
Seyahat dünyasında yükselen yeni trend, en beklenmedik mekânları tatil rotasına dönüştürüyor: Bir zamanlar mahkumların kaldığı cezaevleri, şimdi beş yıldızlı oteller olarak yeniden doğuyor.
Bir zamanlar özgürlüğün kısıtlandığı, soğuk taş duvarlar ve demir parmaklıklarla anılan mekanlar; bugün 2026’nın en iddialı seyahat trendi 'salvaged stays' sayesinde lüksün yeni adresi haline geliyor.
Osmanlı döneminden kalma bir nezarethaneden, Alman devrimciler için inşa edilmiş bir hapishaneye uzanan bu mekânlar, tarihle lüksün kesiştiği en sıra dışı konaklama deneyimi sunuyor.
İstanbul’un aydın muhaliflerine ev sahipliği yapan eski cezaevi
Türk neoklasik üslubun öncülerinden Mimar Kemaleddin Bey tarafından tasarlanan Four Seasons Hotel Istanbul at Sultanahmet, 1918 yılında inşa edildi.
1969’a kadar cezaevi olarak kullanılan yapı, uzun yıllar boyunca yazarlar, gazeteciler ve aydın muhaliflere ev sahipliği yaptı. Nazım Hikmet Ran’ın “Memleketimden İnsan Manzaraları” ile Orhan Kemal’in “72. Koğuş” gibi Türk edebiyatının klasikleri bu duvarlar arasında kaleme alındı.
1980’lerde kısa bir süre daha siyasi mahkumlar için kullanılan bina, daha sonra kapsamlı bir restorasyon geçirdi ve 1996’da Four Seasons Hotel Istanbul at Sultanahmet adıyla otel olarak yeniden açıldı.
Bugün Boğaz manzarasına açılan 65 geniş oda ve süitiyle binada cezaevinden kalan izler yalnızca mermer ve taş detaylarla sınırlı. İçeride geleneksel hamam deneyimi sunan Kurna Spa, birkaç restoran ve bar da bulunuyor.
Sultanahmet’in kalbinde yer alan otel, Ayasofya ve Topkapı Sarayı gibi İstanbul’un en ikonik yapılarından yalnızca birkaç adım uzaklıkta, tarihiyle lüksü buluşturan benzersiz bir konaklama deneyimi sunuyor.
Japonya'daki eski bir çocuk cezaevi
Bu yıl haziran ayında açılması planlanan Hishino Resorts tesisi, eski Nara Çocuk Cezaevi’nin bulunduğu alanda yer alıyor.
Meiji döneminde, 1908 yılında açılan bina 2017’ye kadar cezaevi olarak kullanıldı; kapanmasının ardından Ulusal Önemli Kültürel Varlık ilan edildi.
Japon otel markası, kırmızı tuğlalı cephesi ve iç çelik iskeleti de dahil olmak üzere yapının özgün hapishane dokusunu korumaya özen göstermiş, ancak mekanın kapalı ve sıkışık hissettirmemesi için tasarımda dikkatli davranmış.
Tamamı süitlerden oluşan otelde, her biri 9 ila 11 eski tek kişilik hücrenin birleştirilmesiyle oluşturulmuş 48 oda bulunuyor. Eski tutukevi kanadı ise artık Japon-Fransız mutfağı sunan bir restorana ev sahipliği yapacak.
Aynı alanda nisan ayında açılması planlanan Nara Hapishanesi Müzesi, ziyaretçilere kurumun tarihini ve mimari mirasını yakından tanıma fırsatı sunacak.
Otelin dışında konuklar, serbestçe dolaşan geyikleriyle ünlü Nara Parkı’nı gezebilir, kentin Yedi Büyük Tapınağı’ndan biri olan ve UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Todai-ji başta olmak üzere birçok tapınağı ziyaret edebilir.
Özgürlük savaşçılarının eski cezaevi
Bugünkü Hotel Liberty’nin bulunduğu, kökeni 1840’lara uzanan binanın ilk “konukları”, 1848’deki başarısız Baden Devrimi’nden siyasi mahkûmlardı.
2017’de otel olarak yeniden açıldığında, mimar Jürgen Grossmann iki eski kanadı bugün otelin resepsiyonu olarak kullanılan cam bir küple birleştirdi.
Yapının ilk işlevine dair göndermeler her yerde karşınıza çıkıyor: Hücre kapıları pratik kullanım için fazla küçük olduğundan, 38 süitin her birinin yanında dekor olarak asılı duruyor; otel restoranının adı Wasser&Brot (Su ve Ekmek) ise mahkûmların tipik yemeğine atıfta bulunuyor.
Offenburg, Almanya’nın Kara Orman bölgesine açılan kapı niteliğindeki kentlerden biri ve çevresinde bolca yürüyüş ve trekking rotası sunuyor.
Boston’un kötü şöhretli Charles Street Hapishanesi
1851’de açılan Charles Street Hapishanesi, cezaevi reformcusu Rahip Louis Dwight’ın katkılarıyla inşa edildi.
Dört kanadın her birinde üç kat yükselen kemerli pencereler ve sekizgen bir ana binadan oluşan tasarım, yapının bol ışık almasını sağlıyordu.
1990’a kadar cezaevi olarak kullanılan binanın o aydınlık atriyumu, 2007’de açılan otelin bugün en belirgin özelliklerinden biri.
Diğer tarihî unsurlar arasında pencerelerdeki dövme demirler ve otel restoranının içindeki korunmuş hücreler yer alıyor; eskiden mahkûmların spor yaptığı avlu ise bugün düzenlenmiş bir iç bahçeye dönüştürülmüş.
Restoran ve bar adlarının tamamı, binanın geçmişine gönderme yapan eğlenceli isimlerden oluşuyor; örneğin Alibi barı, hapishanenin eski nezarethanesinde hizmet veriyor. Haftalık turlara katılarak hapishanenin tarihini de dinleyebilirsiniz.
Tarihî Beacon Hill semtinde yer alan otelden konuklar, Charles River Esplanade boyunca yürüyüşe çıkabilir ya da Boston Common’ı ziyaret edebilir.
Avustralya’nın en kötü şöhretli hapishanelerinden biri
Bir zamanlar Ronald Joseph Ryan ve Mark ‘Chopper’ Read gibi azılı suçlulara ev sahipliği yapan Pentridge Hapishanesi, son on yıldır büyük bir dönüşümden geçiyor.
1851 ile 1997 yılları arasında cezaevi olarak kullanılan alan, bugün çeşitli restoran ve barlara, bir sinemaya ve hatta bir düğün mekânına ev sahipliği yapıyor.
Tesisin B Bölümü ise artık yalnızca 19 süite sahip butik otel The Interlude olarak hizmet veriyor.
Her bir süiti oluşturmak için dört ya da beş ayrı hücre birleştirilmiş; odaların iç tasarımında özgün taş işçiliği korunurken modern konfor unsurları eklenmiş.
Otel, yer altındaki yüzme havuzunun merkezde olduğu tesisi, dünyada “hapishaneden dönüştürülmüş ilk kentsel wellness kaçamağı” olarak tanıtıyor.
Konuklar, H Bölümü’nde düzenlenen Pentridge Hapishanesi turlarına katılarak cezaevinin tarihini daha ayrıntılı öğrenebiliyor.
Pentridge, Wurundjeri halkı için kutsal kabul edilen bir bölgede inşa edildi ve otel açılmadan önce yerel Wurundjeri yaşlısı Bill Nicholson, alanda törensel bir arındırma gerçekleştirdi.
Pentridge Coburg kompleksini keşfetmenin yanı sıra, çevredeki mahalle de kafeleri ve Orta Doğu mutfağı sunan restoranlarıyla tanınıyor.