doğrudan katkı sağlayacağına dikkat çekerek, "İş adamlarımızın uluslararası pazarlara erişimini kolaylaştıracak her adım, ihracata, yatırıma ve ülkemizin ekonomik büyümesine doğrudan katkı sağlar" değerlendirmesinde bulundu.

AGC'den, Yeşil Pasaport Çağrısı Haber

AGC'den, Yeşil Pasaport Çağrısı

Antalya Gazeteciler Cemiyeti (AGC) Başkanı İdris Taş, gazetecilerin uluslararası görevlerini daha etkin ve zamanında yerine getirebilmeleri için yeşil pasaport düzenlemesinin kamusal bir ihtiyaç olduğunu vurguladı. AGC Yönetiminin bugün yaptığı yazılı açıklamada, özellikle Antalya gibi küresel temasların yoğun olduğu kentlerde görev yapan basın mensuplarının vize engelleriyle karşı karşıya kaldığını ifade etti. Kamuoyuyla paylaşılan açıklamada şu ifadelere yer verildi: Gazetecilik; kamu adına tanıklık etmeyi, gelişmeleri yerinde izlemeyi ve toplumu doğru bilgiyle buluşturmayı gerektiren bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, özellikle uluslararası temasların yoğun olduğu kentlerde, sınırların ötesine uzanan bir mesleki hareketliliği zorunlu kılmaktadır. Antalya; yalnızca bir turizm merkezi değil, aynı zamanda uluslararası diplomasi, spor, kültür, çevre ve ekonomi alanlarında dünyanın yakından izlediği bir buluşma noktasıdır. Bu kentte görev yapan gazeteciler; küresel ölçekli organizasyonları takip eden, Türkiye’nin tanıtımına doğrudan katkı sunan, uluslararası habercilik pratiğine sahip meslektaşlarımızdır. Antalya basını, yıllardır yerelden evrensele uzanan bir habercilik birikimiyle görev yapmaktadır. Buna karşın, yurt dışı görevlerde karşılaşılan vize engelleri ve belirsiz bekleme süreleri; haberin zamanında ve etkili biçimde kamuoyuna ulaştırılmasını güçleştirmektedir. Oysa çağımızda habercilik, hızla akan küresel gündemin gerisinde kalmayı değil, sahada olmayı zorunlu kılmaktadır. Basın kartı sahibi, aktif ve belirli mesleki deneyime sahip gazetecilere hususi damgalı (yeşil) pasaport verilmesini öngören bir yasal düzenleme; bireysel bir imtiyaz değil, kamusal yararı önceleyen bir gerekliliktir. Böyle bir adım, basın özgürlüğünün güçlenmesine, Türkiye’nin uluslararası alandaki görünürlüğünün artmasına ve halkın haber alma hakkının daha etkin kullanılmasına katkı sağlayacaktır. Antalya Gazeteciler Cemiyeti olarak; mesleğini sahada ve uluslararası ölçekte icra eden gazetecilerin önündeki yapısal engellerin kaldırılmasını talep ediyoruz. Yerelden yükselen bu çağrının, ülke genelinde basın mesleğinin koşullarını iyileştirecek bir farkındalık oluşturacağına inanıyoruz. Gazeteciliğin serbestçe yapılabildiği, bilginin gecikmeden topluma ulaştığı bir Türkiye, demokratik hukuk devletinin en güçlü göstergelerinden biridir. Bu doğrultuda atılacak her adım, yalnızca basın camiası için değil, toplumun tamamı için değer taşımaktadır. Kamuoyuna saygıyla duyurulur. Antalya Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu

Yılmaz: “Küresel istihdamın %25’i yapay zekâdan etkilenecek Haber

Yılmaz: “Küresel istihdamın %25’i yapay zekâdan etkilenecek"

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından ‘Çalışma Hayatında Dijital Dönüşüm’ gündemiyle ATO Congresium’da gerçekleştirilen 14. Çalışma Meclisi Toplantısı’na katıldı. Burada konuşan Yılmaz, dijitalleşmenin iş dünyasındaki üretim süreçlerinde ve mesleklerde değişim ve dönüşüme yol açtığını dile getirerek, "Dünya Ekonomik Forumu’nun bu konuda çalışmaları var. Çok sayıda insanın bu süreçlerin sonunda işini kaybedebileceği söyleniyor. Bir taraftan da 2030 yılına kadar bu dijital imkanlarla 170 milyon kişiye yeni iş imkanı oluşabileceği ifade ediliyor. Geçerliliğini kaybeden meslekler ve yeni istihdam imkanlarının ötesinde bütün mesleklerin yapılış biçimleri değişiyor. Uluslararası Çalışma Örgütü ile Polonya Ulusal Araştırma Enstitüsü’nün ortak raporuna göre küresel istihdamın yüzde 25’i üretken yapay zekâdan etkilenecek ve özellikle gelişmiş ülkelerde bu oran yüzde 35’lere kadar çıkabilecek. Özellikle ofis ve büro işleri ile medya, yazılım ve finans gibi mesleklerde de yapay zekânın etkisi giderek artıyor. Bu süreç, çalışma biçimlerinin, sosyal güvenlik sistemlerinin ve istihdam politikalarının yeniden tasarlanmasını zorunlu kılan yapısal bir değişimi beraberinde getirmektedir. Bu gelişmeler karşısında doğru tutum, teknolojiyi, insan emeğini dışlayan bir unsur olarak değil, dijital becerilerle güçlendiren bir fırsat olarak gören kapsayıcı bir yaklaşımda yatmaktadır" ifadelerini kullandı. "Çok detaylı katı düzenlemeler yaparsak gelişimin önüne geçip dinamiği zayıflatabiliriz" Dijital Türkiye vizyonunun temel unsurlarından birinin kamu politikalarının, yasal ve idari düzenlemelerin dijital dönüşüme uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılması olduğunu söyleyen Yılmaz, "Teknolojinin dinamik yapısını dikkate alarak, bu süreci çerçeve düzenlemeler ile yönetmenin daha anlamlı olduğuna inanıyoruz. Bu alanlarda dünyada da henüz çok oturmuş, standart diyebileceğimiz düzenlemeler yok. Dolayısıyla yol yürürken yeni yaklaşımlar geliştirmek zorundayız. Çok detaylı katı düzenlemeler yaparsak gelişimin önüne geçip dinamiğini zayıflatabiliriz. Bizim dijital düzenlemelerle ilgili temel yaklaşımımız çerçeve düzenlemeler yapıp, gelişmelere göre bu düzenlemelerimizin uyum sağlayacağı bir süreç yönetimi yapmaktır" diye konuştu. "Yeni nesil modellerle kadın-erkek fırsat eşitliği ve iş-özel yaşam dengesi önceliklerimiz arasındadır" Orta Vadeli Program'da ve çeşitli dokümanlarda bu alana ilişkin politikaların ana çerçeve itibarıyla ortaya konulduğunu aktaran Yılmaz, "Bu süreçte uzaktan, kısmi ve geçici süreli çalışma ile platform çalışması gibi yeni nesil modellerle kadın-erkek fırsat eşitliği ve iş-özel yaşam dengesi önceliklerimiz arasındadır. Geçtiğimiz yıl Ekonomi Koordinasyon Kurulumuzda da yeni nesil çalışma modellerine ilişkin sosyal taraflarla diyalog çerçevesinde yürütülen mevzuat hazırlıklarında gelinen son noktayı değerlendirmiştik. Kadınların iş ve aile yaşamını dengeli bir şekilde sürdürebileceği yeni nesil çalışma modellerinin geliştirilmesi, Nüfus Politikaları Kurulumuzda da detaylı bir şekilde ele aldığımız hususların başında gelmektedir. Biz şunu istiyoruz; kadınlar ev hayatı ile iş hayatı arasında tercih yapmaya zorlanmasın. İsteyen ikisini de birlikte yürütebilsin. Bu genel kalkınma modelimiz ve nüfus politikalarımız anlamında da çok stratejik bir mesele. Bunu mutlaka başarmak durumundayız. Bunu yaparken çalışma hayatımızdaki genel ilkeleri de zedelemeden başarmak durumundayız" ifadelerine yer verdi. İşçi ve işveren sendikalarının dijital dönüşüm sürecinde çalışma hayatının temel denge unsuru olarak sosyal diyaloğun güçlenmesi ve katılımcı yönetişimin gelişmesi açısından önemli bir rol üstlendiğini belirten Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, sözlerine şöyle devam etti: "Bu süreçte sendikalar, dijital platformlarda çalışanların statüsü, yeni nesil çalışma modelleri, algoritmik yönetim uygulamaları ve veri koruma gibi konularda çözüm üreten ve politika süreçlerine katkı sunan en önemli paydaşlar arasında yer almaktadır. Genç kuşak çalışanların esnek, hibrit ve dijital odaklı çalışma tercihleri ise sendikal yapılara örgütlenme stratejilerini yenileme ve yeni iletişim kanalları geliştirme yönünde önemli fırsatlar sunmaktadır. Türkiye’nin köklü sendikal geleneğinden güç alan sendikalarımızın dijital çağın gerektirdiği yenilikçi, kapsayıcı ve diyaloga açık bir sendikal vizyon geliştirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bu husus hem çalışanlarımızın haklarının korunması hem de çalışma hayatının geleceğine yön verilmesi anlamında değerlidir."

Aralık ayında 2,51 trilyon TL tutarında ödeme kartla yapıldı Haber

Aralık ayında 2,51 trilyon TL tutarında ödeme kartla yapıldı

Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Aralık ayına ilişkin kartlı ödeme verilerini açıkladı. Buna göre, 2,51 trilyon TL tutarında 1,8 milyar adet kartlı ödeme işlemi gerçekleşti. Mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti. İnternetten kartlı ödeme tutarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 46 büyüme ile 760,4 milyar TL oldu. Kart sayıları gelişimi Aralık ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 142,1 milyon, banka kartı sayısı 209,0 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 109,5 milyon adet oldu. 2024 yılının Aralık ayı ile kıyaslandığında kredi kartı adedinde yüzde 10’luk, banka kartı adedinde yüzde 8’lik artış, ön ödemeli kart adedinde ise yüzde 2’lik düşüş yaşandı. Toplam kart sayısı ise 460,6 milyon adede ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 6 artış gösterdi. Kartlı ödeme tutarı gelişimi Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Aralık ayında yapılan toplam ödeme tutarı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48 artarak 2 trilyon 511,1 milyar TL oldu. Kartlı ödemelerin 2.143,6 milyar TL’si kredi kartları ile yapılırken 359,7 milyar TL’sinde banka kartları, 7,8 milyar TL’sinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartı ile yapılan ödemelerde önceki yılın aynı dönemine göre büyüme oranı yüzde 50, banka kartı ile yapılan ödemelerde yüzde 55 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödemelerde ise bu oran yüzde -76 oldu. Kartlı ödeme işlem adedi gelişimi Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlar ile Aralık ayında yapılan toplam ödeme adedi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 11 artarak 1,8 milyar adet oldu. Kartlı ödemelerin 1.044,5 milyon adedi kredi kartları ile yapılırken 716,6 milyon adedinde banka kartları, 34,5 milyon adedinde ise ön ödemeli kartlar kullanıldı. Kredi kartları ile yapılan ödeme adetlerinde büyüme oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13, banka kartları ile yapılan ödeme adetlerinde yüzde 27 olurken ön ödemeli kartlar ile yapılan ödeme adetlerinde ise bu oran yüzde -74 oldu. İnternetten kartlı ödeme tutarı gelişimi İnternetten kartlı ödemeler, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 46 artarak 760,4 milyar TL’ye yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 31 oldu. İnternetten kartlı ödeme adedi gelişimi İnternetten kartlı ödeme adedi, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3 artarak 250,4 milyon adede yükseldi. İnternetten yapılan kartlı ödemelerin toplam içindeki payı ise yüzde 14. Temassız ödeme tutarı gelişimi Kartlarla yapılan temassız ödeme adedi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12 artarak 1.190,9 milyon adet oldu. Temassız ödeme tutarı ise geçen yılın aynı dönemine yüzde 52 artarak 768,5 milyar TL oldu. Aralık ayında mağaza içi yapılan her 5 kartlı ödemeden 4’ü temassız gerçekleşti.

Zorlu Enerji LSEG değerlendirmesinde dünya lideri oldu Haber

Zorlu Enerji LSEG değerlendirmesinde dünya lideri oldu

Yenilenebilir enerjinin öncü şirketlerinden Zorlu Enerji, uluslararası finansal analiz ve raporlama kuruluşu London Stock Exchange Group (LSEG) tarafından 2024 yılı mali verileri baz alınarak yapılan 2025 ESG değerlendirmesinde, çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanında 100 üzerinden 92 puan aldı. Bu skorla şirket, Elektrik Hizmetleri ve Bağımsız Güç Üreticileri kategorisinde dünya genelinde raporlama yapan 346 şirket arasında birinci sıraya yükselerek, küresel liderliğini tescilledi. Çevresel, Sosyal ve Yönetişimde küresel ölçekte güçlü performans Zorlu Enerji, LSEG değerlendirmesinde çevresel, sosyal ve yönetişim başlıklarının tamamında sergilediği dengeli ve yüksek performansıyla öne çıktı. Şirket, en yüksek performans gösterdiği Çevresel (Environment) kategorisinde 96 puana ulaşırken, iklim kriziyle mücadeleye yönelik çalışmaları ile etkin kaynak yönetimi stratejileri bu yüksek skorda belirleyici rol oynadı. Sosyal (Social) kategorisinde 90 puan alan Zorlu Enerji, özellikle Ürün Sorumluluğu başlığında elde ettiği 99 puan ve Toplum başlığındaki 93 puanla küresel ölçekte en iyi uygulamalar seviyesinde bir performans sergiledi. Kurumsal Yönetişim (Governance) alanında da 90 puan alan Zorlu Enerji, şeffaf ve hesap verebilir yönetim anlayışıyla dikkat çekerken, Yönetim (Management) başlığında elde ettiği 98 puanla kurumsal olgunluğunu ve güçlü yönetim yapısını bir kez daha ortaya koydu. Uzun vadeli değer oluşturma dayalı sürdürülebilirlik vizyonu Zorlu Enerji CEO’su Elif Yener, çevresel, sosyal ve yönetişim alanlarında küresel ölçekte tescillenen en iyi uygulamaları esas alan örnek bir iş modeliyle faaliyet gösterdiklerini belirterek 2040 net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerlediklerini ifade etti. Sürdürülebilirliği tüm faaliyet ve karar alma süreçlerinin merkezine aldıklarını vurgulayan Elif Yener, "Geleceğe uyumlu bir şirket olma hedefiyle faaliyetlerimizin her aşamasında sürdürülebilirliği esas alıyor, içinde bulunduğumuz topluma ve dünyaya uzun vadeli değer katmayı amaçlıyoruz. Zorlu Enerji olarak, uzun vadeli değer oluşturma yaklaşımımızı "Onarıcı Operasyonlar ve Değer Zinciri", "Etki Odaklı Büyüme" ile "İnsan ve Kültür" başlıkları etrafında şekillendiriyoruz. Sürdürülebilirliğin enerji sektörüne ve dünyanın geleceğine yön veren temel konulardan biri olduğuna inanıyoruz. LSEG değerlendirmesinde dünya birincisi olmak, bu yaklaşımımızın uluslararası ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor" dedi.

Türkiye'de çalışanların yüzde 84'ü çalıştığı kurumu seviyor Haber

Türkiye'de çalışanların yüzde 84'ü çalıştığı kurumu seviyor

Dünyada çalışma hayatı hızla dönüşürken Pluxee çalışan-işveren ilişkisine ışık tutmak ve çalışan deneyimini yeniden tanımlamak amacıyla araştırmalarına devam ediyor. Şirketin Ipsos iş birliğiyle gerçekleştirdiği ‘İş Dünyasında Bağlılığın Yeni Tanımı' araştırması, çalışan beklentilerinde köklü bir dönüşüm yaşandığını ortaya koyuyor. Türkiye'nin de aralarında bulunduğu Brezilya, İngiltere, Hindistan gibi farklı coğrafyalardan 10 ülkede, 8 bin 700 çalışanın katılımıyla gerçekleştirilen araştırmaya göre, küresel olarak çalışanların yüzde 83'ü çalıştığı şirketi sevdiğini ya da olumlu hisler beslediğini ifade ediyor. Ancak bu bağlılık artık koşulsuz bir adanmışlık üzerinden değil; denge, anlam ve karşılıklı değer temelinde şekilleniyor. Sessiz istifa değil, dengeli bağlılık Kamuoyunda iş hayatı çoğu zaman "sessiz istifa" ve "büyük kopuş" kavramlarıyla anılırken araştırma, bu anlatının eksik kaldığını gösteriyor. Bulgulara göre, Türkiye'de çalışanların yüzde 84'ü çalıştığı kurumu "sevdiğini" ya da "beğendiğini" ifade ederken çalışanlar işteki iyi olma hâllerini 10 üzerinden 7,9 puanla değerlendiriyor. Bu tablo, çalışanların işlerinden duygusal olarak uzaklaşmadığını; aksine iş ve işyeriyle beklenenden daha güçlü fakat daha dengeli bir bağ kurduğunu ortaya koyuyor. Şirketin ortaya koyduğu "Dengeli Bağlılık" kavramı, bağlılığın biçim değiştirerek daha bilinçli, değişken ve sınırları olan bir tutum haline geldiği gerçeğine işaret ediyor. İyi yaşamın şifresi: Güçlü bağlar, yakın ilişkiler ve zamanı sahiplenmek Araştırma, Türkiye'de "iyi yaşam" algısının merkezinde maddi göstergelerden çok insan ilişkilerinin yer aldığını net biçimde ortaya koyuyor. Türkiye'de çalışanların yüzde 54'ü hayatı iyi kılan en önemli unsur olarak "etrafımda iyi insanlar var" ifadesini öne çıkarırken; kendine zaman ayırabilmek (yüzde 42) ve iyi hissetmek (yüzde 41) ikinci sırada geliyor. Çalışanlara "Haftada fazladan 4 saatin olsaydı ne yapardın?" sorusu yöneltildiğinde ise yüzde 31'i sevdikleriyle daha fazla vakit geçirmek istediğini, yüzde 19'u ise egzersiz yapmayı tercih edeceğini belirtiyor. Öte yandan çalışanların yüzde 35'i işinin hayatının merkezinde olduğunu söylerken yüzde 58'i "elimden geldiğince çok çalışırım" diyor. Bu gelişmekte olan ekonomiler ortalamasının oldukça üzerinde bir oran. Ancak bu tablo, işin her şeyin önüne konulduğu bir yaşamı değil; çabanın ilişkiler, kişisel iyilik hâli ve zamanı yönetebilme becerisiyle dengelendiği bir yaklaşımı işaret ediyor. "Çalışanlarının özel hayatındaki farklılıklarını önemseyen şirketler, çalışan deneyiminde ve işe bağlılıkta çıtayı yukarı taşıyacak" Pluxee Türkiye CEO'su Eda Uluca Özcan, araştırmanın iş dünyası için taşıdığı mesaja şu sözlerle dikkat çekti: "Günümüzde çalışanları yalnızca işteki rolleriyle ele almak artık mümkün değil. Araştırmamız, her geçen gün daha fazla çalışanın iş ile kişisel yaşam arasında yeni bir denge kurduğunu ortaya koyuyor. Biz bu yaklaşımı ‘Dengeli Bağlılık' olarak tanımlıyoruz. Bu yaklaşım, şirketlerle çalışanlar arasındaki ilişkiyi de köklü biçimde yeniden tanımlıyor. Türkiye'de çalışanların yüzde 43'ü için samimi ve destekleyici bir iş ortamı iş yerinde memnuniyetin en önemli unsuru. Yüzde 40'ı gösterdiği çabanın görülmesini ve takdir edilmesini bekliyor, yüzde 35'i ise özerklik ve karar alma yetkisinin kendileri için kritik olduğunu söylüyor. Bugün bağlılık; sessizce geri çekilmek ya da koşulsuzca adanmak arasında değil, karşılıklı güven ve değer üretimi üzerinde şekilleniyor. İşverenler için asıl fark oluşturan nokta da burada başlıyor: çalışanlarını tek tip beklentilerle değil, bireysel ihtiyaçları ve yaşam evreleriyle anlayabilmek." Bağlılık tek renk değil: Hayatla birlikte değişen 8 farklı ton Araştırma, çalışan bağlılığının artık "ya tamamen adanmış ya da kopmuş" gibi keskin tanımlarla açıklanamayacağını gösteriyor. Bağlılık; hayatın farklı evreleri, kişisel öncelikler ve bireyin içinde bulunduğu koşullara göre ton değiştiriyor. Bu dönüşümü bireyin özel hayatına verdiği önem ve kişisel hedefleriyle toplumsal aidiyet arasında kurduğu denge olmak üzere iki temel eksen üzerinden ele alan araştırma, sekiz farklı bağlılık profili ortaya koyuyor. Araştırmada bağlılık, sabit bir tutum değil; hayatla birlikte şekillenen, esneyen ve yeniden ayarlanan canlı bir deneyim olarak karşımıza çıkıyor. Araştırma, Türkiye'de iş yerini cazip kılan unsurlara dair de içgörüler sunuyor. Çalışanlar için "iyi maaş" yüzde 48 ile ilk sırada yer alırken "ihtiyaca uygun yan haklar" yüzde 36 ile hemen ardından geliyor. Çalışma aynı zamanda, çalışanların destekleyici bir ortam, takdir edilme ve kendilerine zaman ayırabilme gibi insani ihtiyaçlara her zamankinden daha fazla önem verdiğini ortaya koyuyor. Eda Uluca Özcan, araştırmanın özellikle bağlılık konusunda önemli bir tablo çizdiğini, bağlılığı şekillendiren beklenti ve motivasyonların değiştiğini vurgulayarak şöyle konuştu: "Çalışanı gerçekten gören, dinleyen ve destekleyen kurumlar, bağlılığı doğal olarak güçlendiriyor. Bu araştırma ile çalışma hayatının geleceğini şekillendiren bu yeni bağlılık kurallarını keşfetmeyi, liderler ve karar vericiler için görünür kılmayı amaçladık. Şirket olarak, çalışan-işveren ilişkisini yalnızca ölçen değil, geliştiren bir yaklaşımla; daha insan odaklı, dengeli ve sürdürülebilir bir çalışma dünyasına katkı sağlamaya devam edeceğiz."

En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.