Hava Durumu

#Baba Mesleği

TOURISMJOURNAL - Baba Mesleği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Baba Mesleği haber sayfasında canlı gelişmelerle ulaşabilirsiniz.

Yağmurun başkentinde 40 yıllık şemsiye tamiri geleneği sürüyor Haber

Yağmurun başkentinde 40 yıllık şemsiye tamiri geleneği sürüyor

Türkiye’nin en yağışlı şehirlerinden biri olan Rize’de, yağmur günlük hayatın vazgeçilmez bir parçası olurken, şemsiye de kent kültürünün en önemli simgelerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak teknolojinin, tüketim alışkanlıklarının ve ucuz ithal ürünlerin gölgesinde unutulmaya yüz tutan mesleklerden biri olan şemsiye tamirciliği, Rize’de hala küçük bir dükkanda yaşamaya devam ediyor. Rize merkezde yıllardır aynı dükkanda çalışan 61 yaşındaki Orhan Tarlacı, babasından öğrendiği şemsiye tamiri mesleğini yaklaşık 40 yıldır sürdürüyor. Çocuk yaşlarda başladığı çinko oluk ve lehim işlerini yıllar içinde şemsiye tamiriyle birleştiren Tarlacı, bugün Rize’de tek Karadeniz Bölgesi’nde ise bu işi yapan sayılı ustalardan biri olarak biliniyor. Tarlacı’ya Artvin’den Trabzon’a kadar birçok noktadan tamir için şemsiye gelirken, İstanbul’da yaşayan Rizeliler bile yaz aylarında bozuk şemsiyelerini Rize’ye getiriyor. Babasından öğrendiği mesleği 40 yıldır sürdürüyor Çocukluk yıllarından beri çinko oluk, lehim ve tamir işleriyle uğraştığını anlatan Orhan Tarlacı, mesleğin aileden kendisine kaldığını söyledi. Tarlacı, "Çocukluğumdan beri çinko, oluk ve lehim işleriyle uğraşıyorum. Bu bizim dede mesleğimiz. Dededen babaya, babadan da bize kaldı. Eskiden daha çok çinko oluk işi yapardık. Çatı olukları, sac işleri olurdu. O zamanlar bu işler çoktu. Sonradan çinko işi bitti, lehim işi azaldı. Yaklaşık 40 senedir de daha çok şemsiye tamiri ile uğraşıyorum. Elimizden geldiği kadar en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz" dedi. Eskiden Rize’de bu işi yapan çok sayıda usta bulunduğunu ancak zamanla mesleğin yok olmaya başladığını ifade eden Tarlacı, "Şu anda biliyorsunuz Rize’de şemsiye tamircisi yok. Eskiden vardı. Bakırcılar Sokağı’nda vardı mesela. O ustalar da yıllar önce vefat etti. Yaklaşık 15-20 sene oldu öleli. Ondan sonra bu işler bize kaldı. Biz de elimizden geldiği kadar devam ettirmeye çalışıyoruz" diye konuştu. "İstanbul’dan bile şemsiye getiriyorlar" Şemsiye tamiri yapan insan sayısının çok azaldığını söyleyen Tarlacı, "Ben hemen hemen 40 senedir bu işi yapıyorum. Rahmetli babam yapardı. Ben de ondan öğrendim. Babamdan bana kaldı. Bizden sonra ne olur artık bilemiyorum. Çünkü bu işi yapan da yetişmiyor artık. Şu anda Karadeniz’de şemsiye tamircisi yok gibi bir şey. Hopa’dan Trabzon’a kadar insanlar bana şemsiye getiriyor. Hatta İstanbul’dan bile geliyor. Yazın memlekete gelenler bozulan şemsiyelerini topluyor, getirip bana yaptırıyor. Çünkü artık şemsiye tamiri diye bir sanat kalmadı. Şemsiye tamiri bitti. Zaten sanatların çoğu bitti. Bizim asıl dede mesleğimiz çinko oluk işi. Sonra lehim işleri, lüks tamiri, şemsiye tamiri Lehim işinin her çeşidini yaparız. Mesela bakır kaplar delinir, onları lehimleriz. Eskiden bu işler çok olurdu. Şimdi o işler de bitti" ifadelerini kullandı. "Rize’de şemsiyesiz dışarı çıkılmaz" Rize’de yaşayan insanların hava durumuna bakmadan evden şemsiyeyle çıktığını söyleyen Tarlacı, kentte şemsiyenin günlük hayatın ayrılmaz bir parçası olduğunu anlattı. Tarlacı, "Burası Rize. Yağmurun başkenti. Burada insanlar evden çıkarken şemsiyesiz çıkmaz. Hava açık diye güven olmaz. Sabah güneş olur, öğlene yağmur yağar. Çarşıya çıkan adamın elinde mutlaka şemsiye olur. Burada şemsiye elde taşınır yani" şeklinde konuştu. Emekli olduğunu ve şemsiye tamirciliğini severek yaptığını söyleyen Tarlacı, "Ben emekliyim. Şükürler olsun. Bu işi geçim kaynağı olarak yapmıyorum artık. Harçlığımız çıkıyor işte. Ama sadece şemsiye tamiriyle ev geçindirmek zor. O yüzden lehim işi de yapıyoruz, başka tamir işleri de yapıyoruz" dedi. "Şimdiki şemsiyelerin ömrü yok" Eskiden kullanılan şemsiyelerin daha kaliteli olduğunu söyleyen Tarlacı, günümüzde satılan birçok ürünün kısa sürede kırıldığını ifade etti. Tarlacı, "Güneşli havalarda bakarsın üç-beş şemsiye gelir. Ama yağmurlu havalarda iş çoğalır. Özellikle kışın yoğun olur. Eskiden şemsiye ucuzdu. İnsanlar tamir yaptırmazdı. Atar yenisini alırdı. Ama şimdi en kötü şemsiye olmuş 350-400 lira. Bir de çoğu Çin malı. Eskiden kaliteli şemsiyeler vardı. Kobalt vardı, başka kaliteli markalar vardı. Onların parçaları çelik olurdu. Şimdi hepsi plastik" diye konuştu. Dükkanında hala eski şemsiyelerin parçalarının bulunduğunu belirten Tarlacı, "Eskiden çelik olan parçalar şimdi plastik olmuş. Çin şemsiyesi bunlar. Şimdi her şey Çin oldu zaten. Şemsiyeler de öyle. Şimdi öyle oluyor ki adam dükkandan sıfır şemsiye alıyor, müşteriye gösterirken şemsiye kırılıyor. Yepyeni şemsiye kırılıyor. Burada benim dükkanda bile sıfır kırık şemsiyeler var. Tamir etmem için getiriyorlar. Çünkü malzeme kalitesiz" ifadelerini kullandı. "Poşet poşet şemsiye getiriyorlar" Şemsiyelerin pahalanmasıyla birlikte tamire olan ilginin arttığını söyleyen Tarlacı, özellikle kadın müşterilerin çok sayıda şemsiye getirdiğini anlattı. Tarlacı, "Ama şimdi şemsiye pahalı olduğu için insanlar atamıyor. 350-400 liralık şemsiyeyi bir kere kırıldı diye çöpe atmak kolay değil. Getiriyor bana, 50 lira 100 lira verip yaptırıyor. Özellikle kadın müşteriler çok getiriyor. Poşet poşet bozuk şemsiye getiriyorlar. ’Bunları atmaya kıyamıyoruz’ diyorlar" şeklinde konuştu. "Şemsiye tamiri sabır ister" Şemsiye tamirinin göründüğünden daha zor bir iş olduğunu anlatan Tarlacı, "Şemsiye tamiri sabır işi. Zevkli iş ama çok sabır istiyor. Bazı şemsiyeler oluyor 8 telli, bazıları 16 telli oluyor. İçine el bile zor giriyor. Bazen tamir ederken 10 dakika uğraşıyorum, olmuyor, bırakıyorum. Sonra biraz bekleyip tekrar başlıyorum. Sabır olmadan yapılacak iş değil. Ama ben seviyorum bu işi. Benim için biraz da hobi oldu artık. Emekliyim sonuçta. Geliyorum dükkana, uğraşıyorum. Sanatımdan zevk alıyorum. Yaptığım işten memnunum. İnsanları memnun etmeye çalışıyorum" diye konuştu. "Bu işi sakın bırakma diyorlar" Müşterilerinin kendisine sık sık dua ettiğini belirten Tarlacı, mesleğin kaybolmasından dolayı insanların endişe duyduğunu söyledi. Tarlacı, "Allah sağlık verdiği sürece de yaparım herhalde. Ölene kadar devam ederim diye düşünüyorum. İki tane oğlum var. Birisi biraz yapar ama başka yerde çalışıyor. Diğeri de başka işte çalışıyor. Ben burada emekliliğimi sürdürüyorum işte. Müşteriler bana çok dua ediyor. Özellikle kadın müşteriler geliyor, ’Bu işi sakın bırakma’ diyor. ’Sen bırakırsan biz şemsiyeleri nereye yaptıracağız?’ diyorlar. ’Allah sana uzun ömür versin’ diyen çok oluyor. Çünkü artık yapan yok" ifadelerini kullandı. "Bizden sonra ne olur bilmiyorum" Gençlerin bu tür işlere ilgi göstermediğini söyleyen Tarlacı, "Şimdiki gençler de bu işe yanaşmıyor. ’Şemsiye tamirciliği mi olur?’ diyorlar. Küçümsüyorlar biraz. Çırak da yetişmiyor zaten. Bugün bir çırağa ne vereceksin? Günlük üç-beş şemsiye tamiriyle ancak kendi masrafını çıkarıyorsun. Benim kendi oğlum bile geliyor, 5-10 dakika duruyor, sonra gidiyor. Çünkü başka işte çalışıyor. Şimdiki gençler bu işlere meyilli değil. Ben çocukluğumdan beri aynı dükkandayım. Aynı yerde çalışıyorum. Dediğim gibi bu iş dedemden babama, babamdan bana kaldı. Bizden sonrası ne olur artık bilmiyorum. Belki tamamen biter, belki biri çıkar devam ettirir. Ama şu anda yapan yok. Kışın işler biraz iyi oluyor ama yazın pek iş olmuyor" dedi. Yıllardır aynı dükkanda şemsiyeleri tamir ederek mesleğini sürdüren Orhan Tarlacı, yağmurun eksik olmadığı Rize’de hem insanların şemsiyelerini hem de kaybolmaya yüz tutmuş bir zanaati ayakta tutmaya devam ediyor.

Besni’de Yemeni Sanatı Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya Haber

Besni’de Yemeni Sanatı Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıya

Özçetinkaya, çırak yetişmemesi ve yeterli destek görememesi nedeniyle geleneksel yemeni sanatının birkaç yıl içinde tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyledi. Kültür ve Turizm Bakanlığı yemeni sanatçısı olan Hakan Özçetinkaya, baba mesleği olan yemeni ustalığını yıllardır büyük emekle sürdürüyor. Ayakkabıcılığın atası olarak bilinen yemeni, günümüzde Besni’de yalnızca Özçetinkaya’nın el emeğiyle yaşatılmaya devam ediyor. Besni’de şu anda tek yemeni ustası olarak çalıştığını belirten Özçetinkaya, mesleğe küçük yaşlarda başladığını ifade ederek, "Adıyaman’ın Besni ilçesinde yemeni ustası olarak tek ben çalışmaktayım. Dedemin erken vefatından dolayı bu mesleğe küçük yaşlarda başladım. Şu anda 43 yıldır bu işi sürdürüyorum" dedi. Ürettikleri ürünlerin çarık ve yemeni olarak adlandırıldığını belirten Özçetinkaya, tüm ürünlerin tamamen el emeğiyle hazırlandığını söyledi. Özçetinkaya, "Yaptığımız ürünlerin ismi çarık ve yemeni. Yüzde yüz doğal ve el yapımıdır. İnsan vücuduna herhangi bir zarar vermez. Ayakta mantar ve kaşıntı gibi rahatsızlıklara da iyi gelir" ifadelerini kullandı. Geleneksel yöntemlerle üretilen yemeni sanatının günümüzde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayan Özçetinkaya, en büyük sorunun çırak yetişmemesi olduğunu belirtti. Özçetinkaya, "Başlıca sıkıntımız çırak bulamamak ve insanların bu sanata gereken ilgiyi göstermemesi. Gerekli yerlerden yeterli destek göremiyoruz. Ben burada tek başıma çalışıyorum. Bizim götürebildiğimiz yer buraya kadar. Çırak yetişmediği takdirde bu meslek Besni’de bitecek. Biz elimizden geleni yapıyoruz ancak gerekli destek sağlanmazsa birkaç sene sonra bu meslek tamamen yok olabilir" diye konuştu. Besni’de yarım asra yaklaşan emeğiyle geleneksel yemeni sanatını yaşatmaya çalışan Hakan Özçetinkaya, mesleğin devamı için destek verilmesi ve yeni çırakların yetiştirilmesinin hayati önem taşıdığını dile getirdi.

"Hicaz" ve "Rast makamı" Maraş çöreğinin üretimini sürdürüyor Haber

"Hicaz" ve "Rast makamı" Maraş çöreğinin üretimini sürdürüyor

Kahramanmaraş Babasıyla yıllardır çarşıda yöresel lezzet Maraş çöreği yapan Kamil Akçöp, depremlerde yaşadıkları binanın yıkılmasıyla babası ve annesi ile ağabeyi, ablası ve pek çok akrabasını kaybetti. Yaşadığı acıları içine atarak baba yadigarı fırının başına geçen Yılmaz Akçöp, gücünün yettiğince babasının emanetini taşımayı hedefliyor. Kamil Akçöp, AA muhabirine, 1982 yılından itibaren çarşıda Maraş çöreği yapan babasının bu lezzeti Kahramanmaraş'a sevdiren ilk kişilerden olduğunu söyledi. Depremde kaybının çok olduğunu dile getiren Akçöp, "Ben 7 yaşından beri buradayım. Elimizden geldiği kadar babamın ismini yaşatacağız burada. Kaybımız çok olduğu için depremden 20 gün sonra iş yerimizi açabildik. Yakınlarımıza görevimizi yaptıktan sonra kaldığımız yerden devam ediyoruz. Hayat devam ediyor." dedi. Babasının ismini yaşatmayı istediğini vurgulayan Akçöp, "Babam sosyal bir insandı, şarkı söylerdi, sanat müziğiyle uğraşırdı. Her çöreğine makam verirdi. Yumuşak çöreğe 'hicaz', sert çöreklere 'rast makamı' derdi. Çok büyük acı yaşadık, o süreç anlatılmaz zaten. Biz de babamın yadigarı olan mesleğimizi tekrardan kaldıracağız. Burada giden esnaf arkadaşlarımız var. Herkesin acısı büyük, Allah'ın izniyle en yakın zamanda çıkacağız bu işlerden." ifadelerini kullandı. Deprem gecesi babası "Oğlum gel maç izleyelim" diye aramış Depremin olduğu gün kayınpederinin evinde kaldığını anlatan Akçöp, şunları kaydetti: "Orası biraz dağlık alan olduğu için hayatta kaldık. O gün, pazar günü babam üç sefer aradı beni aradı, 'Oğlum gel maç izleyelim' diye. 'Baba burada durayım' dedim. O da 'Oğlum gel' dedi ısrarla. Hiç demeyen adam üst üste ısrarla 'Gel' dedi. O gün kayınbabamlarda ekşili çorba yapmışlardı, Maraş'a özgü yöresel yemek, onun hatırına orada kaldım. O sabah evime geldim, baktım bizim evimiz de çökmüş. Benim binadan da 55 kişi vefat etmiş. Yerle bir olmuş. Öyle duygular yaşadık, anlatılmaz. Allah düşmanımızın başına bile vermesin. Bu ülke bizim, birlik beraberlik üst seviyede olduğu sürece hiçbir şey olmaz inşallah."

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.